Filter
Exclude
Time range
-
Near
Nazım Taban retweeted
Felsefe Prof. Ahmet Arslan: "Şu an dünyanın en az 0'u dinsiz. Peki bu adamlar ahlaksız mı? Ailelerinde sadakat yok mu? Çocuklarla sevgileri yok mu? Fakir'e yardıma muhtaç insanlara yardım etmiyorlar mı? Yani demek istediğim din ile ahlak arasında bir ilişki yok."
25
33
147
4,490
SESLİ AKSİYON HABER retweeted
Öcalan tarikatının kadın, bilim, felsefe, ahlak ve demokrasiden ne anladığını açıkça ortaya koyan örneklerden biri tarihçi Ayşe Hür’dür. Örgütün en iyi bildiği şey; ad hominem, guilt by association, genetic fallacy ve poisoning the well (kuyuyu zehirleme) gibi safsatalardır. İyi ki Ayşe Hür var.
APO ÇAMUR ÖRGÜTÜ'NÜN SON PİSLİĞİ 'Jin, jiyan, azadi'de ikinci perde: Fonlanıyor dediler, milletvekili olmak istiyor dediler, ajan dediler, menapozlu dediler... Dediler de dediler. Olmadı, beni yıldıramadılar. Şimdi de güya hapiste yatan ve tahliye olan Namık adlı biri tarafından terkedilmişim de (bu ilk twiti yazan sildi galiba, bulamadım şimdi, alttakilerle idare edin) ondan "Kürt özgürlük hareketi"ni eleştiriyormuşum. 🤣 Breh breh, adına da bakın hele! Kürt, Kürdistan demekten korkan Kürt hareketi. Eleştiriden korkan özgürlük hareketi! Kirli zihinlerinde yazdıkları senaryolarla "nineleri" yaşındaki bir kadını tacize yeltenen "kadın merkezli" hareket! Elma dersem çık, armut dersem çıkma Namık! Elma diyorum! Çık ortaya Namık! Kimsin Namık? Kürt çamur atma hareketiyle ilişkin ne Namık? Çık ortaya, göster gül cemalini! Yoksa seninkiler kafayı yiyecekler.😂
3
5
309
“Matematik Evde Başlar: Bilimle Engelleri Aşıyoruz” Projesinin Açılış ve Tanıtım Toplantısı Gerçekleştirildi TÜBİTAK 4008 Özel Gereksinimli Bireylere Yönelik Kapsayıcı Toplum Uygulamaları Destekleme Programı kapsamında desteklenen, Sivas Buruciye Bilim ve Sanat Merkezi koordinesinde ve Felsefe Öğretmeni Oya Duran yürütücülüğünde hayata geçirilen “Matematik Evde Başlar: Bilimle Engelleri Aşıyoruz” projesinin açılış ve tanıtım toplantısı gerçekleştirildi. Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen programa eğitim yöneticileri, öğretmenler, akademisyenler, öğrenciler ve veliler katıldı. Toplumun her kesimi için kapsayıcı bir gelecek inşa etme anlayışıyla hazırlanan projenin tanıtımının yapıldığı programda, proje kapsamında gerçekleştirilecek faaliyetler ve hedefler katılımcılarla paylaşıldı. Özel gereksinimli bireylerin eğitim süreçlerine bilimsel ve yenilikçi yaklaşımlarla destek sunmayı amaçlayan proje ile özellikle diskalkuli (matematik öğrenme güçlüğü) riski taşıyan çocukların matematik öğrenme süreçlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. @tcmeb @Yusuf__Tekin @valisimsek @erdogan_fatih66
21
Replying to @ajansmuhbir1923
🌹 Kadere iman eden, kederden emin olur. (ed-Deylemî, el-Müsned 1:113; el-Müsâvî, Feyzu'l-Kadîr 3:187; Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl 1:106)    (Sözler sh: 473) Ayet-Hadis - 123 🌹 2- Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin. Mesnevi-i Nuriye - 129 🌹    Güzel gör, hem güzel bak. Tâ güzel düşünmeli. Güzel bil, hem güzel düşün. Tâ leziz hayatı bulmalı.    Hayat içinde hayattır, hüsn-ü zanda emeli. Sû'-i zanla yeistir saadet muharribi, hem de hayatın kàtili. Sözler - 711 🌹    50- Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır. Mektubat - 473 🌹 Vallâhi güzel etmiş Billâhi güzel etmiş Tallâhi güzel etmiş Allah görelim n'etmiş N'etmişse güzel etmiş İbrahim Hakkı Erzurumi Hz. 