Joined February 2014
8,483 Photos and videos
Pinned Tweet
Dijital Üniversite: linktr.ee/icanadvisory Burada ders veya tavsiye verilmez; bilgi, finansal değere dönüştürülür.
1
7
35
41,498
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Bugün "Borsa İstanbul'da trader" olduğunu söyleyen bir kişiyle sohbet ettik. İlk anda bunun suç olduğunu söylediğimde önce inkar sonra kabul etti ama "devlet" diye bahsettiği hükümeti suçlayarak kendi suçunu meşrulaştırma çabasına girdi. Sonra da "piyasa yapıcılığı" dediğimiz şeyi "tahta yapıcılığı" olarak ifade ederek "eğer bu yaptığımız olmasa piyasa asla sizin söylediğiniz teorilerle çalışmaz" iddiasında bulundu. Piyasa yapıcı, aynı anda hem alış (bid) hem de satış (ask) fiyatı koyar. Aradaki farka spread denir ve bu, piyasa yapıcının gelir kaynağıdır. Örneğin bir hisseyi 99,80'den alıp 100,20'den satıyorsa, 0,40'lık spread kazancı elde eder. Bu işlemleri yapmaya yetkili olanlar borsa üyesi aracı kurumlar, bankalar ve özel trading şirketleridir. Bunlar dışında bu işlemin yapılması suçtur. Ben kendisine finansı hem bir bilim hem de ilişkili olduğu psikoloji, hukuk, strateji, felsefe vb. boyutlarıyla açıklamaya çalışarak aslında ne kadar büyük riskler aldığını vurguladım. Ancak, bilişsel çelişki sorunları, bilgi eksikliği ve aşırı özgün ile bildiğini okumaya devam etti. Bu arada "teori" dediği şey bilimsel karşılığı ile değil, gerçek hayatta karşılığı olmayan boş düşünceler anlamında kullanılıyordu. Oysa iddia ettiği şeylerin yanlış olduğu ve piyasanın hangi teorilerle çalıştığını açıklamaya çalıştığımda; özellikle de finansal sürdürülebilirlik teorimi ifade ettiğimde dinlemedi bile... Türkiye'nin en iyi devlet üniversitelerinden birinden işletme finans öğrenimi görmüş olmasına rağmen bilim, hukuk ya da iletişim konularında çok ciddi yetersiz ama 200 milyon dolar hacimli işlem yaptığını açıkladı. Üstelik halka arz da yapıyormuş. Çünkü bir ayda 0 kazanç sunduğu için kendisine "hayır" diyen olmadığı gibi kazandırdığı sürece ortada suç olmadığını çünkü kimsenin şikayet etmeyeceğini ifade etti. Sonra da şu mantığı ileri sürdü: eğer bir suçu herkes işliyorsa ortada suç diye bir şey olamaz çünkü piyasa böyle çalışıyordur. Ben de bu mantığın yanlış olduğunu vurgulamak için "eğer öyle ise kadına yönelik şiddet o kadar yaygın ki bunu suç olarak görmeyelim" dediğimde "finans ve şiddet nasıl aynı olur?" diye itiraz etti. Oysa burada hukuk felsefesi, hukuk sosyoloji, mantık ve daha çok fazla şey hatalı olsa da kadına yönelik şiddetin kök nedenleri arasında en önemli payı kadınların iş hayatında yönetici olması, adil ücret alması ve finansal özgürlük kazanması önündeki engeller alıyor. Osmanlı Devleti'nin ilk dış borçlanmayı yaptığı 1854 yılına kadar, devlete tek kredi veren kesim konumunda olan Galata Bankerleri Dönemi, İMKB'nin İstinye'ye taşınmasına kadar incelendiğinde bile mali suçların bireysel veya organize halde belli bir ahlakının olduğu bilinmelidir. Bu suçlar hiçbir zaman günümüzdeki kadar aleni işlenen ve aşırı özgüvenle savunan halde olmamıştır. Osmanlı'nın Wall Street'i diyebileceğimiz Bankalar Caddesi'nde kaldırıma naylon sererek menkul kıymet satan bir kişi hakim karşısına çıkarıldığında tırnakçılıkla suçlanır ama adam kendini tek cümleyle şöyle savunur: Ne münasebet? Beni nasıl tırnakçılıkla suçlarsınız? Benim sanatım var. Ben simsarım! Beraat eder. Bugün cehaletin aşırı özgüvenle yarıştığı bir toplumda ne kadar yetkinliğiniz varsa o kadar cehennemi yaşıyorsunuz. Bazı kaynaklarda "son din" olarak tanıtılan para pek çok insanın gerçekten taptığı tek güç haline gelmiştir. Bunun için çiğnemeyecekleri hiçbir değer kalmamıştır. Bunun tüm piyasaya ve tüm topluma zarar verdiğini anlamak için daha nasıl bir felaket gerekli ben bilemiyorum. Herkes "bunu biz düzeltemeyiz" diyerek cebini doldurmaya bakıyor. Ve ben bu paylaşımları her yaptığımda 50-100 kişi takibi bırakıyor. Takipçi sayısının azalması zerre umurumda değil ama akıl, ahlak ve liyakate verilen değerin azalarak yok olma aşamasına gelmesi gerçekten çok endişe vericidir.
