Joined February 2015
23 Photos and videos
Erkan ESENAR retweeted
Askeri hastanesi olmayan büyük ordu/ büyük devlet olmaz. Türk ordusu güçlü olmadan Türk devleti olmaz. Askerin sağlığını korumayan vatanını korumaz. Alo TBMM?!.
ASKERİ HASTANELERİN TABUTUNA SON ÇİVİ ÇAKILDI 15 Temmuz sonrası 26 şehirdeki 32 askeri hastane kapatıldı ve sınır ötesi operasyonlara savaş cerrahisi uzmanı açığı doğdu. Askeri Hastanelerin yeniden faaliyete geçeceği açıklandı ancak dün yayınlanan yeni Subay-Astsubay yönetmeliğinden “Askeri Hastaneler” ifadesi çıkarıldı. Subay Astsubay yönetmeliğinin 53. maddesinde değişiklik yapıldı. “Askeri Hastaneler, Askeri Hastanelerdeki uzmanlar, Tam Teşekküllü Askeri Hastaneler, Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Haydarpaşa Askeri Hastanesi” ifadeleri kaldırıldı. Yeni yönetmeliğe “Kamu hastanesi ve yetkili sağlık kuruluşları’’ ifadesi konuldu. Subay, astsubayların tedavilerinin devlet hastaneleri ile sağlık kuruluşlarında yapılması öngörüldü. 👈 10 YILDIR KAPALI Dönemin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar 2022’de “Talep ve ihtiyaç var” dedi. Bir yıl sonra Bakan olan Yaşar Güler de “Açılması için yoğun çalışma var” dedi. Ancak askeri hastaneler 10 yıldır açılamadı. ‘VAHİM DURUMDAYIZ’ Askeri hastaneler kapatıldığında sayıları 2043 olan, askeri doktor ve savaş cerrahisi uzmanı, ya emekli oldu ya da özel hastanelere geçti. MSB Bakan Yardımcısı Şuay Alpay ‘’2043 olan savaş cerrahisi uzmanı askeri doktor sayısı 347’ye düştü, vahim durumdayız’’ demişti. Halen NATO ülkeleri arasında askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye. Savaş ihtimali çok az olan İsveç, Norveç, Finlandiya gibi ülkelerde bile askeri hastaneler açılarak cerrah yetiştiriliyor. Türkiye’de sistem tamamen tasfiye edilmiş durumda.😢😢 (Sözcü)
1
4
98
Kurucu Önderimin emanet ettiği Cumhuriyetin ilelebet yaşaması için bedel ödeyen Şehit, aile yakınları ve Gazilerimiz ile 13 Şubat 2026 Tarihinde CHP Gen. Mrk. Önünde biz yağmurda ıslandık, hayırdır bile demedi bizlere bir Allahın kulu. Koltuk için yağmur şov senin tercihin ÖÖ.