🌹 Bak, hakikatbîn olan Hâfız-ı Şirazî'yi dinle: دُنْيَا نَه مَتَاعِيسْت۪ى كِه اَرْزَدْ بَنِزَاع۪ى    Yani: "Dünya öyle bir meta' değil ki, bir nizâa(kavgaya) değsin." Çünki fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz'î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın!.. Mektubat - 266 🌹 Hem demiş: آسَايِشِ دُو گ۪يت۪ى تَفْس۪يرِ اِينْ دُو حَرْفَسْتْ بَادُوسِتَانْ مُرُوَّتْ بَادُشْمَنَانْ مُدَارَا    Yani: "İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârane muaşeret ve düşmanlarına sulhkârane muamele etmektir." Mektubat - 267 🌹 "Lütf u kahrı şey-i vâhid(aynı şey) bilmeyen çekti azab,   Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi." Emirdağ-1 - 85 🌹 Fakat âhiret imanı onlara der: "Merak etmeyiniz, Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve zayi' ettiğiniz evlâd ve akrabalarınızla sevinçlerle görüşeceksiniz. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükâfatlarını göreceksiniz." Asa-yı Musa - 42 Maahâzâ, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan! Mesnevi-i Nuriye - 130 🌹    Rabbinin hükmüne sabret. Muhakkak ki Sen bizim gözetimimiz altındasın. Rabbini hamd ile tesbih et. (Tûr Sûresi, 52:48)    (Şualar sh: 294) Ayet-Hadis - 515 🌹    Allah neyi seçti ise, hayırlı olan odur. Ayet-Hadis - 515 🌹    Küfür ve dalâlet dışında her türlü halimiz için Allah'a hamd olsun. Ayet-Hadis - 515 🌹    Olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız; halbuki o sizin için bir hayırdır. (Bakara Sûresi, 2:216)    (Şualar sh: 296) Ayet-Hadis - 515 🌹 Hem geçmiş şeylere itiraz etmek manasızdır. Çünki tamiri kabil değil. Şualar - 323 🌹    46- Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cez'a iltica etmemek(üzülmemek) gerektir. Mektubat - 472 🌹 Elemler ise sevab cihetiyle manevî lezzet yetiştiriyor. Sözler - 636 🌹 Elemler, musibetler bir kısım esmasının(isimlerinin) ahkâmını(hükümlerinin) gösterdikleri için, onlarda hikmetten lem'alar ve rahmetten şuâlar ve o şuâat içinde çok güzellikler bulunuyor. Eğer perde açılsa, tevahhuş(korktuğun) ve nefret ettiğin hastalık perdesi arkasında, sevimli güzel manaları bulursun. Lemalar - 207 🌹 Madem meşru daire; ruh ve kalb ve nefsin bütün lezzetlerine, safalarına, keyiflerine kâfidir. Gayr-ı meşru daireye girme. Çünki o dairedeki bir lezzetin bazen bin elemi var. Hem hakikî ve daimî lezzet olan iltifatat-ı Rahmaniyeyi kaybetmeğe sebebdir." Sözler - 636 🌹 İkinci Vecih: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade, şerr-i mahz olan ademe(yokluğa) yakındır ve ona gider. Lemalar - 9 🌹 Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış. Tahammül etmezsen "Yâ Sabûr" de ve sabır iste; hakkına razı ol, teşekki etme. Kimden kime şekva ettiğini bil, sus. Her halde şekva etmek istersen; nefsini Cenab-ı Hakk'a şekva et, çünki kusur ondadır. Mektubat - 286 🌹 "Rahmetim gazabımı geçti." Hadis-i Kudsi 🌹 Râbbin seni terk etmedi, sana darılmadı da (93/Duhâ, 3) 🌹 Bir hadîs-i kudsîde Cenab-ı Hak buyurmuş: اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْد۪ى ب۪ى Yani "Kulum beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim." Sözler - 35 🌹 "Bana dua edin ki; Duanıza icabet edeyim." (Mü'min Suresi / 60) 🌹 “Ey Rabbim! Bana lutfedeceğin her türlü hayra muhtacım!” Kasas Suresi / 24. Ayet 🌹 İKİNCİ NOKTA: اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ    O [Allah] herşeyi en güzel şekilde yarattı. (Secde Sûresi, 32:7) âyetinin bir sırrını izah eder. Şöyle ki:    Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet kâinattaki herşey, her hâdise ya bizzât güzeldir, ona hüsn-ü bizzât denilir. Veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hâdiseler var ki, zahirî çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var. Ezcümle:    Bahar mevsiminde fırtınalı yağmur, çamurlu toprak perdesi altında nihayetsiz güzel çiçek ve muntazam nebatatın tebessümleri saklanmış ve güz mevsiminin haşin tahribatı, hazîn firak perdeleri arkasında tecelliyat-ı celaliye-i Sübhaniyenin mazharı olan kış hâdiselerinin tazyikinden ve tazibinden muhafaza etmek için nazdar çiçeklerin dostları olan