7
12
87
6,929
İş Bankası kartı olan 25 yaşından küçükler 900 TL ödemeden Gençlik Festivali bileti alıyor. Sonra da ücretsiz bileti Instagram sayfasında satıyorlar. Böylece borsa manipülasyonu stajı tamamlanıyor. Bu gençlere iş veya siyaset kariyerlerinde başarılar dilerim.👏
2
4
14
1,349
Bu tartışmada taraf fark etmeksizin herkes hatalı! Neden mi? Sosyal medyada yatırım tavsiyesi vermek ilgili mevzuat gereği yasaktır. Tavsiyeye uyarak yatırım yapan kişi de bu ihlale ortak olmuştur. Çünkü hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisi öyle bir unsur ki, bir suçun tarafları (sanık ve müşteki) yasal düzenlemeden ortak sorumludur! Eğer her iki taraf da çıkarları gereği kanunu ihlal ediyorsa yargı toplumu tek başına koruyamaz! Türkiye'de bu açıkladığım hakikati umursayan "yok" denecek kadar azdır! Özellikle de sosyal medya ve televizyon yayınlarında piyasa dolandırıcılığı (manipülasyon) çok yaygındır. Dijital Üniversite (abonelik) yayınlarıma tüyo almak için gelenler bu uyarıları yaptığım halde şansını deneyenler benim bu şekildeki yasal uyarılarımı duyduğu anda beni takipten çıkıp dolandırıcılara koşuyorlar. Yatırım yapmadan önce hukukun temel öğretilerini öğrenin, sonra kendi çıkarınıza uygun gördüğünüz için hukuku ihlal etmeyin ki bir gün adalet size de lazım olur! Zarar gördüğünüzde "10 olacak dedi, 8'den aldım, 6'ya düştü" gibi irrasyonel gerekçeler, ne hukuki bir dayanak ne de akıl ve ahlak bakımından haklı bir mazeret oluşturur. Bir zahmet, tavsiye verenlerin özgeçmişini de inceleyin. İddia edilen eğitim, deneyim, yasal yetki ya da unvanların büyük çoğunluğunun kâğıt üzerinde bile var olmadığını göreceksiniz. Son bir not: SPK lisansına sahip olmak, yatırım tavsiyesi verme yetkisi için tek başına yeterli değildir.
2
6
22
2,340
Sevgili dostum Belgin Aksoy'un güzel düşüncesiyle başlayan ve bugün 15. yılında ilk günkü heyecanla kutladığımız Global Wellness Day için Kadıköy, Moda'da I Can Wellness markamın sponsorluğunda gerçekleşen etkinliğe bekleriz.💪😎 #globalwellnessday #wellness
5
11
804
Futbol sadece futbol değildir! Türkiye #BizimÇocuklar paylaşımını ve okuyucuların en alta eklediği düşünceleri okuyun. Antik Roma'dan günümüze uzanan bir paylaşımla siyaset, toplum psikolojisi, ekonomi ve hukuk notlarını özetleyecektim ama herkes çok mühim işlerle meşgul...
1
4
13
917
Emlakçıdan dönerciye kadar herkes franchise (bayilik) dağıtıyor. Ancak bundan anladıkları tek şey sözde markanın kullanım hakları karşılığında belli bir para ve/veya satış komisyonu ödenmesidir. Oysa franchise modeli böyle basit bir şey değildir! Bir işletmenin franchise verebilmesi için başarısı kanıtlanmış bir iş modelinin olması gerekir. Bu kanıt ise uzman yönetim danışmanının kapsamlı bir incelemesi sonrasında ortaya çıkar ya da çıkmaz. Sonuç olarak iş modelinin "kutsal kitap" dediğimiz çok ayrıntılı bir iş akış süreçleri, yönetim bilişim sistemleri, operasyona yönelik reçete ve formüller ya da diğer detaylarda hukuk, strateji, pazarlama ve idari koşulları belirlenir. Bu yalnızca bir "iş modelimiz zaten var" lafıyla geçiştirilecek kadar basit bir şey değildir. Bahsettiğim "kutsal kitap" mükemmel şekilde ortaya koyulsa bile franchise alan tarafa (bayi) sunulacak idari destekler söz konusudur. Türkiye'de franchise fuarları da dahil tüm çalışmaları yerinde inceledim. Bu konuda mahkemelere taşınan uyuşmazlıklara nitelikli bilirkişi raporu sundum. Bunların dışında bazı markalarda çok iyi franchise projeleri gerçekleştirdiğimiz yönetim danışmanlığı destekleri de sundum. Bu deneyimlere dayanarak Türkiye'de bu konunun da tıpkı girişimcilik vb. alanlarda olduğu gibi çok eksik ve yanlış bilindiğini söyleyebilirim. Liyakat olmadığında tüm ekonominin zarar gördüğü yüzlerce örnekten sadece birisini bir kez daha hatırlatmak istedim.
