Cumhuriyetçi | @progresiftr

Joined November 2016
104 Photos and videos
“Devlet, hem iktidar ve güç sahiplerinin kendi çıkarları için kullandıkları bir araçtır hem de güçsüzlerin kendi çıkarlarını savunmak için kullanabilecekleri bir mücadele alanıdır. Devlet toplumu şekillendirebildiği gibi, toplum da devleti şekillendirebilir. Aynı şekilde, devletle hükümetler ve iktidar koalisyonları arasındaki çizgileri net bir biçimde çizmek zordur.” Son günlerde sıkça gündeme gelen ‘devlet’ tartışmalarına ilişkin sevgili @ulaserdogdu @progresiftr için ayrıntılı bir makale yazdı. Keyifli okumalar🔽 progresiftr.com/2026/06/15/d…
"Bu yaklaşım Türkiye’nin içinden geçtiği çalkantılı sürece uygulandığında sorulması gereken temel soru şudur: Devlet kurumları bugün hangi sınıfların ve toplumsal kesimlerin çıkarlarını savunmaktadır?" Ulaş Erdoğdu (@ulaserdogdu) yazdı ⏬ progresiftr.com/2026/06/15/d…
1
3
641
Abdullah Esin retweeted
ŞEREFLE SÖYLÜYORUM, ŞEREFLE: MADDİ MANEVİ ÇOK AĞIR BEDELLER ÖDEDİK. BU SUÇLAMALARI YAPANLARIN AKLININ ERECEĞİNİ ZANNETMİYORUM Bütün hayatını kamucu mücadeleye adamış bir akademisyen ve meslek insanı olarak ne bir örgüt üyesi olabilirim ne ihaleye fesat karıştırıp menfaat sağlamaya tenezzül ederim, ne de dolandırıcılık yapmış olabilirim. Mal varlığımıza bakılarak dahi bu iddialar test edilebilir -ki yapıldığını da biliyorum.  Cezaevine girince kesilen maaşım ve azalan gelirimiz nedeniyle, artan giderler karşısında geçim sıkıntısı yaşadığımızı da şerefle ifade ederim, şerefle. Maaşıyla yaşayan insanlar olarak, bu 15 ayı aşan süreçte maddi ve manevi çok ağır bedeller ödedik. Çok ağır. Bu suçlamaları yapanların aklının ereceğini zannetmiyorum.
47
858
3,435
32,245
Abdullah Esin retweeted
"Bu yaklaşım Türkiye’nin içinden geçtiği çalkantılı sürece uygulandığında sorulması gereken temel soru şudur: Devlet kurumları bugün hangi sınıfların ve toplumsal kesimlerin çıkarlarını savunmaktadır?" Ulaş Erdoğdu (@ulaserdogdu) yazdı ⏬ progresiftr.com/2026/06/15/d…
2
9
1,748
Abdullah Esin retweeted
Pelin Gümüşdağ Boğaziçi Üniversitesi tarih bölümünü birincilikle bitirdi ama yüksek lisansa girişi engellendi Açtığı davayı kazandı ancak Boğaziçi Üniversitesi hala kaydını yapmıyor Gümüşdağ: Temel bir hak olan eğitim hakkını gasp ediyorlar @tugbatekerek
5
257
708
40,763
Abdullah Esin retweeted