nâzenin hayvancıkları vazife-i hayattan terhis etmekle beraber, o kış perdesi altında nâzenin taze güzel bir bahara yer ihzar etmektir. Fırtına, zelzele, veba gibi hâdiselerin perdeleri altında gizlenen pek çok manevî çiçeklerin inkişafı vardır. Tohumlar gibi neşv ü nemasız kalan birçok istidad çekirdekleri, zahirî çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Güya umum inkılablar ve küllî tahavvüller, birer manevî yağmurdur. Fakat insan, hem zahirperest, hem hodgâm olduğundan zahire bakıp çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme ederek şer olduğuna hükmeder. Halbuki eşyanın insana aid gayesi bir ise, Sâni'inin esmasına aid binlerdir.    Meselâ: Kudret-i Fâtıranın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve ağaçları muzır, manasız telakki eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez kahramanlarıdırlar. Meselâ: Atmaca kuşu serçelere tasliti, zahiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder. Meselâ: Kar'ı, pek bâridane ve tatsız telakki ederler. Halbuki o bârid, tatsız perdesi altında o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı neticeler vardır ki, tarif edilmez. Sözler - 231 🌹    Hem mü'mine der: "İhtiyarın cüz'î ise; kendi mâlikinin irade-i külliyesine işini bırak. İktidarın küçük ise, Kadîr-i Mutlak'ın kudretine itimad et. Hayatın az ise, hayat-ı bâkiyeyi düşün. Ömrün kısa ise; ebedî bir ömrün var, merak etme. Fikrin sönük ise; Kur'anın güneşi altına gir, imanın nuruyla bak ki: Yıldız böceği olan fikrin yerine herbir âyet-i Kur'an, birer yıldız misillü sana ışık verir. Hem hadsiz emellerin, elemlerin varsa, nihayetsiz bir sevab ve hadsiz bir rahmet seni bekliyor. Hem hadsiz arzuların, makasıdın varsa, onları düşünüp muztarib olma. Onlar bu dünyaya sığışmaz. Onların yerleri başka diyardır ve onları veren de başkadır."    Hem der: "Ey insan! Sen kendine mâlik değilsin. Sen, kudreti nihayetsiz bir Kadîr, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelal'in memluküsün. Öyle ise sen, kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme; Çünki hayatı veren odur, idare eden de odur. Hem dünya sahibsiz değil ki, sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvalini düşünüp merak etme; Çünki onun sahibi Hakîm'dir, Alîm'dir. Sen de misafirsin; fuzulî olarak karışma, karıştırma. Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat, başı boş değiller; belki vazifedar memurdurlar. Bir Hakîm-i Rahîm'in nazarındadırlar. Onların âlâm ve meşakkatlerini düşünüp, ruhuna elem çektirme. Ve onların Hâlık-ı Rahîm'inin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme. Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ taun ve tufan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri, o Rahîm-i Hakîm'in elindedirler. O Hakîm'dir, abes iş yapmaz. Rahîm'dir, rahîmiyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var."    Hem der: "Şu âlem çendan fânidir, fakat ebedî bir âlemin levazımatını yetiştiriyor. Çendan zâildir, geçicidir; fakat bâki meyveler veriyor, bâki bir zâtın bâki esmasının cilvelerini gösteriyor. Ve çendan lezzetleri az, elemleri çoktur; fakat Rahman-ı Rahîm'in iltifatatı, zevalsiz hakikî lezzetlerdir. Elemler ise sevab cihetiyle manevî lezzet yetiştiriyor. Madem meşru daire; ruh ve kalb ve nefsin bütün lezzetlerine, safalarına, keyiflerine kâfidir. Gayr-ı meşru daireye girme. Çünki o dairedeki bir lezzetin bazen bin elemi var. Hem hakikî ve daimî lezzet olan iltifatat-ı Rahmaniyeyi kaybetmeğe sebebdir."    Hem dalaletin yolunda sâbıkan beyan edildiği gibi esfel-i safilîne insanı öyle bir sukut ettiriyor ki; hiçbir medeniyet, hiçbir felsefe ona çare bulamadıkları ve o derin zulümat kuyusundan hiçbir terakkiyat-ı beşeriye, hiçbir kemalât-ı fenniye insanı çıkaramadığı halde, Kur'an-ı Hakîm iman ve amel-i sâlih ile o esfel-i safilîne sukuttan insanı a'lâ-yı illiyyîne çıkarır ve delail-i kat'iyye ile çıkarmasını isbat ediyor ve o derin kuyuyu terakkiyat-ı maneviyenin basamaklarıyla ve tekemmülât-ı ruhiyenin cihazatıyla dolduruyor.    