3
14
69
9,949
13 tavuk şirketine kayyım atanması kamuoyunda olumlu karşılanabilir; ancak mesele göründüğünden çok daha derin. Serbest piyasanın gerçek anlamda rekabet ortamı yaratabilmesi ve kamu yararına kalitenin artıp fiyatların düşebilmesi için iki temel koşul zorunludur: (1) Yargı bağımsızlığına dayanan bir hukuk devleti, (2) Şirket yönetim kurullarında liyakatin esas alınması ve finans, yönetim ve sürdürülebilirlik bilimlerinin uzman yönetim danışmanları ve nitelikli yöneticiler aracılığıyla etkin biçimde uygulanması. Tarım ve hayvancılık sektörü yüksek teknoloji ve sürdürülebilirlik yerine hâlâ emek yoğun üretimle artık ayakta duramıyor. Yüksek enflasyon ortamında çiftçiye maliyet altında fiyat dayatılıyor; üretim terk ediliyor. Ardından ithalat devreye giriyor ve siyasi bağlantılı tacirler bu boşluktan haksız kazanç sağlıyor. Vatandaş ise yüksek enflasyon ortamında eriyen satın alma gücüyle yaşam savaşı veriyor. Şimdi tavuk şirketlerine kayyım haberi gündemde öne çıkarken asıl sorulması gereken soru şu: Bu zinciri kim kurdu, kim korudu? Bu şirketler suçlu ilan edilir ve piyasadan silinirse yerine kurulacak siyasi ilişkili şirketler için herhangi bir denetim gerçekleşecek mi yoksa halk nasıl olsa bunu da yer zihniyetiyle yapanın yanına kâr mı kalacak? Ayrıca, böyle bir haberler çoğalırken akıl sahibi hangi yabancı yatırımcı bu ülkeye gelir?
Tavuk eti yılbaşından bu yana yüzde 25.8 artmış. Son bir yıllık artış ise yüzde 34.7 Geçen yıl ise yıl boyunca yüzde 13.99 artmış. Fahiş fiyat artışı nerede? (Veri Kaynağı: @webtufe )
16
40
192
24,886
Siyasi Rüşvet Nedir? Sana ait olanı elinden alırlar. Yıllarca elinde tutarlar. Sonra küçük bir kısmını lütuf geri verirken senden oy isterler. Böylece daha fazlasını alabilirler. Üstelik artık suç ortağısın ama rahatsın çünkü senin gibi milyonlarca kişi aynı suçu işlediği için kimse yargılanmayacak ama daha büyük bir bedel ödenecek. Buna çoğu zaman "reform" derler. Oysa bu halka sunulan "siyasi rüşvet" olur ve her seçimde işe yarar. 500 yıl önce Machiavelli yazmış. 500 yıldır gelişen teknolojiye karşı değişmeyen toplumun psikolojisi, aynı tuzak, aynı sonuç. Bedava olan tek şey, geleceğini ne kadar ucuza sattığındır. Senden öncekilerin yaptığı gibi!..