54
Erkan ESENAR retweeted
Dostlar, şu tweet’i okudunuz mu?! İşte tam bir Türk kadınının kendi vatanında yaşadığı büyük haksızlığın, ihmalin ve vurdumduymazlığın utanç verici hikâyesi… Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Banes… Kireçlenmenin asıl sebebini bulan nanobakteri keşfinin öncüsü, Finlandiya’da ilk yabancı doçent unvanını alan bilim insanı, NASA’da çalışan ilk Türk kadınlarından biri. Kalp-damar hastalıklarından böbrek taşına kadar birçok hastalığa ışık tutacak patentleri olan, Nobel Tıp Ödülü’ne Finlandiya adına aday gösterilen gerçek bir dahi ve vatansever. Ama Türkiye’de ne oldu?! Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora tezi hocası tarafından herkesin gözü önünde “çöpe atılır” denilerek çöpe atıldı. Bilkent “iş mi arıyorsun?” diye, Hacettepe “bizi aşar” diye kapıları yüzüne kapattı. Başkent Üniversitesi’nde 9 ay boyunca aşağılayıcı dışkı tahlilleri yaptırdılar. Kendi ülkesinde bilim kadınına reva görülen muamele buydu. Neyse ki Finlandiya’daki hocası Dr. Olavi Kajander “Sen orada ziyan oluyorsun” deyip onu yanına aldı ve Neva Hanım orada hak ettiği değeri gördü. Amerikalılar bile şaşırdı: “Sana kimse sahip çıkmıyor, neden hâlâ Türk kalmakta ısrar ediyorsun?” diye sordular. O da dimdik durdu: “ASLA!” dedi ve milliyetinden taviz vermedi. “Dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özlüyor” diyerek vatan hasretini anlattı. Peki Türkiye’yi yönetenler ne yaptı?! Hiçbir resmi tebrik, hiçbir sahip çıkış, tek bir “Aferin” bile yok. Sadece eski bir banka genel müdüründen bir tebrik kartı gelmiş. Bu ne büyük ayıptır, ne büyük duyarsızlıktır! Kendi Türk kadınını, kendi evladını bu kadar hiçe saymak, zekâsına ve emeğine sahip çıkmamak ancak bizde olur. Neva Hanım, senin gibi inatla vatanını seven, Türk bayrağından vazgeçmeyen bilim kadınlarıyla gurur duyuyoruz. Türkiye seni hak etmiyor ama biz senin yanındayız. Bu utanç, bu vurdumduymazlık yönetenlerin boynunda kalsın! Türk kadınına sahip çıkamayan bir anlayışla nereye varabiliriz ki?! Neva Hanım’a selam olsun, minnet olsun.🇹🇷🫶🧿
Doç.Dr. Neva Çiftçioğlu gerçek bir Türk hanımefendisi. Finlandiya’da doçentlik ünvanını alan ilk yabancı. Kendisi kireçlenmenin müsebbibi olan ve nanobakteri adı verilen mikrobu bulmuş. Bu buluşu nedeniyle dünyanın her yerinden davetler, ödüller almış. 2,5 yıldan beri NASA’da (Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi) çalışan ilk Türk Bilim Kadını. Önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti yüzlerce milyon dolar değerinde önemli bir buluşu açıklanacakmış. Buraya kadar çok güzel. Ama Türkiye onu tanımıyor, Türk yetkililerden aldığı tek bir tebrik bile olmamış. Bilim dünyasında ona “Türklüğünden vazgeç, daha çok parla” diye akıl verenlere o inatla “asla” demeye devam ediyor. Türk olması büyük sorun olmuş. Finlandiya’da Türk olduğu hiç anılmamış. Vatandaşlık başvurusu bile yapmamış ama, onu hep Finli gibi tanıtmışlar dünyaya. Mesela NASA’ya gittiğinde, “NASA’ya giren ilk Finli” diye başlık atmış bir gazete. 