Hem beşerin uzun ve fırtınalı ve dağdağalı olan ebed tarafındaki yolculuğunu gayet derecede teshil eder ve kolaylaştırır. Bin, belki ellibin senelik mesafeyi bir günde kestirecek vesaiti gösterir.    Hem Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Zât-ı Zülcelal'i tanıttırmakla, insanı ona bir memur abd ve bir vazifedar misafir vaziyetini verir. Hem dünya misafirhanesinde, hem berzahî ve uhrevî menzillerde kemal-i rahatla seyahatini temin eder. Nasılki bir padişahın müstakim bir memuru, onun daire-i memleketinde, hem her vilayetin hududlarından suhuletle ve tayyare, gemi, şimendifer gibi sür'atli vasıta-i seyahatle gezer, geçer. Öyle de: Sultan-ı Ezelî'ye iman ile intisab eden ve amel-i sâlih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkeza kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hududlarından berk ve burak sür'atinde geçer. Tâ saadet-i ebediyeyi bulur. Ve şu hakikatı kat'î isbat eder ve asfiya ve evliyaya gösterir.    Hem de Kur'anın hakikatı der ki: "Ey mü'min! Sendeki nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, çirkin ve noksan ve şerûr ve sana muzır olan nefs-i emmarene verme. Onu mahbub ve onun hevasını kendine mabud ittihaz etme. Belki sendeki o nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, nihayetsiz bir muhabbete lâyık, hem nihayetsiz sana ihsan edebilen, hem istikbalde seni nihayetsiz mes'ud eden, hem bütün alâkadar olduğun ve onların saadetleriyle mes'ud olduğun bütün zâtları, ihsanatıyla mes'ud eden, hem nihayetsiz kemalâtı bulunan ve nihayetsiz derecede kudsî, ulvî, münezzeh, kusursuz, noksansız, zevalsiz cemal sahibi olan ve bütün esması, nihayet derecede güzel olan ve her isminde pek çok envâr-ı hüsün ve cemal bulunan ve cennet bütün güzellikleriyle ve nimetleriyle, onun cemal-i rahmetini ve rahmet-i cemalini gösteren ve sevimli ve sevilen bütün kâinattaki bütün hüsün ve cemal ve mehasin ve kemalât, onun cemaline ve kemaline işaret eden ve delalet eden ve emare olan bir zâtı, mahbub ve mabud ittihaz et..." Sözler - 635 🌹 BEŞİNCİ DEVA:    Ey maraza mübtela hasta! Bu zamanda tecrübemle kanaatım gelmiştir ki; hastalık bazılara bir ihsan-ı İlahîdir, bir hediye-i Rahmanîdir. Bu sekiz dokuz senedir, liyakatsız olduğum halde, bazı genç zâtlar, hastalık münasebetiyle dua için benimle görüştüler. Dikkat ettim ki; hangi hastalıklı genci gördüm, sair gençlere nisbeten âhiretini düşünmeye başlıyor. Gençlik sarhoşluğu yok. Gaflet içindeki hayvanî hevesattan bir derece kendini kurtarıyor. Ben de bakıyordum, onların tahammül dâhilindeki hastalıklarını bir ihsan-ı İlahî olduğunu ihtar ederdim. Derdim ki: "Kardeşim, senin bu hastalığının aleyhinde değilim, hastalık için sana karşı bir şefkat hissedip acımıyorum ki dua edeyim. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış ve hastalık vazifesini bitirdikten sonra Hâlık-ı Rahîm inşâallah sana şifa verir." Hem derdim: "Senin bir kısım emsalin sıhhat belasıyla gaflete düşüp, namazı terkedip, kabri düşünmeyip, ALLAH'ı unutup, bir saatlik hayat-ı dünyeviyenin zahirî keyfi ile, hadsiz bir hayat-ı ebediyesini sarsar, zedeler, belki de harab eder. Sen hastalık gözüyle, her halde gideceğin bir menzilin olan kabrini ve daha arkasında uhrevî menzilleri görürsün ve onlara göre davranıyorsun. Demek senin için hastalık, bir sıhhattır. Bir kısım emsalindeki sıhhat, bir hastalıktır." Lemalar - 207 🌹 ONSEKİZİNCİ DEVA:    Ey şükrü bırakıp şekvaya giren hasta! Şekva, bir haktan gelir. Senin bir hakkın zayi' olmamış ki şekva ediyorsun. Belki senin üstünde hak olan çok şükürler var, yapmadın. Cenab-ı Hakk'ın hakkını vermeden, haksız bir surette hak istiyorsun gibi şekva ediyorsun. Sen, kendinden yukarı mertebelerdeki sıhhatli olanlara bakıp şekva edemezsin. Belki sen, kendinden sıhhat noktasında aşağı derecelerde bulunan bîçare hastalara bakıp şükretmekle mükellefsin. Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak! Bir gözün yoksa, iki gözü de olmayan a'malara bak! ALLAH'a şükret. Evet nimette kendinden yukarıya bakıp şekva etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Ve musibette herkesin hakkı, kendinden musibet noktasında daha yukarı olanlara bakmaktır ki şükretsin.    Bu sır bazı risalelerde bir temsil ile izah edilmiş. İcmali şudur ki: Bir zât, bir bîçareyi, bir minarenin başına çıkarıyor. Minarenin her basamağında ayrı ayrı birer ihsan, birer hediye veriyor. Tam minarenin başında da en büyük bir hediyeyi veriyor. O mütenevvi hediyelere karşı ondan teşekkür ve minnettarlık istediği halde; o hırçın adam, bütün o basamaklarda gördüğü hediyeleri unutup veyahud hiçe sayıp şükretmeyerek yukarıya bakar. Keşke bu minare daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım, ne için o dağ gibi veyahud öteki minare gibi çok yüksek değil deyip şekvaya başlarsa, ne kadar bir küfran-ı nimettir, bir haksızlıktır. Öyle de:    Bir insan hiçlikten vücuda gelip, taş olmayarak, ağaç olmayıp, hayvan kalmayarak, insan olup, müslüman olarak, çok zaman sıhhat ve âfiyet görüp, yüksek bir derece-i nimet kazandığı halde, bazı ârızalarla, sıhhat ve âfiyet gibi bazı nimetlere lâyık olmadığı veya sû'-i ihtiyarıyla veya sû'-i istimaliyle elinden kaçırdığı veyahud eli yetişmediği için şekva etmek, sabırsızlık göstermek, aman ne yaptım böyle başıma geldi diye rububiyet-i İlahiyeyi tenkid etmek gibi bir halet; maddî hastalıktan daha musibetli, manevî bir hastalıktır. Kırılmış el ile döğüşmek gibi, şikayetiyle hastalığını ziyadeleştirir. Âkıl odur ki: لِكُلِّ مُص۪يبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ sırrıyla teslim olup sabretsin; tâ o hastalık, vazifesini bitirsin gitsin. Lemalar - 215 🌹 ONDOKUZUNCU DEVA:    Cemil-i Zülcelal'in bütün isimleri esmaü'l-hüsna tabir-i Samedanîsiyle gösteriyor ki, güzeldirler. Mevcudat içinde en latîf, en güzel, en câmi' âyine-i Samediyet de hayattır. Güzelin âyinesi güzeldir. Güzelin mehasinlerini gösteren âyine güzelleşir. O âyinenin başına o güzelden ne gelse, güzel olduğu gibi; hayatın başına dahi ne gelse, hakikat noktasında güzeldir. Çünki güzel olan o esmaü'l-hüsnanın güzel nakışlarını gösterir. Hayat, daima sıhhat ve âfiyette yeknesak gitse, nâkıs bir âyine olur. Belki bir cihette adem ve yokluğu ve hiçliği ihsas edip sıkıntı verir. Hayatın kıymetini tenzil eder. Ömrün lezzetini sıkıntıya kalbeder. Çabuk vaktimi geçireceğim diye, sıkıntıdan ya sefahete, ya eğlenceye atılır. Hapis müddeti gibi, kıymetdar ömrüne adavet edip, çabuk öldürüp geçirmek istiyor. Fakat tahavvülde ve harekette ve ayrı ayrı tavırlar içinde yuvarlanmakta olan bir hayat, kıymetini ihsas ediyor, ömrün ehemmiyetini ve lezzetini bildiriyor. Meşakkatte ve musibette dahi olsa, ömrün geçmesini istemiyor. "Aman Güneş batmadı, ya gece bitmedi" diye sıkıntısından of! of! etmiyor. Evet gayet zengin ve işsiz, istirahat döşeğinde herşeyi mükemmel bir efendiden sor; ne haldesin? Elbette, aman vakit geçmiyor, gel bir şeş-beş oynayalım, veyahud vakti geçirmek için bir eğlence bulalım, gibi müteellimane sözleri ondan işiteceksin.. veyahud tûl-i emelden gelen, bu şey'im eksik, keşke şu işi yapsaydım gibi şekvaları işiteceksin. Sen bir musibetzede veya işçi ve meşakkatli bir halde olan bir fakirden sor; ne haldesin? Aklı başında ise diyecek ki: "Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum. Keşke çabuk Güneş gitmeseydi, bu işi de bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor, ömür durmuyor gidiyor. Vakıa zahmet çekiyorum, fakat bu da geçer, herşey böyle çabuk geçiyor." diye, manen ömür ne kadar kıymetdar olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor. İstirahat ve sıhhat ise, ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyor.    