6
24
827
26 yıllık bir sanayi şirketi, muhasebe bilgi sistemi olmadığı için ürün maliyetini ve fiyatını doğru hesaplayamıyor. Muhasebe çok iyi olmadığı için finans zaten söz konusu bile olabiliyor. Bu noktada finansal yönetim danışmanlığı talep ediliyor; ancak patron kâr ile nakit akışı arasındaki farkı anlamaya bile yanaşmıyor. Üstelik bu hizmetle yaratılacak finansal değerin yalnızca 'u olan danışmanlık ücretini yüksek buluyor. Buna rağmen çok kötü idare edilen ve sürekli artan maliyetlere zam yapılarak zarar kapatılmaya çalışılıyor ama nereye kadar? Çözüm olarak ucuz maaşlı, yaşlı olduğu için deneyimli sayılan bir mali işler müdürü atanıyor. Yönetim danışmanlığa gerek kalmadığını ve işi çok daha ucuza hallettiklerini sanıyorlar. İlk görüşmede, patron toplantı odasına girmeden önce insan kaynakları müdürü hanıma çok açık ve net anlattığım tüm riskler ne yazık ki birer birer gerçekleşiyor. Yeni mali işler müdürü kaçınılmazı yalnızca birkaç ay erteleyebiliyor; şirket konkordatoya gidiyor. 26 yıllık kariyerimde kaç kez yaşandığını artık sayamadığım bu kısır döngü yine işliyor. Patron mahcup olduğundan olsa gerek insan kaynakları müdürüne beni aratıp "çok acil" yani diğer tüm planlı işlerimi bırakıp kurtarıcı olmamı bekliyorlar. İflasa sürüklenen şirketlerin idaresinde sorun hiçbir zaman finans olmadı. Finans, yönetimin sonucudur. Temeli ise psikolojidir. Türkiye'de bu üç bilim dalı (finans, yönetim ve psikoloji) ne yazık ki liyakatle değerlendirilmiyor. Aynı şekilde sürdürülebilirlik bilimi için de ciddi liyakat, etik ve bilimsel gerçeklik sorunları var. Herkes her şeyi en iyi bildiğini iddia ediyor. Peki öyle ise konkordato sayısı, işsizlik, enflasyon ve diğer ekonomik sorunlar neden rekor üstüne rekor kırıyor?
2
3
33
2,441
Siyasetin gündemi olan seçimle ilgili iki kritik şey var: 1) Varsayalım ki seçimde AKP 6 ve CHP @ oy alabilir. CHP, Mutlak Butlan sonrası yeni kurulan İstiklal Partisi ile bölündüğünde yaşlı seçmen zihinsel çelişki yaşayarak CHP logosuna mührü basacak. Bu şekilde 5 puanlık kayıp yaşanır. Sonuç olarak CHP @ yerine 5 oy alır ve AKP de 6 aldığında Kılıçdaroğlu görevini başarıyla yerine getirmiş olur. 2) Siyasetin gündemi partilerin savaşı, siyasetçilerin kişisel menfaatleri ve parti içinde ya da dışında hesaplaşmalarıyla gelişiyor. Oysa iktidar ve muhalefetin pozitif çatışması yalnızca milletin menfaatine olmalıdır. Bunun için de gerçek anlamda proje yönetimi uygulanmalıdır. Proje yönetimi nedir ve nasıl çalışır? Ülkenin tüm sorunları, ihtiyaçları ve hedefleri beyin fırtınası yöntemiyle teknokratlar tarafından tartışılır ve bulgular kamuya açık olarak halkın görüşüne sunulur ve anketle belirlenir. 100 yıllık planlar yapılır. Bu planlarda hedefler, kaynaklar, strateji, plan, program, takvim, denetim veya raporlama söz konusudur. Bu planların içinde mevcut durum, ideal yapı ve 100 yıl içerisindeki değişimin dinamik yapısının da öngörüldüğü sistematik bir ilerleme söz konusudur. Buna göre tarım, teknoloji, sanayi, eğitim, milli güvenlik, uzay, ekonomi, sağlık, deprem, barınma, nüfus vb. tüm konular birbiriyle bağlantılı şekilde çalışan bir sistem geliştirilir. Sonuç olarak böyle bir yapının siyasi parti ideolojisi ya da kişisel hesaplaşmalar gibi herhangi bir şekilde kimsenin keyfine bırakılmadığı bilinir. Seçimi kazanarak göreve gelen devlet görevlileri sadece halka hizmetle geçici görevlendirilen kişiler olarak programı uygular! Çünkü kimse ortak akıldan üstün değildir. Türkiye'nin yaşadığı en büyük sorun yukarıda izah ettiğim yönetim yaklaşımının devlet, şirketler veya toplum için uygulanmamasıdır. Bunun öğrenilmesi, talep edilmesi ya da uygulanması önünde çıkarılan engeller arasında ekonomik