Türkiye'de Avrupa siyaseti konuşulurken, sosyal demokrat partilerin işçi sınıfını radikal sağ partilere kaptırdığı sıkça dile getirilir. Üstelik bu kayıp çoğu zaman bu partilerin demokrasi, insan hakları ve mülteci hakları gibi konulara yaptığı vurguya bağlanır: "gerçek halk" olan işçi sınıfı, bu "gereksiz" meselelere sırtını dönmüş, kendini radikal sağ partilerin kollarına atmıştır. Öyle ki, bu politikalarda ısrar etmek halkı tanımamak, bile bile lades demek olacaktır. Ve bu anlatı, çoğu zaman Türkiye’de bu değerleri savunanlara küçümseyici bir mesaj vermek için de kullanılır. Fakat tablo anlatıldığı kadar net olmayabilir. Avrupa'nın bu yeni bölümünde, Tarik Abou-Chadi, Reto Mitteregger ve Cas Mudde'nin kapsamlı çalışmasından yola çıkarak, Barış Ertürk bu yaygın anlatının verilerle ne kadar örtüştüğünü sizin için tartışıyor. youtube.com/watch?v=LA8NILYz…
7
18
2,764
Abdullah Esin retweeted
"Beyaz yakalının en büyük yanılgısı – ve belki de kendini işçi saymamasının temel nedeni – sahip olduğunu sandığı bireysel pazarlık gücüdür." Yasin Ilgaz Irmak yazdı ⏬ progresiftr.com/2026/06/10/s…
8
14
1,806
Abdullah Esin retweeted
“Otoriter pazarlık” kavramı nedir, nasıl işler? Abdullah Esin (@AbdullahEsin)’in moderatörlüğündeki Progresif Gündem Özel’in yeni bölümünde Özlem Kaygusuz (@kaygusuzo) ile Türkiye’de otoriterleşme sürecini, AKP döneminde devletin dönüşümünü ve 2015 sonrası güvenlik rejimini kavramını konuşuyoruz. Şimdi yayında! 📺: youtube.com/watch?v=cFpa0o
8
15
1,837
Türkiye sermayesinin AKP ile el ele kurduğu bu otoriter rejim, bir gecede alınan kayyım kararnameleriyle mülkiyet hakkını fiilen bitirdi. Şimdi sermaye de yarattığı canavarın kurbanı oluyor. Rejim bir yandan hakkını arayan emekçiyi ezerken, diğer yandan şirketlere el koyup sermayeyi TMSF bünyesinde tekelleştiriyor. Yeni rejim tahayyülünde koalisyon ortaklarından muhalefete, emekçiden sermaye sınıfına kadar herkesten tam ve koşulsuz itaat isteniyor. Emekçiler ve toplumsal muhalefet onurlu ve adil bir yaşam için direnirken sermaye sınıfı boyun eğmeye devam edecek kuşkusuz.
3
39
216
9,714
Abdullah Esin retweeted
Macaristan deneyimi, mevcut fay hatlarına dahil olmayan tamamen yeni bir siyasi hareketin, topluma dayandığı müddetçe yeni siyasi fay hatlarını çizme konusunda ne kadar başarılı olabileceğini göstermişti. Türkiye'de düğmeler Macaristan'a göre farklı iliklenerek ilerlendi ve önemli ölçüde başarılı da olundu. Değisim sonrası aslında CHP, CHP'yi aştı. Ancak şu an CHP yok ve gerçekçi olursak seçime kadar geri gelmeyecek. En azından seçime kadar geri gelmeyecek aktörlere (şu ana kadar İmamoğlu, CHP) yenileri de eklenebilecek iken bugünün stratejisi ancak cesur adımlarla kurulabilir. Tüm yolları tüketmek, son ana kadar mücadele etmek, çok istedikleri CHP'yi onlara vermemek. Bunların hepsinin belli bir mantığı ve anlamı var. Ancak içinde bulunduğumuz anın ihtiyaçlarına cevap verebilecek strateji bunlar üzerinden kurulamayacak.