Ey hasta kardeş! Bil ki, başka risalelerde tafsilatıyla kat'î bir surette isbat edildiği gibi; musibetlerin, şerlerin, hattâ günahların aslı ve mâyesi ademdir. Adem ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi haletler ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsas edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise vücuddur, vücudu ihsas eder. Vücud ise hâlis hayırdır, nurdur. Madem hakikat budur; sendeki hastalık, kıymetdar hayatı safileştirmek, kuvvetleştirmek, terakki ettirmek ve vücudundaki sair cihazat-ı insaniyeyi o hastalıklı uzvun etrafına muavenetdarane müteveccih etmek ve Sâni'-i Hakîm'in ayrı ayrı isimlerinin nakışlarını göstermek gibi çok vazifeler için, o hastalık senin vücuduna misafir olarak gönderilmiştir. İnşâallah çabuk vazifesini bitirir gider. Ve âfiyete der ki; sen gel, benim yerimde daimî kal, vazifeni gör, bu hane senindir, âfiyetle kal. Lemalar - 216 🌹 Beşinci Mes'ele: Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahibsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا sırrınca teklif-i mâlâyutak(yapılamayacaklarla görevlendirme) yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. Elbette en bahtiyar odur ki:🌹 Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin. {(Haşiye): Bu mademler içindir ki; şahsıma karşı olan zulümlere, sıkıntılara aldırmıyorum ve ehemmiyet vermiyorum. "Meraka değmiyor" diyorum ve dünyaya karışmıyorum.} Mektubat - 71 🌷🌹🇹🇷🕋
120
Sırf çakmak ve forma renk ve numarası üzerine bir felsefe yazısı yazılabilir:))) rahatsız edici bir tarz kimileri için:))
1
7
Patrick Suppes "Patrick Suppes (1922–2014), Amerikan filozof, Stanford Üniversitesi’nde altmış yılı aşkın süre çalışmış, 20. yüzyılın en çok yönlü bilim filozoflarından biridir. Felsefe, matematik, fizik, psikoloji, eğitim ve bilgisayar bilimi alanlarında birden fazla disiplini fiilen içeriden — yani pratik yaparak — tanıyan ender düşünürlerdendir. Entelektüel kimliği Suppes’ı diğer bilim filozoflarından ayıran şey, felsefesini soyut spekülasyondan değil, fiili bilimsel pratiğin içinden üretmesidir. Karar teorisi, öğrenme psikolojisi, olasılık, kuantum mekaniği, dilbilim ve bilgisayar destekli eğitim alanlarında bizzat deneysel ve matematiksel çalışmalar yapmıştır. Bu yüzden bilim hakkında konuşurken, dışarıdan bakan bir filozof değil, içeride olan biri olarak konuşur. Temel felsefi pozisyonu: Radikal çoğulculuk 1. Modeller hiyerarşisi — “Set-theoretical structures” Suppes’ın bilim felsefesine en kalıcı katkısı, bilimsel teorileri aksiyom sistemleri değil küme-kuramsal modeller olarak tanımlamasıdır. Bu, devrim niteliğinde bir hamleydi: - Geleneksel görüş (Carnap, Hempel): Bir teori, aksiyomlar ve bunlardan türetilen önermeler bütünüdür — dilsel bir yapıdır - Suppes: Bir teori, modellerin bir sınıfıdır — matematiksel yapıların kümesidir Bu farkın önemi şudur: aynı teorinin birden fazla dilsel ifadesi olabilir, ama hepsi aynı model sınıfını tanımlar. Böylece teoriyi dilden bağımsızlaştırırsınız. Bu yaklaşım “semantik bilim görüşü” (semantic view of theories) olarak bilinen geleneğin temelini atmıştır — Bas van Fraassen, Frederick Suppe ve Ronald Giere bu temelden yürümüştür. 