Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis’in tarihi itirafları:
İmparatorluğun gerçekte kimlerin elinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor: Batı’nın kışkırtması başlayana dek Osmanlı yönetimi aslında Rumlar, Ermeniler ve devşirme bürokratların kontrolündeydi.
O dönem yaşayan Yunan halkının isyan etmesi için hiçbir makul sebep yoktu; zira askerlik yükümlülükleri bulunmadığı gibi, Boğaz'ın her iki yakasında, Marmara sahillerindeki köşk ve yalılarda fevkalade lüks ve konforlu bir hayat sürüyorlardı.
İstanbul başta olmak üzere Ege, İzmir ve Muğla gibi kritik bölgelerde nüfus üstünlüğü de tamamen onların elindeydi.
Öyle ki, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Türk kökenli Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirip sadaret makamına Rum asıllı Zağanos Paşa’yı getirmişti.
Hatta Rum asıllı Mehmet Paşa, Osmanlı ordusunun başında Konya’daki asi Türkmenlerin üzerine yürüyerek Karaman Türklerini bastırmıştı.
Kısacası, İstanbul’un fethi Rumların konfor alanına hiçbir zarar vermemişti. Fakat Batı’nın oyununa gelerek giriştikleri o akılsızca isyan, kendi elleriyle yükselttikleri koca imparatorluğu yıkarak onları bugünkü küçük ve kırılgan Yunanistan’a hapsetti ve kendi felaketlerinin başlangıcı oldu.
Nihayetinde 1922 yılına gelindiğinde, Mustafa Kemal Paşa bu stratejik saflığa ve Anadolu’daki 3000 yıllık Yunan varlığına son noktayı koydu. Zira 1918-1923 yılları arasında, yani İngiliz işgali altındaki İstanbul’da dahi nüfusun neredeyse yarısını hala Rum ve Ermeni cemaatleri oluşturmaktaydı.
Tüm bu çarpıcı gerçekleri ve tarihi itirafları dile getiren kişi ise dışarıdan biri değil, özbeöz Yunan bir tarihçidir.
(Kaynak: D. Kitsikis, 1998/2005/2008; B. Lewis, 2002; H. Yalçın, 2008)
İşte bu kozmopolit ve Türk’ü dışlayan sosyo-ekonomik tablonun üzerine Mustafa Kemal Atatürk, "Zenginliği ülkemdeki gayri Türk unsurlardan alıp Türklere verdiğim için, malum azınlıkların bana kini bitmez! Gayri Türk unsurlar yeniden yönetime geçip, Türkler yeniden sefalete düştüğünde, Türk genci beni daha iyi anlayacaktır" diyerek hem ekonomiyi hem de devleti gerçek sahibine, yani Türk milletine iade etmiştir.
Bugün tarihten ve arkeolojiden bihaber şekilde uydurma mühürlerin arkasına saklanıp ecdat siyaseti üretenler; saraylarda, yalılarda sefa süren gayri Türk unsurların bıraktığı mirası değil, zenginliği ve egemenliği yeniden bu millete kazandıran Atatürk'ün vizyonunu rehber edinmelidir.