Yeni parti kendi başına herhangi bir şeyin çözümü değil. CHP'ye yapılan başka partiye de yapılır. Hatta daha kolay yapılır. Ancak yeni parti sadece bir tabela değişikliği olmaz, "Öz Hakiki CHP" olmaktan ziyade yeni bir şey olursa çok şey değişir. Siyaset yapma şeklinin ve siyasetçi profilinin büyük bir sarsıntıya ihtiyacı var. "Zübük"lerin istese de giremeyeceği; her şeyi bünyesine kabul etmeyen; bazı şeyleri eski genel merkezinde bırakmış; başka bazı şeyleri de yeni özellikler olarak kendisine katmış bir hareket yeni bir hikâye yazar. O zaman kurulan parti Öz Hakiki CHP değil, muhalefetin birleşik partisi olur. Böyle bir durumda yeni yargı operasyonundan endişe etmeye de gerek kalmaz. Çünkü sadece yeni bir tabela yazılmamıştır, yeni bir kimlik kurulmuştur.
9
49
273
24,522
AKP döneminde devletin ve güvenlik rejiminin dönüşümünü, 'otoriter pazarlık' kavramını, yeni anayasa tartışmalarını ve kurulmaya çalışılan yeni küresel düzende Türkiye'ye biçilen rolü @progresiftr Gündem Özel'in yeni bölümünde @kaygusuzo ile konuştuk. Youtube kanalımızdan yayını izleyebilir, abone olup paylaşarak bize destek olabilirsiniz🔽 youtu.be/cFpa0o_WIOw?si=fNSZ…
Abdullah Esin (@AbdullahEsin)’in moderatörlüğündeki Progresif Gündem Özel’in yeni bölümünde Özlem Kaygusuz (@kaygusuzo) ile Türkiye’de otoriterleşme sürecini, AKP döneminde devletin dönüşümünü, 2015 sonrası güvenlik rejimini ve “otoriter pazarlık” kavramını konuşuyoruz. Gezi’den 7 Haziran’a, çözüm sürecinden başkanlık sistemine, ana muhalefetin rolünden yeni anayasa tartışmalarına uzanan kapsamlı bir Türkiye siyaseti değerlendirmesi. Şimdi yayında! 📺: youtube.com/watch?v=cFpa0o_W…
5
12
1,733
Abdullah Esin retweeted
Abdullah Esin (@AbdullahEsin)’in moderatörlüğündeki Progresif Gündem Özel’in yeni bölümünde Özlem Kaygusuz (@kaygusuzo) ile Türkiye’de otoriterleşme sürecini, AKP döneminde devletin dönüşümünü, 2015 sonrası güvenlik rejimini ve “otoriter pazarlık” kavramını konuşuyoruz. Gezi’den 7 Haziran’a, çözüm sürecinden başkanlık sistemine, ana muhalefetin rolünden yeni anayasa tartışmalarına uzanan kapsamlı bir Türkiye siyaseti değerlendirmesi. Şimdi yayında! 📺: youtube.com/watch?v=cFpa0o_W…
12
31
4,832
Abdullah Esin retweeted
Alper Kara (@alpeerkara)'nın hazırlayıp sunduğu Bir Fikir Meselesi’nin ikinci bölümünde Prof. Dr. Serpil Çakır ile Osmanlı Kadın Hareketi’ni konuşuyoruz. Bu bölümde, “Osmanlı’da Kadınlar ‘Biz Varız’ Dediğinde”, Kadınlar Dünyası’ndan feminizm tartışmalarına, “kadın inkılabı” fikrinden kadınların kamusal hayata müdahalesine uzanan güçlü bir tarihsel hattın izini sürüyoruz. Yeni bölüm yayında. open.spotify.com/episode/4Ey…
7
10
4,082
Özel yönetiminin Mutlak Butlan kararına yönelik mücadele stratejisi üç olumsuz sonuç doğurdu: 1- Siyasi mücadele hattı 'erken seçimden' 'en kısa sürede kurultaya' evrildi. 2- Mücadele edilen figür müesses nizamdan Kılıçdaroğlu'na dönüştü. 3- Muhalefetin temel hedefi iktidar değişiminden 'baba ocağını geri almaya' düşürüldü. CHP'yi yeniden kazanma söylemi, mücadele edilen figürü ve mücadele hattını geriye çekti. Bu ısrardan vazgeçilmezse muhalefetin enerjisi iktidar değişiminden uzaklaşıp CHP'yi yeniden kazanmak için sönümlendirilecek. Mutlak Butlan kararını vermek için ödenen siyasi ve ekonomik bedel düşünüldüğünde müesses nizamın kurultay yoluyla bir başkanlık değişimine izin vermeyeceği aşikar. Kılıçdaroğlu üzerinden bir polemik yürütmenin anlamı da yok çünkü kendisi müesses nizamın bir piyonu sadece. Bu anlamsız ısrardan en kısa zamanda vazgeçilmeli.
