BUĞRA GÖKCE: “KENDİ AYAĞIMLA GİTTİM, YAKALAMA GÖRÜNTÜSÜ OLUŞTURMAK İÇİN ÜÇ KEZ POLİS EŞLİĞİNDE YÜRÜTÜLDÜM”
Buğra Gökce, savunmasının ikinci bölümüne geçti. Gökce, soruşturma sürecinde Vatan Emniyet’te yaşadığı “fotoğraf” skandalını anlattı:
Nitekim süreç, bugün kıymetli eşim olan nişanlım Filiz Hanım’ın evine sabah saat 06.00 civarında yapılan aramayla başladı.
Filiz Hanım o sırada evde değildi. Ben de evde değildim.
Buna rağmen eve çilingir marifetiyle girildi.
Esasında açık bir hak ihlali yaşandığını düşünüyorum.
Üstelik bu aramaya ilişkin tutanağa da bugüne kadar erişemedik.
Filiz Hanım’ın evinde ne bulundu, polis neyi tutanak altına aldı, neye el konuldu; bunların hiçbirini bilmiyoruz.
Süreç böyle başladı.
Arandığımı öğrenmem üzerine ben kendi irademle Vatan Emniyet’e giderek teslim oldum.
Bakınız, bu fotoğraf benim Vatan Emniyet’e kendi ayağımla gittiğim sırada çekilmiş bir fotoğraftır.
Arkadaşlar tarafından, benim bilgim dışında çekilmiş bir fotoğraf.
Akabinde sağlık kontrolüne sevk edildim.
Ancak emniyete girişim, diğer kişilerde olduğu gibi polis eşliğinde görüntülenmediği için olsa gerek, arkadaşlar bir “yakalama görüntüsüne” ihtiyaç duyduklarını söylediler.
Ben de buna itiraz etmeyeceğimi söyledim.
Bunun üzerine emniyete girişimin yeniden görüntülenmesine karar verildi.
Şimdi gördüğünüz bu fotoğrafın bir hikâyesi var.
Bunu özellikle anlatmak istiyorum.
Çünkü ben emniyete normal şekilde girdim.
Polis eşliğinde ya da zor kullanılarak getirilmiş biri değildim.
Kendi ayağımla gittim.
Ancak bana, “Bir fotoğraf çekeceğiz, tekrar dışarı çıkacağız” denildi.
Peki dedim.
Dışarı çıktık.
Daha sonra bu fotoğraf çekildi.
Ardından tekrar yukarı çıkarıldım ve yeniden nezarethaneye konuldum.
Bir süre sonra tekrar dışarı çıkarıldım.
Bu kez bana, “İlk fotoğraf olmamış. Dikey çekmişiz, yatay çekmemiz gerekiyor. Bir kez daha çekim yapacağız” denildi.
Bunun üzerine üçüncü kez dışarı çıkarıldım ve yeniden emniyete giriş yaptırıldım.
Sonuç olarak, bu görüntülerin elde edilebilmesi için ben üç kez polis eşliğinde emniyete sokuldum.
Oysa gerçek olan şuydu:
Ben emniyete kendi ayaklarımla gitmiş ve teslim olmuştum.
Ancak kamuoyuna servis edilen görüntülerde, sanki polis tarafından getirilmişim gibi bir izlenim oluşturulmaya çalışıldı.
Bu nedenle bu fotoğrafın ve görüntülerin nasıl çekildiğini mahkemenizin bilgisine sunmak istedim.
BUĞRA GÖKCE: “ÖMRÜMÜN YÜZDE 2,5’İNİ CEZAEVİNDE GEÇİRDİM”
Buğra Gökce, savunmasına devam ediyor:
Tam bir belediyeciyim.
Memurluktan genel sekreterliğe kadar her kademede görev yaptım. Her koltukta oturdum, her görevi yerine getirdim. Karşıma gelen bir memurun ya da işçinin aklından neler geçtiğini bilirim. Çünkü o görevleri ben de yaptım.
Toplam 30 yıllık kamu görevim boyunca ve özellikle yöneticilik yaptığım 17 yılda doğal olarak çok sayıda soruşturma, suç duyurusu, ön inceleme ve teftiş geçirdim. Bunlar son derece normaldir.
