Başkan adayları konuştu ve ne yapacaklarını anlattı. Medya, seçim hemen olsa da transfercilik rantının kapıları açılsın diye kapıları zorluyor. Ama şimdi Fenerbahçe'nin gerçek sorunu olan ana başlığı, yani Kurumsal Obezleşme'yi anlatacağım. Kongrenin gündemi olması gereken konu budur. Başarının yolu da bu obezliği, fit bir kurumsal bünyeye çevirmekten geçiyor. Biraz uzun olduğu için yönetici özeti gibi tüm başlıkları tek görselde toparladım. Oradan da inceleyebilirsiniz.
Canımız; Fenerbahçemiz, öyle bir dev ki, zamanın gerekleri ve akışı sonucunda sürekli büyüyor. Çok doğal. Fakat büyüyen bünyemiz değer üretemediği zaman kurumsal olarak obezleşiyor. Şimdi bu obezleşmeye sebep olan 6 temel başlık üzerinden kafa yoralım.
1- Şişen Bütçeler:
Gelirleri aşan giderlerimiz var. Bunun sebebi büyümenin rastgele ve bir planlamaya bağlı olmadan gerçekleştirilmesi. Kulüp yöneticilerinin koltuk koruma hevesinden kaynaklanan popülist kararları korkunç bir bütçe şişmesine yol açıyor. Örneğin Ali Koç döneminde yapılan transfer harcamalarıyla ilgili bir makale yayınladım dün. 7 senede 249 oyunculuk oyuncu sirkülasyonu sonucu oluşan 100 milyon Euro'ya yaklaşan bonservis zararı oluşmuş. Bugün Fenerbahçe'nin kasasında 100 milyon Euro artı olsa, başkan adaylarının ana konusu "ben şu kadar para koyacam, sen ne kadar koyacan" gibi bir zırvalık olmayacaktı belki de. Bu sadece finansal bir zarara sebep olmuyor, yönetim aklı yerine yönetici parasına bağımlı bir kurumsal yapıya mecbur bırakıyor. Seçim kazanmak için Mourinho'yu getiriyorsun, plana sadık kalmıyorsun, kafana göre transfer yapıyorsun, sonra bir de kovup tazminat ödüyorsun, bir de üstüne UEFA'dan ceza yiyorsun. Bahsettiğim böyle şeyler.
2- Oyuncu Maaşları:
Suudi Arabistan'dan sonra Türkiye... gs'nin başlattığı bu kim daha uzağa itişmesinden biz zarar görüyoruz. Orada nasıl bir finans kaynağı var anlaşılması mümkün değil ama transfer yarıştıracağız diye, Türkiye'yi Avrupa'nın Suudi Arabistan'ı, Katar'ı, Emirlikler'i haline getirdik. Belli menajerler aracılığıyla, Avrupa'da forma bulamayan maliyetli oyuncuları ya da Avrupa'da oynayacakları maaşların iki üç katına Türkiye'ye gelmeyi kabul eden oyuncuları transfer ediyoruz. Takım içindeki dengenin bozulmaması için, normalde böyle talepleri olmayacak oyuncular da benzer maaşlar talep ediyor. 3 milyon maaşa düşük der hale geldik. Delirdik. Doğru dürüst scouting yapmamanın acı sonuçlarından dolayı bu transfer döneminde nasıl sıkışacağımızı ve yan yol arayacağımızı görün. Bir de sabit giderler yükselince katma değer üretmek de zorlaşıyor. Onu son maddede anlatacağım. Ancak şu an bünyemizde bir Deivid, bir Lazetic gibi oyuncu kullanmak mümkün olamıyor.
3- Transfer Dedikoduları:
Sanki her şey transferle çözülür gibi bir algı oluştu. Kalitesiz Türk Medyası, rating'i yüksek diye 365 gün transfer anlatıyor. Talep de var. Burada taraftar bu medya sansarlarının suratına kapıyı çarpamıyor. Bağımlılık gibi. Sürekli transfer dedikodusu konuşulduğu için, herhangi bir aksamada "o gitsin, bu gelsin" başlıyor. Sorunun kaynağından yani planlama eksikliğinden uzaklaşıyoruz. Ki artık "planlama" bile demode bir kavrama dönüştü. Farklı senaryolarda alınacak pozisyonların çalışılması lazım. Ama biz ne yapıyoruz? Durumlara göre reaktif kararlar veriyoruz.
4- İnsan Kaynağı Sirkülasyonu:
Hem yönetim, hem sporcu, hem teknik kadro, hem de kulüp profesyonelleri sürekli değiştiği için kurumsal hafıza kaybına uğruyoruz. Obez bir kurumsal yapı, bir taraftan yeni insan kaynağı yutuyor, bir taraftan vitaminini alamadan eski insan kaynağını dışarı atıyor. Şişiyoruz.
5- İletişim ve Algı Yönetimi:
Biz bu kavramları kötü bir şey sanıyoruz ama aslında profesyonel olarak yönetilmesi gereken bir konu. Maç önü maç sonu açıklamalarında bile sorun varken, yapılması gereken marka değerini, sporcu profillerini değerli hale getirecek içeriklerin camiayla buluşturulması, kötü günlerde saklanmak ya da kulağının üstüne yatmak yerine camiayı harekete geçirecek kriz planlarının hazırlanması, kulüp hedef ve amaçlarının camiayla şeffaf bir şekilde paylaşılması, taraftarla kurum arasında sadakat programlarının oluşturulması gibi yapılacak birçok iş var. Bunlar yapılmayınca meydan SAÇmalıklara kalıyor.
6- Katma Değer Üretememe:
Yapılan bu kadar masrafın yatırım dönüşü hesaplanmadığı için hedefsiz ilerleyen süreçler sonucunda yapılan harcamalar kulübe katma değer olarak geri dönmüyor. Büyüyoruz, harcıyoruz ama üretemiyoruz. Zaten dış faktörlerin tamamı aleyhimize ilerlerken biz kendi üstümüze düşen fit bir kurum olmak yerine, obezleşen bir kurumsal yapıya dönüşüyoruz.
Başkan adaylarından beklediğimiz vizyon bu olmalıyken, "kongreden önce transferi, hocayı açıkla" diye yakalarına yapışıyoruz. "Kabahat senin demeye dilim varmıyor ama, Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim"
Not: Post'u yanlışlıkla sildiğim için yeniden paylaştım. Kusuruma bakmayın lütfen.