krizler, futbol, magazin, bayram tatilleri veya sahte gündemlerle hedef saptırma sıralanabilir. Bir ülke bu şekilde günden güne eriyor. Diyebilirsiniz ki "hocam, ülkede iktidar ya da şirketler tarafından hiç mi iyi bir şey yapılmıyor?" ve ben de şöyle yanıtlarım: Türkiye'de Aselsan gibi harikulade başarılı şirketler var. Hükümetin başarılı olduğu işler de var. Ancak yönetim bilimleri yaklaşımıyla değerlendirdiğimde "bilgi asimetrisi" dediğimiz şey öne çıkar. Devletin ya da şirketlerin ortaya koyduğu performans yani etkinlik ve verimlilik incelendikten sonra yabancı ülkelerin hükümetleri, uluslararası örgütler veya küresel şirketlerin faaliyetleri incelendiğinde korkunç bir fark görüyoruz. Bu da eleştiri konusu oluyor. Bunu anlamanız için tek bir örnek vereceğim: Hollanda'nın yüzölçümü Konya kadar ama dünyanın en büyük üçüncü tarım ekonomisine sahiptir. Bu malumatı sosyal medyada çok gördünüz. Ancak yüzölçümü ile kıyaslamak sizi kasten yanılmak amaçlıdır. Çünkü Hollanda bu başarısını kendi topraklarında üretim yaparak değil, uluslararası ticaret üzerinden sağlar. Peki Türkiye cennet bir vatan, yetişmiş işgücü ve her türlü imkanı olmasına karşın bir kilo ihracatına karşın ancak iki kilo domates alabiliyorsa burada korkunç sorunlar var demektir. Bu sorunlar ise kesinlikle yüz milyar dolar kaynağa ihtiyacımız olduğuyla ilgili değil, sıfır maliyetli yönetim bilimleri ihtiyacına işaret etmektedir. Başka bir ifadeyle idarede görevli olanların korkunç bir bilim, deneyim, liyakat ve etik sorunu olduğunu gösterir. Danışman isimli kitabımda bunların 20. yüzyıl başında ABD, İngiltere, Almanya, Fransa vs. ülkelerde nasıl sıfır maliyetle uygulanarak bugün dünyanın en güçlü ülkeleri olduklarını ve onların yolunu izleyerek Çin, Hindistan, Tayvan ve hatta Bangladeş, Vietnam gibi ülkelerin nasıl yarıştıklarını anlayabilirsiniz. Son olarak şu önemli bilgiyi de eklemek istiyorum: Dünyada servet transferi ve yoksullaşma ciddi bir dalga olarak geliyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde on binlerce kişi yeni dolar milyarderi olacak ama bu serveti çaldıkları yüzlerce milyon kişinin sorunu yalnız onların şahsını değil, tüm dünyayı etkileyen büyük bir sorun olacak. Türkiye ise gelişmiş ülkelerin parlamentolarında bilim insanlarının ciddi araştırmalarına dayanan bunun gibi sürdürülebilirlik bilimi tartışmalarından bihaber şekilde içsel hesaplaşmalar ve kısır tartışmalar yürütüyor.
7
14
1,075
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Yönetim Danışmanlığı Sertifikalı Eğitim Programı 6 Temmuz 2026’da yeniden başlıyor. Yönetim Danışmanlığı Sertifikalı Eğitim Programı, 11. yılında 30’dan fazla kez başarıyla gerçekleştirilmiş köklü bir eğitim programıdır. Programa sayıca çok az, ancak yüksek nitelik ve yetkinliğe sahip katılımcılar kabul edilmektedir. Program, yapısı itibarıyla mini MBA benzeri bir kapsam sunmakla birlikte, yönetim danışmanlığı perspektifinden çok daha geniş ve disiplinler arası bir yaklaşım ortaya koyar. Bir şirketin girişimcilik aşamasından kuruluş ve örgütlenmesine, ölçek büyümesine, halka arzına ve küresel bir şirkete dönüşmesine kadar uzanan sürdürülebilir büyüme süreçleri, gerçek iş dünyası vakaları üzerinden analiz edilmektedir. Bu süreçler; muhasebe, denetim, finans, yönetim, organizasyon, pazarlama, üretim, insan kaynakları, hukuk, lojistik, bilişim, yapay zekâ, psikoloji ve örgütsel davranış gibi farklı disiplinlerin etkileşimi içinde ele alınmaktadır. Program, haftada üç gün akşam saatlerinde çevrimiçi ortamda gerçekleştirildiği için yoğun çalışanların katılımına uygundur. Katılımcılar yalnızca teorik bilgi edinmekle kalmaz; interaktif tartışmalar ve gerçek iş dünyası örnekleri üzerinden yönetim