Fatih Altaylı cezaevinden
yaşadıklarını anlattı:
- İki aydır görmediğim kızım için yemek hazırlıyordum, kapı çaldı!
- Hakime Hanım karar arası verdi troll hesaplar tutuklandığımı duyurmuştu bile.
- Üç otomobil Silivri’ye yola çıktık. Başkomiserin kullandığı Volkswagen’e makas atan bir genç çarptı. Araç pert oldu.
YouTube programında bir soruya cevap verirken yaptığı yorumla “Cumhurbaşkanına suikast ve tehdit” suçuyla gözaltına alınıp tutuklanan gazeteci Fatih Altaylı cezaevinden mektup yazdı:
“21 Haziran Cumartesi günü Emre ile gün boyu hafta sonu programlarının çekimlerindeydik. Öğle saatlerinde bir ara verip F1’in 2026’dan itibaren Türkiye’ye gelebilmesi için bazı görüşmeler yaptım. Ardından bazı çekimlere devam ettik.
Bu arada, Cuma günü yayınladığımız programda kullandığımız bazı ifadeleri kesip biçerek farklı anlamlara büründürmeye çalışan birtakım trollerin sosyal medya üzerinden başlattığı saldırıyı izliyorduk. Belli ki bir şeyler kaynatıyorlardı.
Akşam saat altı gibi eve döndüm. Pazar akşamı, iki aydan uzun süredir görmediğim kızım İstanbul’a gelecekti, heyecanlıydım. Mutfağa girip onun sevip özlediği yemekleri yapmaya başladım. Sarmaları ocağa koyduğum sırada kapı çaldı, saat galiba dokuza yaklaşıyordu.
“Hayırdır inşallah.” diye açtım, kimseyi beklemiyordum. Kapıda polis oldukları aşikâr dört kişi duruyordu. Gayet kibarca “Fatih Bey, iyi akşamlar. Hakkınızda gözaltı kararı var. Bizimle gelmeniz gerekiyor.” dediler.
Güldüm, “Ben sizi yarın sabah bekliyordum.” dedim. Öyle ya, Cumhurbaşkanlığı danışmanlığına oturtulmuş bir kişi gün içinde tehditler savurmuş, “suyumun ısındığını” söylemişti. Belli ki bir şeyler kaynatılıyordu.
“İçeri buyurun, hazırlanayım. Bir iki parça bir şey alayım.” dedim. “Biz giremeyiz, siz de buradan ayrılmayın, eşiniz hazırlasın.” dediler. Eşim annesinin yanındaydı, evde yoktu. “Hande, annesini görmeye Balıkesir’e gitmişti.” dedim. Polislere, eşimi arayıp haber vereyim dedim. Allah’tan o sırada henüz gitmemiş olan yardımcımızdan telefonumu istedim. Ekibin başındaki komiser, “Fatih Bey, telefon açamazsınız. Telefonunuzu da biz teslim alacağız.” diyerek telefonu aldı.
Yardımcımıza “Hande Hanım’a haber ver. Fatih Bey’i polisler götürdü, o da avukatıma haber versin.” dedim ve polislerin arasında evden çıktım. Üzerimde ev kıyafetlerim, ayağımda ev ayakkabılarım vardı.
Önce Haseki Hastanesi’ne gittik. Polis arkadaşlar son derece kibardı. Orada bir kadın doktor beni muayene etti, kronik rahatsızlığım olup olmadığını ve kullandığım ilaçları sordu. Yanıtlarımı not aldı, çok zarif, çok iyiydi. “Geçmiş olsun.” deyip yolladı.
Çıkıp ekip otomobiline geri döndük. Sonra başkomiser geldi ve “Doktor Hanım sizi tekrar görmek istiyor.” dedi. Muayene odasına döndüm. Bahsettiğim rahatsızlıklardan birinin ilacını söylemediğimi fark etmiş, “Unuttum.” diye düşünmüştü. Onu da yazmak istemişti. “Dikkatinize teşekkür ederim. Onun için ilaç almıyorum, beslenmeme dikkat ediyorum.” dedim.
Tekrar ekip otosuna döndük ve Vatan Emniyet’e doğru yola çıktık. Üç araçlık konvoyumuzla Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne vardığımızda, fotoğraf çekilmesin diye büyük özen gösteren polis ekibi beni hemen Güvenlik Şube’ye çıkardı.
Çoğu genç, pırıl pırıl bir polis ekibinin arasında buldum kendimi. Hakkımdaki suçlamayı henüz bilmiyor, açıkçası merak da etmiyordum. Çünkü suç işlemediğimden emindim. Ama trollerin yazdıklarından neyle karşılaşacağımı üç aşağı beş yukarı tahmin ediyordum.
Yarım saat kadar sonra avukatım Rezzan Aydıoğlu ve Ömer Teker gelince suçlamayı da öğrendim. Cumhurbaşkanını tehdit etmişim. “Türk halkı sandığı sever.” demiştim ya…
Zorunlu olmadığı halde ilk ifademi polise verdim. Sonrasında biraz polis sorunlarından, daha önce gözaltına aldıkları gazetecilerden, sosyal medya fenomenlerinden söz ettik. Tüm polisler pırlanta gibiydi, yanlarında kendimi kötü hissedeceğim hiçbir şey olmadı. ( )