2. “Teori” tek katmanlı değildir Suppes, bir bilimsel teorinin veriye nasıl bağlandığını açıklamak için modeller hiyerarşisi kavramını geliştirir: - Teori modelleri: Soyut matematiksel yapılar (örneğin Newton mekaniğinin diferansiyel denklemleri) - Deney modelleri: Deneyin idealize edilmiş temsili - Veri modelleri: Ham veriden istatistiksel işlemlerle çıkarılan yapılar Teori ile gerçeklik arasında doğrudan bir “uyum” yoktur. Arada birden fazla model katmanı vardır ve her katman kendi idealizasyonlarını, kendi kayıplarını taşır. Bu, açıklayıcı emperyalizme karşı güçlü bir argümandır: hiçbir teori gerçekliğe doğrudan temas etmez; her zaman aracı yapılar üzerinden çalışır. 3. Bilimin birliği yoktur — ama nedenler farklıdır Suppes, bilimin birliğini reddeder, ancak Dupré’den ve Cartwright’tan farklı bir gerekçeyle: Gerekçe Cartwright Yasalar lokal ve kırılgandır; nomolojik makinelerin dışında çalışmazlar Dupré Dünya, tek bir sınıflandırma şemasına indirgenemeyecek kadar ontolojik olarak çoğul Suppes Farklı bilim dalları farklı matematiksel yapılar kullanır; bu yapılar birbirine çevrilemez Suppes’ın 1978 tarihli ünlü makalesi “The Plurality of Science” bu tezi açıkça formüle eder: fizik, psikoloji ve ekonomi arasındaki fark sadece konu farkı değil, yapısal bir farktır. Kullandıkları modellerin matematiksel grameri farklıdır ve bu gramerler arasında kayıpsız bir çeviri mümkün değildir. Olasılık ve belirsizlik Suppes, olasılık felsefesinde de özgün bir konum geliştirmiştir: - Olasılığı tek bir yoruma indirgemek yerine (frekansçı, Bayesçi, mantıksal), farklı bağlamlarda farklı yorumların geçerli olduğunu savunur - Kuantum mekaniğinde, klasik olasılık kuramının yetersiz kaldığını ve kuantum olasılıklarının sui generis — kendine özgü, başka bir çerçeveye indirgenemez — olduğunu göstermiştir Bu bile başlı başına bir anti-emperyalist tutumdur: olasılığın kendisi bile tek bir açıklama çerçevesine sığmaz. Karar teorisi ve psikoloji Suppes, rasyonel karar teorisinin deneysel sınamasında öncü isimlerdendir: - Amos Tversky ile birlikte ölçme teorisi (measurement theory) üzerine çığır açıcı çalışmalar yapmıştır — Foundations of Measurement (1971, Krantz, Luce, Tversky ile birlikte) - İnsanların gerçekte nasıl karar verdiğini deneysel olarak incelemiş ve rasyonel modellerin sınırlarını bizzat göstermiştir - Bu çalışmalar, Hochman ve De Neys’in daha sonra geliştirdiği “sezgisel-rasyonel” ayrımının deneysel zeminini hazırlamıştır Bilgisayar destekli eğitim Suppes, 1960’larda — kişisel bilgisayar daha icat edilmemişken — bilgisayar destekli öğretim (CAI) programları geliştiren ilk akademisyenlerden biriydi. Stanford’da Computer Curriculum Corporation’ı kurdu. Bu, salt teknolojik bir girişim değildi; felsefesinin doğal uzantısıydı: eğer öğrenme bireysel ve çoğul süreçlerden oluşuyorsa, öğretim de buna uyarlanabilir olmalıdır. Açıklayıcı emperyalizm bağlamında Suppes Suppes’ın konumu, bu tartışmaya özgül bir katkı sunar: - Cartwright diyor ki: Açıklama her yerde geçerli değildir, yasalar lokal çalışır - Dupré diyor ki: Dünya ontolojik olarak çoğul, tek bir sınıflandırma imkânsız - Suppes diyor ki: Bilimsel teoriler zaten gerçekliğe doğrudan değil, modeller hiyerarşisi aracılığıyla temas eder — ve her aracı katman bilgi kaybeder, dönüştürür, idealize eder Bu üçüncü argüman belki de en yıkıcısıdır. Çünkü şunu söyler: açıklayıcı emperyalizm sadece yanlış değil, aynı zamanda yapısal olarak imkânsızdır. Bir teori ile gerçeklik arasındaki mesafe, ne kadar iyi bir teori olursa olsun, asla sıfıra indirgenemez — çünkü arada her zaman model katmanları vardır ve her katman kendi perspektifini dayatır. Suppes’ı Stanford disunity geleneğinin diğer üyelerinden ayıran şey, bu çoğulculuğun salt felsefi bir iddia değil, matematiksel olarak gösterilebilir bir yapısal olgu olduğunu kanıtlamasıdır. Açıklayıcı emperyalizm ona göre sadece epistemolojik bir kibir değil, matematiksel bir kategori hatasıdır."
