Küçükken kurbağa lavralarını balık sanıp eve getirmiştim,merak edip karınca yemiştim ekşiydi,akşam sefalarının siyah tohumlarını toplayıp taşla ezip beyaz süt elde ederdim,köksüz bir çiçek koparıp plastik bir şişe kapağına koyduğum toprağa batırıp babanneme hediye etmiştim.En üst katta oturuyorduk ,beyaz takunyalarım vardı ne zaman giysem düşerdim ama çıkardıkları sesi sevdiğimden hep onları giyip aşağı inene kadar merdivenlerden düşerdim,dizlerim hep kanardı,diz kapaklarımda hep yara kabukları vardı,bahçeye birisi yüzden fazla plak atmıştı bazısı tam bazısı kırıktı arkadaşım Gürhan’a ben sana 10 tane kırık plak vereyim sen bana 3 tane tam ver demiştim anlaşmıştık sonra Gürhan oynamaya gelmedi Gürhan kan kanseri olup öldü ve ben o gün ölümün sadece yaşlanınca olan bir şey olmadığını benim de her an ölebileceğimi anladım…Ellerim buruşur yine de sudan çıkmazdım,arkadaşlarım beni oynatmak istememişti ve ağlamıştım sonra oyuncakların benim olduğunu hatırladım ve peki diyerek önlerinden oyuncaklarımı alıp gittim hepsi şaşırdı alma sen de oyna dediler ama artık çok geçti minik plastik tenceremi aldım ağlayarak eve gittim annem bana bir leğen su yaptı balkonda oyuncaklarımı yıkarken çok mutlu oldum,hep aynı rüyaları görürdüm ya rüyamda uçardım ya da evimiz su ve rengarenk balıklarla dolmuş odadan odaya yüzerdim…