İkincisi, bağımsızlık mutlak değil, dengeli bir kavramdır. Tamamen denetimsiz, kimseye hesap vermeyen bir merkez bankası da sağlıklı değildir; çünkü çok büyük toplumsal etkileri olan kararlar alır ve demokratik bir meşruiyete dayanması gerekir. İyi kurumsal tasarım, bağımsızlık ile hesap verebilirliği karşı karşıya koymaz, ikisini birlikte kurar.
Üçüncüsü, ve dengeli olmak adına, bağımsızlık her derde deva değildir. Seçilmemiş teknokratların, özellikle niceliksel gevşeme çağında varlık fiyatları üzerinden çok büyük dağıtım etkileri olan kararlar almasının demokratik açıdan tartışmalı olduğu yönünde ciddi eleştiriler vardır. Ayrıca bağımsızlık, doğru kararın garantisi değildir: bağımsız ama hatalı karar veren bir merkez bankası da pekâlâ mümkündür. Yani bağımsızlık, iyi para politikası için gerekli görülen bir koşuldur, ama tek başına yeterli bir koşul değildir.
Özetle merkez bankası bağımsızlığı keyfi bir ayrıcalık değil, siyasi cazibe ile fiyat istikrarı arasındaki yapısal çatışmaya karşı geliştirilmiş bir bağlanma ve beklenti çıpalama mekanizmasıdır. Doğru tasarlandığında keyfilik değil, hesap verebilirlikle dengelenmiş bir özerkliktir; ve mutlak bir erdem değil, gerekçeleri olduğu kadar sınırları da bulunan kurumsal bir tercihtir.
Bu içerikle merkez bankacılığını, gündelik araçlarından kurumsal mimarisine kadar tamamlamış olduk. Buraya gelene dek neredeyse her kavramı evrensel düzlemde, hangi ülkede olursak olalım geçerli olacak biçimde kurduk. Şimdi sıra, bütün bu araçları tek bir somut zemine indirmekte. Sıradaki blokta merceği kendi ekonomik gerçekliğimize çeviriyoruz ve Türkiye ekonomisinin yapısal haritasına bakıyoruz.