20
79
373
42,359
Müesses nizam; iktidar değişimi ihtimalini ortadan kaldırmak, halkımızı umutsuzluğa sürüklemek ve iradesini kırmak için baskı ve zulmün her yolunu deniyor. Bir yandan toplumsal muhalefeti örgütsüz ve lidersiz bırakmak için İmamoğlu ve Özel'i siyaseten tecrite alıp imha etmeye çalışırken diğer yandan muhalif olmanın bedelini artırmaya çalışıyor. Muhalefet güçlendikçe boynumuza takılan pranga daha da sıkılaştırılıyor. Direnmek, inat etmek ve mücadele etmekten başka bir yolumuz yok. Direneceğiz!
Fatoş Pınar Türker, operasyon sürecini ve Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Türker, Mali Şube’nin operasyonu yürütmesine rağmen evine Cinayet Şube polisleri geldiğini, çocuklarına su verilmesine bile izin verilmediğini söyledi. Vatan Emniyet’te polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını anlatan Pınar Türker, yaşadıklarını aktarırken göz yaşı döktü. Türker şunları anlattı: “Allah’tan avukatımı arayabilmiştim. Çünkü eve girince polisler hemen telefonumu aldılar. ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler. Çocuklarım ağlıyor. ‘Bir su vereyim’ diyorum. ‘Hayır’ diyorlar. Küçük kızım okula gidecek. ‘Hayır, kimse kıpırdamasın. Delil karartmayın’ diyorlar sürekli. Komiserdi herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı. En son o da kızlarımla birlikte ağlıyordu. ‘Kaşe var mı?’ dedi. ‘Ne kaşesi?’ dedim. ‘Şirket kaşesi’ dedi. ‘Yok’ dedim. ‘Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım?’ ‘Arayın bulun’ dedi. Neyse, evi arıyorlar falan. ‘Kimse yerinden kıpırdamasın’ diyorlar. Biz de salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da ağlıyor. Bana sarılmak istiyorlar. ‘Kimse elini kimseye dokundurmasın’ dediler. Ben de dedim ki: ‘Siz mali suçlar için gelmediniz mi? Biz neyi delil karartacağız?’ Polis dedi ki: ‘Biz cinayet masadan geliyoruz.’ Öyle olunca benim kızlarım aval aval ağlamaya başladılar. Ben de dedim ki: ‘Ne cinayeti?’ ‘Hayır’ dedi. ‘Şu an operasyon oluyor. Polis kalmadı, biz geldik.’ Yani delil karartma meselesi… Çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten. O kadar tiyatro mu desem, kabus mu desem… Ama polisin gözlerindeki o ifadeyi hiç unutamayacağım. Ama çok insani davranan bir polis memuru daha vardı. Hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde, başına bir şey gelmeyecekse annemi aradı. İki kere benim konuşmama izin verdi. ‘Kızınız iyi’ dedi. Sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızımla son kez okuluna uğramış oldum. O, akşam döneceğimi düşündü tabii. Aradan 15 ay geçti. Vatan’a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağımı düşündüm. Sonra nezarete girdim. Asistanım vardı. ‘Sen niye buradasın Canan?’ dedim. Gene ağladılar. Pınar Hanım da ağladı. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı. Fatoş geldi. Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada… Muhtemelen hiç görmemişsinizdir, görmeyin de inşallah, nezarethaneyi. Ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz. Çünkü bodrum katta olduğu için hiç cam pencere yok. Müthiş bir ışık var her tarafta. Artık kaçıncı gün, hangi saatteyiz bilmiyorum. Bir kadın memur geldi. ‘Arama yapacağız’ dedi. Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar. Benimle birlikte gitti. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani?’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler var. Çok küçük bir oda. O memuru da nerede görsem asla unutmam. Odayı da nerede görsem asla unutmam. ‘Üstünü çıkar’ dedi. Üstümü çıkardım. Ama üstümü çıkarmanın… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın? Yine de kontrol yaptı. ‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi. ‘Peki, gidebilir miyim?’ dedim. ‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’ İndirdim. ‘Çamaşırını da.’ ‘Nasıl yani?’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Ondan sonra da: ‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi. Ben utanmıyorum. Ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’ Sonra: ‘Tamam’ dedi. Halbuki biz ne olduğunu anlamıyoruz. Bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızda farklı polis memurları vardı, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun ne olduğunu anlamamıştık. Eldiven taktı ya eline… Eldiveni kullanmadığı için mutlu olduk. Çünkü ben jinekolojik muayene gibi bir şey olacak zannetmiştim. Eldiven takınca sevindik hatta nezarette. Sonra tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla yaşananları hiç unutmuyorum. Çünkü biz tutuklandık. Her şey film gibi. O an bir avukatın telefonundan annemi aradım. Kızlarımla konuştum. Hepsi ağlıyorlardı.”
4
37
176
5,843
Abdullah Esin retweeted
Fatoş Pınar Türker’in hikayesinden ve bugüne dek birbirine benzer biçimde dinlediğimiz onca hikayeden çıkan sonuç işkencenin bir istisna değil bu dava özelinde bir yönteme dönüşmüş olmasıdır. Bu insanlık suçunu ciddiye almak gerekir.
İşkence neden yapılır? Savcının iddiasını destekleyen ifade verilmesi için… 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 90’larda neler yapıldığını biliyoruz. Fakat işkence ille de fiziksel acı çektirmek zorunda değil. Fatoş Pınar Türker gibi İBB sanıklarına yapılan da işkencedir. 2020’lerin işkencesidir. İnsanlık suçudur, zaman aşımı işlemez. Mutlaka soruşturulması gerekir.
9
263
1,773
54,514
Abdullah Esin retweeted
Jun 10
Bazen günlük siyasi tartışmalar içinde asıl mesele gözden kayboluyor. O yüzden sürekli hatırlatmak ve neyin ne olduğunu açıkça anlatmak gerekiyor. 19 Mart sürecinde tutuklanan İBB sanıklarına adeta düşman hukuku uygulanıyor. İşkence boyutunda muameleye maruz kalıyorlar, en sevdikleri insanlarla sınanıyorlar. Balyoz-Ergenekon davalarında bile görmediğimiz boyutta bir baskı, ilk defa onlar sayesinde ülkede iktidara gerçek bir alternatif ortaya çıktığı ve sandıkta başarı kazandığı için oluyor. Kasım 2023 kurultayında CHP'yi kaybedenlerle Mart 2024 yerel seçiminde kaybedenlerin yaptığı açık işbirliğiyle İBB davası sanıkları tamamen tasfiye edilmek isteniyor. Bu nedenle İBB davası sanıklarının ayakta kalmaları, umutlarını korumaları ve mücadele etmeleri her zamankinden daha önemli. Bu ülke bu karanlık dönemi geride bırakacak ve bugün yaşananlar sonraki kuşaklara anlatılacak.
