ARINMAK!
Türkiye için bir zorunluluktur.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun dile getirdiği "ARINACAĞIZ!" çağrısı, günlük siyasi polemiklerin ötesinde değerlendirilmesi gereken tarihi bir uyarıdır.
Bu uyarı, sadece Cumhuriyet Halk partisinin iç muhasebesi olarak değil, devlet yönetiminde şeffaflığın, hukukun üstünlüğünün ve kamu vicdanının yeniden tesis edilmesine yönelik bir irade beyanı olarak da görülmelidir.
Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri, yıllardır toplumun her kesiminde güven duygusunu zedeleyen yolsuzluk iddialarıdır.
Siyasetten bürokrasiye, yerel yönetimlerden kamu ihalelerine kadar uzanan her şaibe, sadece ekonomik kayıplara yol açmamakta; aynı zamanda adalet duygusunu ve devletin saygınlığını da aşındırmaktadır.
Bu nedenle arınma, belirli bir siyasi hareketin ya da tek bir partinin meselesi olmaktan çıkmıştır.
Gerçek ve topyekün bir temizlik isteniyorsa, hiçbir ayrım gözetilmeksizin bütün siyasi partiler, kamu kurumları ve yetki kullanan herkes hukukun denetimine açık olmalıdır.
Kim olursa olsun, isterse babam olsun, hangi makamı temsil ederse etsin, yolsuzluğa bulaşmışsa hesap vermelidir.
Tarih bunun başarılı örneklerini göstermektedir.
İtalya'da 1990'lı yıllarda yürütülen "Temiz Eller" operasyonu, siyasetin ve kamu yönetiminin karanlık ilişkilerini ortaya çıkarmış, toplumun temiz siyaset talebini güçlendirmiştir. Elbette her ülkenin şartları farklıdır; ancak hukukun bağımsız işlediği ve hesap verebilirliğin esas alındığı bir düzenin demokrasiyi güçlendirdiği gerçeği değişmez.
Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafya her zamankinden daha hassastır.
Ortadoğu'da güç dengeleri yeniden şekillenmekte, küresel rekabet kızışmakta ve bölgesel krizler derinleşmektedir.
Hepimizin, böylesine kritik bir dönemde güçlü bir Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.
Ancak güçlü devlet sadece askeri kapasitesiyle, ekonomik büyüklüğüyle veya diplomatik etkisiyle tanımlanmaz.
Gerçek güç; kurumlarına güven duyulan, hukuk sistemine inanılan, kamu kaynaklarının adil kullanıldığı ve vatandaşın yönetime güvenle baktığı bir devlet yapısıyla mümkündür.
Yolsuzluğun olduğu yerde yatırımcı çekingen davranır, üretici önünü göremez, gençler geleceğe umutla bakamaz ve toplumun adalet duygusu yara alır.
Bu nedenle yolsuzlukla mücadele yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik kalkınmanın ve toplumsal barışın da temel şartıdır.
"Arınacağız" sözü; adaletin, hukukun, kişisel çıkarların değil kamu yararının hakim olduğu yeni bir anlayışın ifadesi olmalıdır.
Bu anlayış, sadece CHP'de değil, bütün siyasi partilerde ve kamu yönetiminin tüm kademelerinde karşılık bulmalıdır.
Türkiye'nin kişilere göre değişen adalete değil; herkese eşit uygulanan hukuk sistemine ihtiyacı vardır.
Temiz siyaset, temiz yönetim ve şeffaf devlet anlayışı yerleştiğinde kazanan herhangi bir parti olmayacak, 86 milyon vatandaş olacaktır, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır.
Türkiye'nin geleceği; şaibelerden, akçeli işlerden, kayırmacılıktan ve yolsuzluklardan arınmış güçlü kurumlarla inşa edilebilir.
Böyle bir Türkiye, içeride huzuru ve güveni sağlarken dışarıda da daha saygın, daha etkili ve daha güçlü bir konuma ulaşacaktır.
Bugün toplumsal olarak vereceğimiz en önemli mücadele, yolsuzlukla, hukuksuzlukla ve kamu vicdanını yaralayan her türlü kirli düzenle mücadeledir.
Çünkü temiz bir siyaset olmadan güçlü bir demokrasi, güçlü bir demokrasi olmadan da güçlü bir Türkiye inşa etmek mümkün değildir.
Gerçek anlamda "arınmak", bir temenni olmaktan öte Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin önündeki en önemli tarihi görevlerden biri olmalıdır.
Saygılarımla...
@kilicdarogluk