danışmanlığının uygulama boyutunu derinlemesine öğrenir. Program sonunda; ▪️ Yönetim danışmanları ve bu alanda kariyer hedefleyen diğer uzmanlar, ▪️ Yönetim danışmanlığı hizmeti alan veya almayı planlayan girişimciler, iş insanları ve yöneticiler çok daha bilgili, analitik ve bilinçli kararlar alabilecek yetkinliğe ulaşır. Program ayrıca katılımcılara güçlü bir profesyonel network kazandırmakta ve yeni iş fırsatlarının oluşmasına katkı sağlamaktadır. Uygun görülen katılımcılar için I Can Advisory ile iş birliği ve kariyer fırsatları da değerlendirilebilmektedir. Başvuru: ican@icanadvisory.com Not: Bu program bizzat Dr. İbrahim Can tarafından sunulmaktadır. Programın temeli; 26 yıllık uluslararası deneyime, Marmara Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon Doktora Tezi olan "Yönetim Danışmanlığında Değer Yaratma: Bir Model Önerisi"ne, Sürdürülebilir Büyüme MBA tez araştırması kapsamında yürütülen Borsa İstanbul Finansal Sürdürülebilirlik Derecelendirmesi çalışmasına ve "Danışman" adlı kitaba dayanmaktadır. I Can Advisory icanadvisory.com . #danışman #finans #yönetim #sürdürülebilirlik #eğitim
7
15
3,588
Altın, zirveden " düşük ama son bir yılda % ile döviz, borsa vs. arasında en iyi getiriyi sunuyor. Bugün de %2,5 yükseldi. Devamı aşağıda👇
Altın fiyatını etkileyen temel bileşenler dolar, faiz, enflasyon, rezerv ve savaş gibi risklerin yanı sıra davranışsal finans olarak açıklanabilir. İran savaşı başlamadan yani sadece bu değişkene bağlı değerlendirmeden de yükselen fiyatın arka planını Dijital Üniversite (abonelik) yayınlarımda açıkladım. Bu çerçevede küresel yatırım bankalarının 2026 sonu için öngörülerinin temel dayanaklarını uzman olmayan diğer yorum yapanların aksine ilgili kurumların raporlarından okudum. Bu öngörüleri hala destekliyorum. Böyle zor zamanlarda sözünün arkasında olan uzman görmeniz imkansıza yakındır. Zaten toplumda kimin uzman olup olmadığı (liyakat) ya da sözünün arkasında durup durmadığı gibi şeylere bakan da pek görülmez ama olsun. Beni tanıyan, takip edenler ve özellikle Dijital Üniversite aboneleri kelimesi kelimesine söylediklerimi çok iyi yakalıyor ve değerlendiriyor. Sonuç olarak tüm nicel göstergelerin dışında davranışsal finans bağlamında ve özellikle ikame maliyeti yaklaşımıyla #altın için tek mesele zaman! Savaş resmi ve kalıcı olarak sona erdiğinde yolu açıktır.
1
4
24
2,784
Son dönemde toplumun en sık geri bildirimi "her şeyi bilimsel değerlendirmeyi bırak" oluyor. Üniversitede öğrenilen pozitif veya sosyal bilimler; mezuniyet sonrasında diploma, iş bulmaya yaradığı anda işlevini tamamlamış ve uzayın karanlık boşluğuna gönderilmiş oluyor. Mühendisler gerçek anlamda mühendislik yapmıyor. Psikologlar astroloji gibi batıl inançlar üzerinden seans dolduruyor. Yargı mensupları hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisini karar aşamasında hiç dikkate almıyor. Mali müşavirler, muhasebe bilgi sistemi anlayışı yerine yalnızca defter tutan ve mesleğin değerini mükellef sayısıyla ölçen bir zihniyetle hareket ediyor. Estetik cerrahlar ise operasyon öncesinde güzellik taleplerinin ardındaki psikolojiyi etik bir çerçevede sorgulamak yerine doğrudan ticarete bakıyor. Yüksek lisansı bile olmadan haftada bir saat derse girip askerlik anılarını anlatanlar akademisyen unvanı taşıyor. Danışmanlık meselesine hiç girmiyorum; zira bu ülkede herkes danışman. Açıkçası kimsenin bilim, adalet, etik ya da kalkınmayla gerçek anlamda bir ilgisi yok. Buna karşın herkes "çocuğum en iyi okulda okuyup en yüksek makamlara gelsin" istiyor. Siz, en iyi eğitim, deneyim ve yetkinliklere sahip bilim insanlarına ve teknokratlara gerçekten değer veriyor musunuz ki başkaları, henüz yolun başındaki çocuklarınıza