BÜTÜN SALONU AĞLATAN O SAVUNMA Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı: Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi... Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi. "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi. Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
22
419
2,021
45,586
Abdullah Esin retweeted
Çıplak arama ve kötü muamele insanlık onuruna aykırıdır. Bir annenin çocukları ile tehdit edilmesi yargılama değildir. Ülke olarak ne kadar ileriye gittiğimiz anlatılırken, asla kabul edilemeyecek bir geriye gidiş söz konusu. Tüm bu olanlar ise zulüm.
Jun 9
🔴 İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker: 📌 Polis 'Altımı indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. "Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil'' dendi bana. 📌İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum! t24.com.tr/haber/ibb-davasin…
7
62
282
12,346
Abdullah Esin retweeted
Fatoş Pınar Türker, operasyon sürecini ve Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Türker, Mali Şube’nin operasyonu yürütmesine rağmen evine Cinayet Şube polisleri geldiğini, çocuklarına su verilmesine bile izin verilmediğini söyledi. Vatan Emniyet’te polis tarafından çıplak aramaya maruz bırakıldıklarını anlatan Pınar Türker, yaşadıklarını aktarırken göz yaşı döktü. Türker şunları anlattı: “Allah’tan avukatımı arayabilmiştim. Çünkü eve girince polisler hemen telefonumu aldılar. ‘Hiçbir şeye dokunmayın’ dediler. Çocuklarım ağlıyor. ‘Bir su vereyim’ diyorum. ‘Hayır’ diyorlar. Küçük kızım okula gidecek. ‘Hayır, kimse kıpırdamasın. Delil karartmayın’ diyorlar sürekli. Komiserdi herhalde. Onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı. En son o da kızlarımla birlikte ağlıyordu. ‘Kaşe var mı?’ dedi. ‘Ne kaşesi?’ dedim. ‘Şirket kaşesi’ dedi. ‘Yok’ dedim. ‘Ben şirketin genel müdürüyüm, kaşeyi ne yapayım?’ ‘Arayın bulun’ dedi. Neyse, evi arıyorlar falan. ‘Kimse yerinden kıpırdamasın’ diyorlar. Biz de salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da ağlıyor. Bana sarılmak istiyorlar. ‘Kimse elini kimseye dokundurmasın’ dediler. Ben de dedim ki: ‘Siz mali suçlar için gelmediniz mi? Biz neyi delil karartacağız?’ Polis dedi ki: ‘Biz cinayet masadan geliyoruz.’ Öyle olunca benim kızlarım aval aval ağlamaya başladılar. Ben de dedim ki: ‘Ne cinayeti?’ ‘Hayır’ dedi. ‘Şu an operasyon oluyor. Polis kalmadı, biz geldik.’ Yani delil karartma meselesi… Çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten. O kadar tiyatro mu desem, kabus mu desem… Ama polisin gözlerindeki o ifadeyi hiç unutamayacağım. Ama çok insani davranan bir polis memuru daha vardı. Hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde, başına bir şey gelmeyecekse annemi aradı. İki kere benim konuşmama izin verdi. ‘Kızınız iyi’ dedi. Sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızımla son kez okuluna uğramış oldum. O, akşam döneceğimi düşündü tabii. Aradan 15 ay geçti. Vatan’a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağımı düşündüm. Sonra nezarete girdim. Asistanım vardı. ‘Sen niye buradasın Canan?’ dedim. Gene ağladılar. Pınar Hanım da ağladı. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı. Fatoş geldi. Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada… Muhtemelen hiç görmemişsinizdir, görmeyin de inşallah, nezarethaneyi. Ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz. Çünkü bodrum katta olduğu için hiç cam pencere yok. Müthiş bir ışık var her tarafta. Artık kaçıncı gün, hangi saatteyiz bilmiyorum. Bir kadın memur geldi. ‘Arama yapacağız’ dedi. Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar. Benimle birlikte gitti. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani?’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler var. Çok küçük bir oda. O memuru da nerede görsem asla unutmam. Odayı da nerede görsem asla unutmam. ‘Üstünü çıkar’ dedi. Üstümü çıkardım. Ama üstümü çıkarmanın… Zaten çıplağım, ne kontrolü yapacaksın? Yine de kontrol yaptı. ‘Tamam, üstünü giyebilirsin’ dedi. ‘Peki, gidebilir miyim?’ dedim. ‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir.’ İndirdim. ‘Çamaşırını da.’ ‘Nasıl yani?’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Ondan sonra da: ‘Burada utanan varsa çıkabilir’ dedi. Ben utanmıyorum. Ama insanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın. Ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Bacaklarını aç, arkanı dön, eğil…’ Sonra: ‘Tamam’ dedi. Halbuki biz ne olduğunu anlamıyoruz. Bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızda farklı polis memurları vardı, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun ne olduğunu anlamamıştık. Eldiven taktı ya eline… Eldiveni kullanmadığı için mutlu olduk. Çünkü ben jinekolojik muayene gibi bir şey olacak zannetmiştim. Eldiven takınca sevindik hatta nezarette. Sonra tutuklandıktan sonra Fatoş’un çığlıklarıyla yaşananları hiç unutmuyorum. Çünkü biz tutuklandık. Her şey film gibi. O an bir avukatın telefonundan annemi aradım. Kızlarımla konuştum. Hepsi ağlıyorlardı.”
Medya A.Ş.'nin kanunlara uygun işlemler yaptığını söyleyen Fatoş Pınar Türker, Murat Ongun hakkındaki "Reklam İst şirketine ortak" iddiası hakkında da konuştu. Türker, "Çalıştığım sürece böyle bir şeyi duymadım. Bile isteye hukuksuz bir durum içinde olmadık" dedi. Medya A.Ş. ihale uzmanı Mehmet Recep Taşçı’nın etkin pişmanlık ifadesiyle suçladığını söyleyen Türker, “Kendisi Düzce’ye bana avukat gönderdi. Etkin pişmanlık ifadesi verdiğini ve helallik istediğini söyledi. Hakkımı helal etmiyorum” dedi. Hakındaki MASAK raporlarına dikkat çeken Türker, suça konu bulgu, para alışverişi ve açıklanamayan zenginleşme tespiti olmadığını söyledi. Türker, “Böyle MASAK raporu vallahi olmaz, billahi olmaz. MASAK'a hakaret. Taşınmazlarımı 2014 - 2016 yılları arasında aldım. Medya A.Ş.'deyken bir şey almadım” diye konuştu.
120
834
2,349
419,119
Abdullah Esin retweeted
Sosyal demokrat partiler işçi sınıfını gerçekten “woke politikalar” yüzünden mi radikal sağa kaptırdı? Avrupa verileri bu yaygın anlatının düşündüğümüz kadar sağlam olmadığını gösteriyor. Asıl kaçışın önemli bir kısmı radikal sağa değil, Yeşiller’e ve radikal sola. Barış Ertürk (@bariserturk_) Progresif Avrupa'nın ilk bölümünde bu iddialara cevap arıyor. 📺: youtube.com/watch?v=LA8NILYz…

1
4
13
1,501
Abdullah Esin retweeted
Progresif Avrupa’nın ilk bölümünde Barış Ertürk, Avrupa sosyal demokrasisine dair çok tekrar edilen bir anlatıyı tartışıyor: 😊 Sosyal demokrat partiler işçi sınıfını gerçekten radikal sağa mı kaptırdı? 🙃 Bu kaybın nedeni demokrasi, insan hakları ve mülteci hakları gibi konularda ısrar etmeleri mi? Tarik Abou-Chadi, Reto Mitteregger ve Cas Mudde’nin kapsamlı çalışmasından yola çıkarak, bu ezberin verilerle ne kadar örtüştüğüne bakıyoruz. Yeni bölüm yayında. youtube.com/watch?v=LA8NILYz…
6
16
4,196