Japonya 30 yıldır dünyanın en sessiz alacaklısı.
Dikkatli okuyun.
Size iki olay göstereceğim. Aralarında bağlantı yok gibi görünüyor.
Japon Merkez Bankası haftalardır tek bir kararı erteliyor.
Washington'da Fed alışılmadık bir müdahaleye hazırlanıyor.
İki olay aynı hikayenin iki yüzü.
Anlatıyorum...
Hikaye Japonya'nın zirvede olduğu bir anda başlıyor.
1985 yılında dünyanın en büyük 10 bankasından 8'i Japon'du. Tokyo, Wall Street'ten büyük bir finans merkeziydi.
Sony, Toyota, Mitsubishi dünya pazarına hakimdi. Japonya ABD'yi ekonomik olarak yakalamak üzereydi.
Sonra 1985 Plaza Anlaşması geldi.
ABD, Japonya ve Avrupa'yı bir masa etrafında topladı. Amaç netti: doları zayıflatıp yen'i güçlendirmek. Anlaşma kısa sürede sonuç verdi. Yen neredeyse iki katına çıktı, Japon ihracat gücü düşmeye başladı.
Japonya'nın cevabı iki adımlıydı.
Merkez bankası faizi sert bir şekilde indirdi. Hedef yen'i tekrar zayıflatıp ihracatı canlandırmaktı.
Aynı zamanda ekonomiyi ayakta tutmak için piyasaya trilyonlarca yen pompalandı.
Ama basılan bu para Japon fabrikalarına, Ar-Ge'ye veya üretime gitmedi.
Borsaya aktı. ABD tahvillerine aktı. Gelişmekte olan ülkelerin hisse senetlerine aktı.
Üretim için basılan para spekülasyona kaçtı.
1990'da varlık balonu patladı. Japon bankaları trilyonlarca dolarlık zarar yazdı. Japon Merkez Bankası faizi sıfıra çekti ve yıllarca orada tuttu.
Sıfır faiz kalıcı hale gelince mekanizma kurumsallaştı.
Japon halkı 30 yıl boyunca parasına faiz alamadı. Aynı para Japon bankaları üzerinden uluslararası piyasaya aktı. Wall Street o ucuz parayı alıp ABD tahvilinden yüzde 5 getiri kazandı.
Sistemin adı kondu: carry trade. Mantığı basitti. Ucuz Japon parası, pahalı Amerikan getirisi, aradaki fark Wall Street'in cebine.
Goldman Sachs, Morgan Stanley, Blackstone, büyük emeklilik fonları, Asyalı hedge fonları, Avrupa varlık yöneticileri. Hepsi aynı musluktan su içti.
30 yıl sonraki fotoğraf çarpıcı.
Dünyanın en büyük 10 bankasında artık Japon bankası yok. Japonya 30 yılda dünya finans liderliğinden düştü.
Japon emeklisinin bankada biriktirdiği 10 milyon yen bu süreçte neredeyse hiç büyümedi. Yüzde 0,1 faiz enflasyonu bile karşılamadı.
Buna karşılık Wall Street 30 yılın en büyük kazancını biriktirdi. Hisse senetleri değerlendi, küresel sermaye büyüdü, ABD Hazinesi finansman buldu.
Bu döneme Japonya'da "Kayıp 30 Yıl" deniyor. Bir ülkenin finans liderliğinin, halkının mevduat faizinin ve ekonomik yükselişinin aynı anda başka bir ülkeye aktarıldığı tek dönem bu.
Formülün zayıf noktası
Bu sistemin tek bir koşulu vardı. Japon Merkez Bankası faiz artırmamalıydı.
Çünkü faiz artışı yen'i güçlendirir. Yen güçlendiğinde carry trade pozisyonları anında ters döner.
Örnekle açıklayalım. Yatırımcı borçlandığında 1 dolar 150 yen ediyordu. Bir yıl sonra yen güçlendi ve 1 dolar 140 yen'e düştü. Yatırımcının borcunu kapatmak için ihtiyacı olan yen miktarı aynı. Ama elindeki doların yen karşılığı azaldı. Borç açığı doğdu.
Pozisyon anında negatife döndü.
Bu durumda yatırımcı pozisyonu kapatmak zorunda. Elindeki ABD tahvilini satar, dolarını yen'e çevirir, Japon borcunu öder.
Sorun tek bir yatırımcıda değil. Binlerce yatırımcı aynı anda aynı şeyi yaptığında, ABD tahvil piyasası büyük bir satış dalgasıyla yüzleşir.
Japonya'nın iki uçurumu
30 yıl boyunca Japonya zayıf yen'i kaderine mecbur olduğu için taşıdı. Sistem yürüdü. Ama 2022'den sonra denklem tersine döndü.
