Deontological libertarian,individualist Feminist/Research on meta-ethics,political anthropology and western ontology. Siyavuş’s mom,Rorty fan.🇵🇸🏴

Joined March 2020
1,121 Photos and videos
Pinned Tweet
Luc Nancy;batı ontolojisindeki bütüncül varlık kabulüne karşı çıkıp ‘topluluğun ontolojisi”ile topluluğu farklılık-istinalar-sonluluk üzerinden yeniden tanımlamıştır. (Sonluluk kavramı Todd May ile benzerlik gösterir).Inoperative Community’de Nancy içkin/imkansız topluluk kavramlarını incelemiş ve community tartışmalarına bambaşka bir eleştiri getirmiştir.
1
2
14
9,903
Dostlar birkaç hafta burada olamayacağım. Selamlar sevgiler.
4
55
2,048
Antropolojik saha araştırmalarını birleştirip geliştiren Manchester okulu Gluckman önderliğinde etkileşim, retorik/ semantik vb sosyal teorileri antropoloji ile sunmuş bu çeşitlilik ise siyaset etiğini anlamlandırmada siyasal antropoloji gibi yeni bir alan açmıştır.
1
1
27
3,122
Balandier alanın öncül kuramcısı.Özellikle maksimalizm, sitte,post modern toplum çalışanlar için teorik laf kalabalığının uzağında disiplinler arası/antitradisyonel bir alan siyasal antropoloji. Politik öznenin bağımlı çatışması, iktidarın toplumsal üretimi, iktidarın krizler-müdahalelerle nasıl dönüştüğü, sosyolojik ilişkisellik gibi pek çok tartışmayı siyasal düzenin koşulları-tanımı içinde açıklamaya çalışır siyasal antropoloji.
1
10
1,314
Adorno’nun otoritaryen kişilik çözümlemesine aşina olanlar için biat, hegemonya,faşizmin kitle psikolojisi gibi hala güncel pek çok meseleyi çok katmanlı,antropolojik ve kültürel olarak siyasal-kamusal düzende izah etmeye çalışır alanın temsilcileri. Bourdieu’nün sembolik sermaye, sembolik iktidar gibi kuramlarında hatta Fuko’nun hegemonyasında bile izleri vardır siyasal antropolojinin. Hegemonyayı yalnızca şiddet tekelleri/cebri kurallar bütünü olarak değil, dayatılanı kendiliğinden normal gören kitleleri anlayabilmek olarak tanımlayan Gramscian rıza-iktidar çözümlemeleri de oldukça önemlidir siyasal antropoloji tezlerinde. Maalesef bilinen sık refere edilen bir disiplin değil. Alanım olduğu için de görünürlüğü adına birkaç birşey anlatmak istedim.
2
325
Bu ara Rancière’nin estetik, dissensus, eşitlik tartışmalarına yeniden bir göz gezdirdim. Özetle Rancière; estetik ve siyaseti hem iç içe hem de birbirine düşman olarak tasavvur etmiş ‘le partage du sensible’ kavramı içinde. Algılanan-toplumsal algı,estetiğin toplumsal bilinçdışı, güzel ve kusursuz olanın siyasal inşası duyurulan/duyumsanabilir’in paylaşım ilişkileri temel tartışma çerçevesi Görüntülerin Yazgı’sında:
1
1
12
1,877
Kamusal alan algısal alandır,kim hangi ölçüde hangi sınırlarla ne kadar konuşabilir evvela algısal inşa alanı içinde belirlenir. Bu süreç bir tür sembolik toplumsal mühendislik gibi aşamalı, olumsallık karşıtı,dikey hiyerarşik. Algıdan topluma yerleşik ve meta-dizayn herkesin neyi nasıl/ne ölçüde duyumsayacağını-algılayacağını biyopolitik olarak düzenler zaten. Görüntü öznelliğinin ötesinde yordaması toplumsal bir “yazgıdır” bu haliyle.