2
41
Replying to @Firatismail1988
Sizin süslümanlığınıza göre öyle olabilir. Kuran ile Atatürk'ün felsefe ve uygulamalarının çatışan bir yanı yok. Ama insanların okuması, kuranı anlaması ,aklını kullanıp kendi kararlarını vermesi tarikat ve cemaatlerin işine gelmiyor sadece.
3
Razi, Cürcani, İci, Gazali ahmak o zaman sana göre. Hem kelam hemde felsefe ile ilgilendiler... Hadi bunlara da ahmak desene.. O kadar Cahilsiniz ki metafizik deyince bioenerji falan zannediyorsunuz. Cübbeli'nin kör mukallidi olacağına biraz oku, araştırma yap. Bu kadar cahil kalma... Ruhaniyet nedir desem tanımını yapamayacak kadar cahil bir adamsın...
4
Sex drug felsefe humor not for women))
Bir ilişkide en önemli şey nedir?
14
Replying to @ZeynebAdanur1
Dindar olmak gitgide zorlaşıyor çünkü insanlar farklı kitaplar okuyunca, İslam tarihini okuyunca ister istemez sekülerleşiyor. Dindar kalmak isteyen kendini dışa kapatmalı, felsefe, islamın ilk dönemleri, Kur'anın nasıl toplandığı, başörtüsünün sebebi vs asla okumamalı.
26
Replying to @Selenzdemihvyp
Vergisini ödeyen, modern kentte yaşamak isteyen vatandaşa 'Orta yol yok, tarafını seç' demek nedir. . Neden seçiyorum? Bu ülkenin belediyeleri, veterinerlik fakülteleri, bütçesi süs olsun diye mi var? Çapsızlığa kılıf uydururken bari felsefe yapmayın."
1
13
Türkiye'de hemşehricilik var, burada sosyalist siyaset, içi boş anlamsız kalır, yapılmaz. Bu davar güruhu, üst kimliği felsefe ideoloji olacak sofistikasyonda değil.
1
Replying to @VanshngMediator
Estağfurullah hocam! Directe hafızası öyle bir kazındı ki bilinmemesi normal.Raf Amerikanlaşma, Nazi geçmişi falan alanlarındandaydı. Falat Directe ulus ötesi bir duruma çabuk geçti. Anti-emperyalist, anti-NATO, sömürge sonrası, bağımsızlıkçı ve uluslararası şehir gerillası ağlarına bağlanabilen daha elastik bir yapı.Fransa’nın kendi içinde bastırdığı ne varsa Cezayir gölgesi, sömürge imparatorluğu tortusu, Korsika/Quebec/Filistin hattı, frankofon dünyadaki yarıklar. Yani Roma'nın kapılarına dayanan Hannibal gibi dikildiler :) Fransız ekolündenim ama Felsefe hakkında buyurduğunuza katılırım. Fransız felsefesi soğuk savaş ikliminde ortaya salınan bir şeydi. Felsefe'nin batılı kökü Alman felsefesidir. Kadir Hoca duymasın :)
1
1
15
Replying to @VActiva80771
Ben Almancacıyım Fransa'da felsefe mi varcılardan, bu yüzden bilmiyordum af 🙏
1
1
8
Orhan Çetinyılmaz retweeted
“Filozoflar devletlerin başına geçmedikçe ya da bugün krallar ve yöneticiler gerçekten felsefe ile uğraşmadıkça, yani güç ile bilgelik aynı insanda birleşmedikçe, şehirlerin ve insanlığın dertleri sona ermeyecektir.” Platon | Devlet
4
20
105
4,314
Replying to @VActiva80771
😊Felsefe lisans da var, siyasal master ve doktoraya ek. İzleyin, hissettiğimi hissedeceksiniz iki saatin ardından. Seyir keyfi ve sürükleyiciliği var ama "yahu ne eksik pek de tadı yok sanki? hissi.
1
5