saygı duysun ve onlara piyasada bir fırsat tanısın? Bilimin ne olduğunu gerçekten bilmeyen bir toplum son derece tehlikelidir ve hiç kimse için güvenli değildir. Böyle bir toplumda servet, makam ya da neye sahip olursanız olun, gerçek bir güvenceniz olamaz. Böyle bir toplumda yaşamak için herkes her şeye saldırır. Kimse liyakati sorgulamaz ve herkes her makama kolayca gelebilir. Başkasını liyakatsizlikle eleştirenler sıra kendisine gelince "ama ben çok çile çektim ve şimdi benim sıram" diyerek adalet ve ahlak sorununu meşrulaştırır. Türkiye'de siyasi partilerden kamu kurumlarının idaresine, şirketlerden dernek veya vakıflara, toplum idaresinden finansal ekonomi gibi sistemlere kadar yönetim bilimlerinin başta finans ve sürdürülebilirlik bilimleriyle neler ortaya koyduğu bilinmiyor ve bilinmek de istenmiyor. Eğer bu alanlarda akademik derecelere ve küresel uygulama deneyimlerine sahipseniz çok net acı çekersiniz. Çünkü korkunç bir yoksulluk, yozlaşma ve yolsuzluk olduğunun farkına varırsınız. Ancak bir noktada öylesine büyük bir çürümüşlük vardır ki, artık sistemi toparlamak yerine batan gemiyi yağmalamak daha mantıklı gelebilir. Yönetim bilimlerinin esas işlevi olan etkinlik ve verimlilik için sistem, süreç ve insanı sektöre, piyasa veya işe göre ayırması söz konusu değildir. Eğer tarım, uzay, tıp, sanayi, teknoloji veya inşaat bile olsa hiçbir şey fark etmez. Ancak, cahil bir toplumda bu alanlarda katma değer yaratmaya çalıştığınızda işin öz yetkinliği veya operasyonu üzerinden yanlış bir değerlendirme yapan ve kendine göre haklı olduğunu sanan ama aslında hiçbir şey bilmediğinin farkında olmayanlar "sen çiftçi misin, sen hekim misin, sen uzay mühendisi misin, sen nesin ki yorum yapıyorsun?" der. Oysa gelişmiş ülkelerde aynı değerlendirme için aylık 60 bin dolar civarında ücret ödeyen şirketler sıradandır. İroni ise cahil toplumun üyeleri gelişmiş ülkelere giderek rahat yaşamanın hayalini kurar ama bir yandan da yukarıda izah ettiğim gibi akıl, mantık, bilim ve küresel en iyi uygulamalara aykırı çıkışlar yapar. Bunun sonucunda bir ülkede mühendislik diploması olan diğer ülkede garsonluk yapar ve bununla da övünür. Öylesine bir içsel çelişki yaşar ki, geri kalan tüm zamanını en iyi kararı verdiğine kendini ikna etmek için yurt dışından içerik üretmekle harcar. Bu esnada ülke soyulmaya devam eder. Ve en kötüsü de mühendislerin "sen anlarsın" derken yönetim bilimlerinin kurucularının ikisinin mühendis olduğunu bilmemesidir. İnsanın en kötü hali bilmediğini bilmemesi ve gerçekten bilen insanı ya kibir ya da kötü niyetle geri çevirmesidir. İşte bunu yapan idareciler (siz onlara yönetici diyorsunuz) çok büyük bir çoğunluğu oluşturduğunda ülkenin ekonomik ve toplumsal çöküşü için başka bir açıklama söz konusu olamaz. Bunu düzeltmek için siyasi partinin birinin gidip diğerinin gelmesi, yabancı yatırımcı gelmesi ya da sizin ev, araba sahibi olarak kendinizi kurtardığınızı sanmanız değil, Atatürk'ün veciz sözünde olduğu gibi hayatta her şey için gerçekten ve gerçek bilimin dosdoğru uygulanması lazım. Bunun için siyasetin teknokratları ve iş dünyasının da aynı şekilde yönetim danışmanlarını girişimciliğin en başından halka arza ve küresel şirketlere dönüşüme kadar dikkate alması gerekir. Zira yönetim kurulunun tek işi budur. Oysa onlar idareye gömülür; hem kendilerini hem de tüm toplumu ve ekonomiyi yoksulluğa mahkum eder. Bu ise gaflet, dalalet ve cehalettir. Çünkü bunda akıl ve bilim yoktur!
3
10
42
2,023
Mehmet hoca da benimle benzer şekilde bilimin işlevine dikkat çekerek piyasa eleştirisinde bulunmuş. Toplumun bu uyarıları dikkate alması için daha ne kazar zaman geçmeli ya da hangi felaketlerin tekrar yaşanması lazım?