1
5
1,182
Ranciere’in kamusal alanından Rorty’nin ironizm ve özerkliğine gelirsek; Ranciere’deki çatışmalı algıdan-kamusal alana görüntünün yeniden dayatmacı/rollere bölünmüş inşasına karşı Rorty uzlaşı ve dayanışma ile bireysel farklılıkların katmanlandığı yani çoğulun birliği diyebileceğimiz daha pragmatik bir liberal alan tanımlar bize. Gördüklerimiz görmemizi istedikleri mi yoksa hür tercihler mi? Ben burada Ranciere’in polis düzenini imleyen kamusallığına daha yakınım.Örtük-yarı açık-hiyerarşik kontrollü bir topluluk içinde söylem ve algılanan simgesel polis düzeninde kamusala eşit dağıtılmaz. Tekilden-çoğula özne serbest,rastlantısal ve özerk değildir. Çatışma yaşamsaldır. Rorty biraz çiçek bahçesi vaad etmiş kamusal alan tanımında. Rorty’nin özel-kamusal ayrımında birey ironist bir kimlik içindedir, kendiliğini kurabilir toplulukla ise dayanışma( solidarity) ve dilsel uzlaşı halindedir-kavramları özerk alanında kurar çatışır ama uyumlanır. Kamusalla özel alanı etnomerkezci-anti relativist yeni yorumla bağdaştırma yoluna girer.
1
1
216
Kracauer’ı Metz’in saf semiyotik kuramcılığından ayıran şey; onun görünen ve gerçek arasındaki ontolojik illiyet arayışıdır. Kracauer için imaj görüntüyü perdeleyen, yansıtan bir yanılsamaya dönüşebilirlik demek. Bu nedenle görüntünün arkasındaki kültürel-toplumsal görüngüselliği daha çok önemser Kracauer.
1
19
3,331
İmajı dilsel birlikler, kelimelerin toplumsal/siyasalbilinçdışı ile açıklayan Ricoeur anlatılan yani gösterilenin çok katmanlı biçimine vurgu yaparken; sinema kuramında bunun muadil yorumunu Metz’de görürüz. Kracauer ise çoğu izahın aksine aslında daha doğrusal semiyotik yordamalar yapar. Özellikle ‘The Mass Ornament’ görüntüyü toplumsal,sosyal ve kültürel metinlerle görmeli-tanımalıyız önermesinin tezahürüdür. Buna göre dans eden beden bir simgedir ancak bu simge özgün çoklu anlamların atandığı aşkın bir özneyi işaret etmez, kimliğini ya da özünü kaybetmiş uyumlandığı sistemin cansız bir işareti haline gelmiş-şeyleşmiştir.
1
3
1,926
Sinema kuramlarının felsefi ve hermenötik disiplinlerle hemhâl olması insanı alıp götürüyor. Her mana bir görüntü ile başlıyor. Görüntünün bedenlenmesini fenomenolojik bir tartışma alanına başka bir zaman taşırız ancak şu da içimde kalmasın; imajın fenomenal alanda tasavvuru onu işaretten öteye geçirir imaj artık görüntüdür hatta gözdür. Dip Not ve özeleştiri: kitabı merak edenler kitabın dili oldukça sade anlaşılır ve kuramsal değil. Benim yorumum Ricoeur’ün imaj, sembolizm, anlatısal kimlik kavramlarıyla beraber olunca biraz karmaşık ve anlaşılması zor olmuş. Kracauer için zaten sinema ve anlatı fiziksel görünürlük-açıklık demek; kendi dili bu Kracauer’in dolayısıyla sinema teorisi de daha somut ve açıktır.
2
220
‘The problem of political authority’ ile Huemer siyasal otorite kavramını yeniden tanımlayıp çağdaş siyaset felsefesinde özgün bir tartışma yaratmıştır. Kitabı bilhassa De Jasay’ın the state’i ile ele alırsak;devletin anatomisi, bir şiddet tekeli olarak devlet, siyasal otorite, devletin anarşist kritiği, politik itaat vb tartışmalar üzerine muazzam bir çalışmaya imza atmış Huemer.