Bunların sayısının fazla olmasının bir nedeni de yöneticilik yaptığım kurumların tamamının muhalefet belediyeleri olmasıdır. Sizlerin de bunu takdir edeceğinizi düşünüyorum.
Ancak ben bugüne kadar tertemiz kaldım. Üzerimde hiçbir leke yoktur.
Kamuyu zarara uğrattığımız iddiasıyla hakkında işlem yapılan bütün konularda her aşamada aklandım. Hakkımda kesinleşmiş hiçbir hüküm yoktur. Kamu zararına neden olduğuma ilişkin hiçbir karar bulunmamaktadır.
Bugün ise ihaleye fesat karıştırma, dolandırıcılık, devleti dolandırıcılık ve örgüt üyeliği suçlamalarıyla yargılanıyorum.
Üstlendiğim onca zorlu göreve rağmen, 30 yıl boyunca bir kez bile karakol kapısından geçmemişken, hayatımın son 15 ayını tutuklu olarak geçirdim.
Hakim Bey, bunun ne demek olduğunu anlatabilmek için şöyle ifade edeyim:
Bugüne kadar yaşadığım ömrün yaklaşık yüzde 2,5’ini cezaevinde geçirdim.
Ömrümün yüzde 2,5’ini buraya gömdüm.
Oysa ben bütün hayatını akademide, meslek odalarında ve kamudaki yöneticilik görevlerinde kamu yararını gözeterek geçirmiş bir insanım.
Toplumsal yararı önceleyen çalışmalar yaptım.
Köşe dönme projelerine, rant odaklı uygulamalara karşı çıktım.
Bu nedenle sürgün edildim.
Mal varlığım da MASAK raporlarında açıkça ortadadır.
Buna rağmen bugün rüşvet iddiasıyla tutuklanmış ve saydığım suçların sanığı olarak yargılanıyor olmak bana trajikomik değilse bile kaderin bir cilvesi gibi geliyor.
Otuz yıllık kamu görevim boyunca, mesleğimin rant üretmeye en müsait alanlarında çalışmış olmama rağmen şahsıma ya da aileme yönelik herhangi bir haksız kazanç iddiası bugüne kadar hiçbir soruşturmanın konusu olmamıştır.
Bu yalnızca hukuki bir gerçek değil, aynı zamanda mesleki duruşumun ve kamu hizmeti anlayışımın doğal sonucudur.
Hayatı boyunca rantla ve köşe dönmecilik anlayışıyla mücadele etmiş, bunun için çalıştığı ilk kurumda sürgün edilmiş, genç yaşta meslek odası başkanlığı yapmış, akademik yayınlar üretmiş, akademik unvanlar almış, İstanbul’da kamu alanlarını korumaya çalışırken silahla tehdit edilmiş bir insan olarak bugün rutin idari imzalar nedeniyle örgüte hizmet etmekle ve kamuyu dolandırmakla suçlanıyorum.
Bu suçlamalar mantıktan, hukuki gerçeklikten ve hayatın olağan akışından tamamen uzaktır.
Şehir plancılığı mesleği, eğer rant odaklı düşünürseniz ve kamucu bir bakış açısına sahip değilseniz, insanlara büyük kazançlar sağlayabilecek bir alandır.
Bir santimetrelik plan değişikliği insanların kaderini değiştirebilir.
Bir imza milyonlarca dolarlık rantlar yaratabilir.
Ben o planları yapan, o çizgileri çizen, o imzaları atan görevlerde bulundum.
Bu insanları yönettim.
Ama üzerimde tek bir leke yok.
Ben hayatım boyunca hiçbir namussuzluğun, hiçbir şerefsizliğin içinde olmadım.
Bu biraz da kişisel tercihle ilgilidir.
Bunu yapanlar olabilir ama ben tercih etmedim.
Benim tercihim zenginleşmek olmadı.
Mesleğimi her zaman kamu ve toplum yararına kullandım.
Depremde can kayıplarının nasıl azaltılabileceğine, ulaşım sorunlarının nasıl çözülebileceğine, barınma krizinin nasıl aşılabileceğine, kentlerin nasıl planlı gelişebileceğine odaklandım.
Bütün eğitimim ve mesleki pratiğim bu doğrultuda şekillendi.
Üstelik bugün özgürlüğümden mahrum bırakılmış olsam da bu sorunları düşünmekten, çözüm üretmekten ve fikir geliştirmekten cezaevinde de vazgeçmedim.