1
11
895
Özgür Özel ve ekibinin CHP’den istifa ettiği açıklandı. İlk seçimde seçmenden, AKP’ye karşı CHP’ye değil de Özgür Özel’in liderliğinde yeni kurulan İstiklal Partisi’ne oy vermesi istenirse, birçok seçmenin bu ayrımı kavraması bile zor olacaktır. Böyle bir bölünme, muhalefet oylarının parçalanmasına yol açabilir ve AKP’nin, CHP ile İstiklal Partisi arasında dağılan oylar nedeniyle oluşacak birkaç puanlık fark sayesinde yeniden seçilmesine zemin hazırlayabilir.
26
6
45
20,674
Parti Meclisi (PM) üyeliğinden istifa: Sadece o yönetim organındaki görevini bırakır. Parti üyeliği devam eder, genel başkanlık görevi de etkilenmez. Partiden istifa: Parti üyeliğini tamamen sona erdirir; doğal olarak PM üyeliği de dahil tüm parti görevleri sona erer. Bu düzeltmeyi sunayım. Zaten bilen biliyor ve anlayan anlıyor. Ancak, bunun neden böyle olduğu, ne anlama geldiği, sonrasında ne olacağı ve karşı atak ne olacağı zaten bellidir. Bu nedenle bir karı kocanın hala evli kalması ama ayrı evlerde yaşaması gibi bir duruma "boşanmadılar" demek ne ise bu da öyle bir şey. Bu nedenle hukukta lafzı ve hıfzı dediğimiz olayı iyi anlamak lazım.
1
11
2,608
Türkiye’de sanayi üretimi ve ticaret çok ciddi zarar ve iflas yaşıyor. Bunun tek sebebi patronların finans, yönetim ve sürdürülebilirlik bilimlerini geri çevirmesi ve siyasi ilişkilerle para kazanma hastalığıdır. Hububat ithalatı rekor kırıyor. Çünkü önce tarım bitirildi. Sonra da siyasetçi ve patron ilişkisiyle ithalat komisyonları hızlı bir zenginleşme fırsatı sunuyor. Bu esnada çiftçinin ve vatandaşın yoksulluktan perişan olması kimsenin umurunda değil. Hububat ithalatında Rusya, Kanada ve Çin’in ticaret hacimleri artarken Almanya bile 27 milyon dolar karşılığı bize buğday sattı. Almanya’da otomobil 1 birim iken Türkiye’de 3 birime kadar vergi eklenip 4’e satılabiliyor. Yüksek verginin enflasyonu ya da tüketimi baskılandığı ya da “yerli ve milli” tüketimi teşvik ettiği yalanını duymuş ve inanmış olabilirsiniz. Ancak size ekonomi bilimini anlatmak yerine buğday ithalatını düşünerek bu çelişkiyi anlamaya davet ediyorum. Almanya’ya gitmeyin, Alman otomobiline binmeyin ama Almanya’dan ithal edilen buğdayı da yiyemeyecek kadar fakir olduğunuzda “ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin” sözünü duyabilirsiniz. Antik Mısır, Antik Yunan veya Mezopotamya dönemlerinde bile köleler ya da halk için üretilen hububat ya da ekmek vs böyle bir yokluk, israf veya pahalılık ve sağlık riski yaşamadı!
3
7
60
2,741
Dr. İbrahim Can, CPA retweeted
Geçtiğimiz hafta gerçekleşen iki büyük zirve sonrasında fon sağlayan çok önemli iki küresel kurumun başkan yardımcılarıyla görüşmelerim sürüyor. Bu kapsamda iki liderin geri bildirimi birbirine çok yakındı. Kamuoyunun bilgisine sunmak isterim: "Gözlemlerimi kısaca paylaşmak istiyorum. Deneyiminiz gerçekten etkileyici ve sizin gibi bir geçmişe sahip birinin Türkiye'de kamu-özel iş birliğinde resmi yetkili temsilci olmak yerine hala aktif olarak küresel projelerde değer yaratma çabasında olması oldukça şaşırtıcı. Öte yandan paylaştığınız kanıta dayalı bulguların ülkenizden gelen diğer verilerin aksi yönde ve tartışmasız bir şekilde gerçekleri ortaya koyması bize yeni yaptırımlara ve politikalarımızı gözden geçirmeye sevk etti. Bu bağlamda muhakkak bilimsel danışmanlık çözümlerinize ihtiyacımız olduğunu kabul ediyor ve sizinle iş birliğinde kalmayı istiyoruz." Teknokrasinin, kavramın özü itibarıyla siyasetin taraflı ve çıkarcı yaklaşımlarını aşarak tüm insanlık için değer yaratabileceğine inanıyorum. Siz de buna inanır ve gerçek bilim insanlarını ve yönetim danışmanlarını desteklerseniz daha iyi bir dünyayı birlikte destekleyebiliriz.
1
7
23
1,633