1
14
3,491
Brennan’ın anokrasi-epistokrasi tartışmalarına karşı en iyi eleştiriyi de yine Huemer yapmış bence. Ayrıca siyasal otorite kavramının ahlaki pozisyonunu öncelediği için de çok kıymetli bir çalışma.Siyasetin antagonistik doğasını hem kabul hem de çeşitliliği barışçıl-liberal yanlarıyla kucaklamanın eleştisi var Huemer'da.
1
8
1,477
Bir de ön okumalar için Rawls kavramlarına aşina olmayı gerektiriyor. Rawls'ün atomizm ve birey-kitle dikonomisine de eleştiriler getirmiş Huemer. Negatif özgürlüğü öncelediği için de tartışmalarında, Mouffe’un agonistik çoğulculuk ya da deliberatif demokrasi vb perspektiflerden eleştirisi yapılabilir elbette.Nötr bir kamusal akıl’da ayrılıyorlar siyasal otorite tartışmalarında düşünürler; Huemer ise burada ne bireyi çatışmacı bir özne olarak tanımlıyor ne de barışçıl, uzlaşmacı yahut biat eden olarak görüyor.
1
2
193
Platon anlamı sonsuzlukta ararken,Todd May için finitude (sonluluk)anlamı doğuran asıl şeydir. Kitapta May; levinas'tan epikuros'a kadar pek çok düşünürün ölüme dair söylediklerine yer vermiş.Ontolojik son'a karşılaştırmalı felsefe ile yeni anlatılar eklemiş May.
1
13
1,761
Heidegger’in ‘ölüme doğru varlığını’ oldukça önemseyen May bu kavramdaki eksik etik tartışmayı da tamamlamıştır. Anlam insanın sonlu olmasından doğar diyen Todd May; sadece kendisi için değil başkaları için de ölüm/ sonluluk kavramını,ötekinin etiğini ve bir ahlaki uyanış olarak ölümü ele alıyor
1
3
1,134
Simone Weil ölümü daha nahif ama sarsıcı bir yerden ele alır ancak onun yorumunu ekleyip derinleştirmedim zira kalbim kırılıyor.Beni en çok etkileyen de onun ölümü kabulleniş şekli; ölümle beraber anlamlar kendiliğe dair bütün çaban,ahlaki biatlar,normatifler çözülüp gidiyor. Bu alelade bir özgürleşme değil en büyük korkuna, en büyük korkularından arınarak teslim olmak..
143
Huemer ve Korsgaard hayvanların ahlaki konumu gereği etik veganizme karşı farklı yorumlar geliştirse de hayvanların acı çektiği hususunda birleşiyorlar. Kors’a göre veganizm ahlaki ilkelere sadakat süreci nedenle sorun hem deontolojik hem de metafizik yorumlara açık; deontolojik etik hayvanlara karşı belli ahlaki ve fiziksel sorumluluklarımız olduğunu vurgular.
Şu kitap da ne zamandır listemde hâlâ okumadım.
1
11
1,285
Hayvanlar kant’ın ahlak anlayışına göre rasyonel olmasalar da, değer taşımak için buna zaten gerek yok diyen Korsgaard hayvanların güvenlik, koruma, sahiplenme gibi değerleri olduğu fikrinden hareketle kant'ın özerklik ahlakını hayvanları da kapsayacak şekilde genişletir. Kantı ters yüz ediyor hatta sonraki çalışmalarında.
1
7
658
Huemer ise gereksiz acının temellendirilmesi tartışmalarından giriyor konuya, acının ahlaki konumu üzerinden bir sıralama yapıyor mevcut tartışmalara. Daha fenomenolojik diyebiliriz diğer etik veganizm savunucularına göre yani meselesi acı fenomeni çerçevesinde detaylandırıyor.