1996 da başarılı bilim insanlarının bulunduğu bir törene çağrılmış ; bu törende Türk bayrağının altına gittiğinde onu oradan alıp Finlandiya bayrağının altına almışlar. Çok ağırına gitmiş bu… 1996 yılında Finlandiya Hükûmeti onu buluşunu bilim dünyasına açıklamak üzere ABD’ye göndermiş. New York’ta bulunan dünyanın dört büyük laboratuarından biri olan Cold Spring Harbor Laboratories’e gitmiş. Meğerse Amerikalılar da o dönemde aynı bakteriyi Mars gezegeninde bulmuşlar. Bunun üzerine birlikte Astrobiyoloji Enstitüsü’nü kurmuşlar. Bulduğu bakteriyle ilgili olarak ABD’de kurulan büyük bir firmanın da sahiplerinden biriymiş. Firmanın CEO’su “senin Türk olmandan yoruldum” diyerek kendisine ABD vatandaşlığına geçmesini önermiş. Yanıtı kısa ve öz : ASLA ! Ve ekliyor : Ben milliyetçi olduğumu bilmezdim, ama dışarıda kalınca insan ülkesinde kızdığı şeyleri bile özler hale geliyor… Şaşırıyorlar Amerikalılar. Sana hiç kimse sahip çıkmıyor, sen neden Türk olmakta ısrar ediyorsun ? diye soruyorlar kendisine. Ankara Tıp Fakültesi’nde asistan iken doktorasını bitirmek üzereymiş. Astım hastalığı hakkında bir tez hazırlamış hocalarına sunmuş. Bölüm başkanı olan hocası tezi herkesin gözü önünde çöpe atmış. O çöpe atılan tezi birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış. Ankara ona doçentliğini vermediği için Finlandiya’da Doçentlik ünvanı alan ilk yabancı olmuş. Finlandiya’da bakteri çalışmaları yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörü ve Genetik Bölümüne başvurarak “gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye’ye ait olsun” önerisini yapmış. Gelen yazılı yanıtta “siz galiba iş arıyorsunuz” deyip kabul etmemişler. Hacettepe Tıp Fakültesi de “bu bizi aşar” demiş. Hasrete dayanamayıp Türkiye’ye dönmüş ve Başkent Üniversitesi’nde çalışmaya başlamış. Kendisine mikrobiyoloji kliniğinde 9 ay boyunca dışkı tahlili yaptırmışlar. Sonunda Finlandiya’da ki profesörü “sen orada ziyan oluyorsun” diyerek isyan etmiş ve Türkiye’ye onu almaya gelmiş. ''Bana yurt dışında Everest’in tepesine bayrak diken kadın gözüyle bakıyorlar, ama bugüne kadar hiçbir Türk yetkilisinden tebrik almadım. Sadece bir kişi, nasıl oldu bilmiyorum, İskandinav Tıp Ödülünü kazandığım zaman, Ziraat Bankası eski Genel Müdürü bir tebrik kartı gönderdi, halâ saklarım.'' diyor bu değerli Türk Bilim Kadını…
11
98
333
14,525
1
12

"Uğur Mumcu’nun Kaleminden Yakın tarihimizi gereği gibi biliyor muyuz? Hayır; pek bilmeyiz. Kurtuluş Savaşı’nın gizli tutanakları bile yeni yeni yayımlanıyor. Yakın tarih gereği gibi araştırılmıyor. Araştırılmadığı için de kökenleri yakın geçmişe kadar uzanan yanılgılar bugünün siyasetine de yön veriyor. Yanılgılardan biri “Kemalist” sözcüğüne verilen anlamdan kaynaklanıyor. Bazılarımızın dilinde “Kemalizm, eşittir, yasakçılık” anlamındadır. “Kemalist” sözcüğünü ilk kez kullananlar Atatürk ilkelerini savunanlar değildir. Bu sözcük, ilk kez, 1919-20 yılları arasında Amerikan basınında ve İngiliz gizli belgelerinde geçer. Amerikan basını “Kemalistler” kavramını “Bolşeviklerle işbirliği yapan millici güçler” anlamında kullanılmıştır. Kemalistler, Amerikalılar ve İngilizlerin dillerinde, ülkesi için çarpışan ulusal güçlere verilen addı. Kurulu düzenle savaşmak yerine tarihle hesaplaşmaya girmeyi yeğleyen bir kısım şematik Marksist, Kurtuluş Savaşı’nın emperyalist ordularına karşı verilen bir