“Nerede aklanacaklar?”
Bu soru ve bu tema üzerinden bağımsız yargıyı eleştiren bir dille, durumu neredeyse “kimse sorgulanmasın” noktasına getirenler, bir de “umarım siz de bu yargının eline düşersiniz” minvalinde kötü dilekleriyle “arınma” söylemine karşı bir duruş sergiliyorlar.
Can Atalay’ı, Tayfun Kahraman’ı ve daha nice düşünce suçlusu sayılan insanlara haksızlık ettiklerini ve bu insanlarla kendilerini bir görmelerini şahsen sindiremiyorum.
Düşünün ki Atalay da Kahraman da Gezi tutuklusu iken, diğer dava konularını buradan yapılan bağımsız yargı eleştirisiyle eşitleyenler… Soruyorum: Hangi değerlere haizdirler ve hangi yolun yolcusudurlar?
Utanmak lazım; Atalay’ın yüzüne bakarken utanmak lazım. Ertan Yıldız’ların konu olduğu davalarla bu güzel insanları neredeyse eşitleyenlerin utanması lazım.
Neymiş, bağımsız yargı mı varmış; görmüyor muyuzmuş? Vay arkadaş, ne güzel ironi.
Gezi’deki insanlar aptal değil. Tepkisellikten yararlanıyor ve süreci topyekûn manipüle edecek araçları sonuna kadar kullanıyorsunuz.
Can Atalay’ın yanındayız, Tayfun Kahraman’ın yanındayız; haklı davalarına halel gelmemesi için azami gayreti göstermeye devam ediyoruz. Ama siz, Aziz İhsan’ın, Ertan Yıldız’ın konu olduğu davaları siyasi dava olarak gösterip Kahraman’a da Atalay’a da en büyük hakareti ettiğinizin ne farkındasınız ne de umurunuzda. Ya da çok farkındasınız da çarpıtmaktan, tepki yönlendirmekten başka seçeneğiniz kalmadığını düşünüyorsunuz. Belki de göreviniz haline gelmiş.
İnsanlara ve bizlere ettiğiniz ve ettirdiğiniz iftiraları ve hakaretleri geçtik; masum insanların bu ülke için ödediği bedellerin üzerinde zıp zıp zıplamanız her şeyin ötesinde.
Bugüne kadar sizleri takip ettiğim için, inanıp haberlerinizi, kitaplarınızı okuyup dikkate aldığım için artık utanacak noktaya geldim.
“Vekil” diyor ya “gazeteci”ye “aldatılmış hissediyorum” diye; bin katını hissettiriyorsunuz.
Selam olsun Gezi’ye, selam olsun Adalet’e, selam olsun 1 Mayıs’lara ve selam olsun size rağmen onurlu yürüyüşümüze.