2
192
Buradaki sürekli kavga ve saldırı halindeki kaotik ve pejoratif ortam yüzünden iyi niyetli nazik ve meselesi haklı çıkmak/sidik yarıştırmak olmayan incelikli insanlar daimi bir savunma pozisyonuna sürükleniyor. Güzel insanları her lafta bir art niyet arar hale getiren herkesin ABV. Toksik ruh hastaları ya.
2
3
30
2,103
Sizin bir ideolojiniz yok siz holigansınız, tartışmalarınız kör-politizm ve oklokratik söylemle avutulacak kitlelere popülist içerikler üretmekten öte geçemiyor. Hakaret ad hominem, öfke, havada uçan ss’ler eee ne oldu tamam haklı ol ne olacak ama mutlu musun? Bir hayat edinin ve gerçeklikle yüzleşin.
1
2
12
553
Üzüldüğüm bir hadise oldu maalesef o nedenle böyle yazdım. Araya giren türlü ahmak ve spekülatif hadsiz yüzünden aslında sıradan içten sözleri bile ima olarak anlıyor insanlar. Bunu seneler önce çok kıymetli bir hocayla yaşadım hala da kendimi ona izah edemedim.
5
371
2009-2015 (aşağı yukarı) arası facebook/forum/twitter’da konuşabildiğimiz şeyleri bugün asla konuşamayız. Öyle bir geriye gidiş ki, bilgiye kurama daha kolay erişseler de bilgiyi işleyebilecek zihinsel ve ahlaki derinlik-aşkınlık hiç yok. Büyük etiketler, saldırganlık,küfür, şekilsel ahlakçılık,holiganizm. Korkunç bir dönüşüm ve kırılma.
6
12
111
10,800
Örneğin şöyle anlatayım; birine Orosğu çocuğu denmesini kınayan, değil bırak bir kadına dümdüz Orosğu demek kelimenin arkasındaki hakaret kabulünün toplumsal-siyasal bilinç dışı tefsirini layıkıyla yapanlar vardı. Gezi direnişindeki pankart ve yazılamaların ya da o dönem geziye destek çıkan insanların grupların ifadelerini bugün terörist diye linç etmek aradaki kırılmayı daha net anlatır size.
1
1
15
1,178
O dönem de liberaller/liberteryenler ve marksistler sosyalistler bir tartışma kavga içindeydi elbette ancak bir nezaketi bel altı iftiracılıktan uzak bir inceliği vardı tartışmaların. Bir de herkes terörö değildi tabi. Yaratmak istedikleri kitleyi yarattılar her inanıştan, ideolojiden her kimlikten aslında aynı prototipi yarattılar. Hepsinin ortaklaştığı şeylerdi amaçladıkları ve amaçlarına ulaştılar.
2
9
442
Prenses Sabahaddin retweeted
Replying to @LiberalEthics
Rica ederim. Bu arada Lale Müldür kendisiyle 99'da İstanbul'da verdiği seminer öncesi Kaktüs Kafe'de sabah kahvesi içmiş. İrlanda’da yayımlanan İngilizce kitabını Derrida’ya okutma sözünü almış. Tamamen tesadüfi bir karşılaşma. Roll dergisi röportajında vardı. Magazin servisi:)
1
1
4
368
İnsanların anlatılan birşeyi,herhangi bir sırrı komintern arşivi gibi saklaması muazzam mesele ya. Duyup şok olduğum bir hadiseyi eşime söylüyorum ben biliyordum diyor, bu ne sükut be adam. Benim arkadaşlarım da bana birşey anlatınca ‘anlatıyorum ama Twitter’a yazma” diyorlar.
1
11
641
Benim kankalardan biri ne zaman senin “bir arkadaşım” diye başlayan twitini görsem kalbim çarpıyor dedi geçen gün. Ya korkma anlamazlar isimleri değiştiriyorum iki gözüm.
7
294
Biz de birileriyiz:
2
27
2,968
Nestor Mahno
May 28
Bu kedi için bir isim önerisine ihtiyacım var 😼
2
18
1,236