Kurtuluş Savaşı olduğunu yadsıyıp, kendi küçük dünyalarında oluşturdukları yapay öğretilerle uğraşıp dururlar. Bunu yaparken de Kurtuluş Savaşı’nın soylu bir direniş olduğunu da unuturlar. Batılı kapitalist emperyalistlerin düşman bildikleri “Kemalizm” şematik Marksistlerin de boy hedefidir! İkinci yanılgı, Kurtuluş Savaşı’nda bir kısım Kürtlerle İngiliz gizli servisi arasında kurulan ilişkilerin göz ardı edilmesidir. Bugün Kurtuluş Savaşı ile ilgili İngiliz belgeleri açıklanmıştır. Bu belgeler, Kurtuluş Savaşı’nda “İngiliz İstihbarat Servisi” ile “Kürt aşiretleri” arasındaki ilişkileri kanıtlanıyor. Nedense bazı tarihçilerimiz kapıldıkları Atatürk düşmanlığı nedeniyle bu belgelere bakmıyorlar. Değerli araştırmacı Büyükelçi Bilal Şimşir’in İngiliz Belgelerinde Atatürk” adlı belgesel yayını 1973 yılında Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında yayımlanmıştır. Bu belgesel kitabın 38. sayfasında yayımlanan 19-Temmuz-1919 tarihli telgrafta, İngilizlerin Kürtlerle yaptıkları işbirliğine değiniliyor ve İngiliz Binbaşısı Noel ile görüşmesi konusuda Bedirhanoğulları ile ilişkiye geçilmesi isteniyor. Aynı yayının 119. sayfasında da İngilizlerin Bedirhanoğlu Aşireti’nden Amin Ali’nin Diyarbakır Valiliği’ne getirilmesini istedikleri anlaşılıyor. 166. sayfasında yer alan bir başka belgede de “İngiliz-Kürt işbirliği” kanıtlanıyor. Şimşir’in İngiliz belgelerinden derlediği kitabının 221. sayfasında da Raşvan Kürtlerinin Mustafa Kemal’e karşı oldukları ve eyleme geçecekleri anlatılıyor. Kitabın 273. sayfasındaki belge çok ilginç. İngiliz Büyükelçiliği’nden T.B. Hohler, Kürt liderlerinden Abdülkadir’in İngilizler ile Mustafa Kemal’in başarılı olması halinde Kürtlerin tehlikeye düşeceklerini bildirdiği kaydediliyor. Erol Ulubelen’in 1967 yılında Yön, 1982 yılında da Çağdaş Yayınları arasında çıkan “İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye” adlı belgesel kitabında da İngilizlerin emrindeki Kürt aşiretleri ile ilgili belgeler sergileniyor. Kitabın 195. sayfasındaki 19-Ağustos-1919 tarihli gizli belgesine göz atalım: ► Amerika, Trabzon ve Erzurum’u içine alan bir Ermenistan’ı himaye edecek, geri kalan dört il de bir Kürt devleti olarak İngilizlerin himayesine verilecek. Ulubelen’in kitabındaki 451 sayılı İngiliz gizli belgeseline de bakalım: ► Binbaşı Noel, Kürt şefleriyle görüş birliğine varırsa bundan büyük faydalar sağlayacağını söylüyor. Bunlar İstanbul’da Abdülkadir ve Bedirhan ve daha az önemli bazı kimselerdir. Kitabın 257. sayfasındaki gizli belge, İngilizler ile bazı Kürt aşiretleri arasındaki işbirliğini ortaya koyuyor: ► Kürdistan, Türkiye’den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermenilerle Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul’daki Kürt Kulübü Başkanı Seyit Abdülkadir ve Paris’teki Kürt delegesi Şerif Paşa emrimizdedir. Kurtuluş Savaşı’nda, Türklerle-Kürtler aynı cephelerde, kapitalist emperyalizm ile açıkça işbirliği yaptılar. Dün, Kürt ayrımcılığı aşiretleri Batılı devletlerce niçin destekleniyorsa, bugün de Kürt ayrımcılığı aynı nedenlerle destekleniyor. Bunu görmemek için kör, duymamak için de sağır olmak gerekir. Uğur Mumcu (Cumhuriyet Gazetesi - 9 Ocak 1990)
19