ABD Merkez Bankası enflasyonla mücadele için faizi hızla yüzde 5'e çıkardı. Japonya aynı şeyi yapmadı. İki ülke arasındaki fark dört puandan beş puana sıçradı. Yen serbest düşüşe geçti.
Bu noktadan sonra zayıf yen bir denge olmaktan çıktı, yıkıma dönüştü. Japonya enerjisini, gıdasını, hammaddesini büyük ölçüde ithal ediyor. İthalat pahalandıkça enflasyon yükseldi. Halkın alım gücü hızla eridi.
Japon Merkez Bankası iki uçurum arasına sıkıştı.
Bir tarafta faiz artırmama seçeneği var. Bu yol yen'i daha da zayıflatır. İthalat daha da pahalanır. Halk daha da fakirleşir. İçeride sosyal baskı büyür.
Diğer tarafta faiz artırma seçeneği var. Bu yol yen'i güçlendirir, enflasyonu düşürür, halkı rahatlatır. Ama aynı hareket 30 yıllık carry trade sistemini çökertir. Küresel piyasalar sarsılır. Ve ilk darbeyi ABD tahvil piyasası yer.
Bir yanda halk uçurumu. Diğer yanda küresel piyasa uçurumu.
5 Ağustos 2024'te Japon Merkez Bankası faizi yüzde 0'dan 0,25'e çıkardı. Küçük bir hareket ama 30 yılın en ciddi adımıydı.
Yen birkaç günde hızla güçlendi. Küresel carry trade pozisyonları aynı anda kayıp verdi. Yatırımcılar acil satışa geçti.
Satılanın büyük kısmı ABD tahvilleri oldu. ABD 10 yıllık tahvil faizi birkaç gün içinde 20 baz puan yükseldi. Nikkei tek günde yüzde 12,4 düştü. 1987'den beri görülen en büyük günlük düşüştü.
Fed piyasaya likidite sinyalleri göndermek zorunda kaldı. Olay 48 saatte kontrol altına alındı.
Ama Washington'da bir korku yerleşti. Çünkü bu sefer ucuz atlatıldı. Bir dahaki sefer atlatılamayabilir.
2026 yılında ABD Hazinesi'nin yenilemesi gereken eski borç yaklaşık 10 trilyon dolar. Yani ABD yeni alıcılara yeni tahviller satmak zorunda.
Bunu başarabilmek için tahvil piyasasının sağlıklı olması gerekiyor. Alıcı güveni sağlam olmalı, faizler makul seyretmeli, fiyatlar dalgalanmamalı.
Japonya kaynaklı bir satış dalgası bu düzeni bir haftada bozabilir. Tahvil faizleri fırlar, yeni borçlanma maliyeti yükselir, ABD Hazinesi'nin yenileme işlemi zora girer.
Fed'in elinde iki seçenek var.
Birincisi kendi faizini indirmek.
Fed ile Japonya arasındaki fark kapanır, yen zayıflama baskısından çıkar, Japonya faiz artırmak zorunda kalmaz. Ama Fed hâlâ enflasyonla boğuşuyor. Faizi kolayca indiremiyor.
İkincisi doğrudan piyasa müdahalesi.
Fed açık piyasada dolar satıp yen alır. Dolar kısa vadede zayıflar. Yen güçlenir. Japonya'nın üzerindeki enflasyon baskısı azalır. Japon Merkez Bankası acil bir faiz artışına mecbur kalmaz. Carry trade yerinde kalır, ABD tahvil piyasası sarsılmaz.
Bu hamle paradoksal görünüyor. Bir merkez bankası neden kendi parasını satsın?
Cevap şu: Fed kısa vadeli bir doların zayıflamasını göze alıyor çünkü uzun vadeli bir tahvil krizinin bedeli çok daha ağır olur. Dolar birkaç puan düşerse kimse fark etmez. Ama 10 yıllık tahvil faizleri fırlarsa 10 trilyonluk borç yenilemesi tökezler.
Bir benzetmeyle düşünün. İtfaiye bir yangını söndürmekten önce yayılmasını engeller. Tokyo'da küçük bir kıvılcım var ve Fed o kıvılcımın New York'taki tahvil ormanına sıçramasını istemiyor. Bu yüzden kıvılcımın yanında duruyor ve ufak bir su atıyor.
Su göze görünmeyecek kadar az. Ama zamanlaması ve hedefi profesyonel.
Son nokta
30 yıl bir tarafta birikti, diğer tarafta büyümedi.
Şimdi Japonya karar vermek zorunda. Hangi kararı verirse versin, dünya piyasaları bunun bedelini bir şekilde ödeyecek.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bu konuda bilgilendireceğim.