Peki bu yeni bir durum mu? Yoksa burada işler 100 senedir böyle mi yürüyor?
100 sene önceki rejim inşasında muhalefet var mıydı, halkın onayı var mıydı? Çalıştı mı? Mis gibi çalıştı ki hak övülüyor, yine çalışabilir. Eksik teşhisle doğru tedavi olmaz, hastalığa deva bulunmaz
Bu tuhaf söyleşi birçok yönüyle ilginç. Ama altını çizmemiz gereken asıl nokta, uzun zamandır bazılarımızın ısrarla dile getirmeye çalıştığı bir olguyu, biraz acemice de olsa ifşa etmesi.
Yeni bir rejim inşa edilmeye çalışılırken gerçek bir muhalefete yer yok. Zaten “iç cephe”yi “devlet aklı”yla kurarken gerçek muhalefete ihtiyaç da yok. Onun yerine, Butlancılardan Kürt siyasetine kadar farklı aktörlere, rejimin hiyerarşisi içinde kendilerine ayrılmış müstesna alanlar tahsis ediliyor.
Böylece kendilerini “rejimin ortakları” olarak gören muhalefet parti ve önderlerinin görevi, temsil ettiklerini düşündükleri toplumsal kesimleri yeni rejimin çayırında toplamak.
Ancak burada uzun süredir işaret ettiğimiz temel sorun yeniden ortaya çıkıyor: Bu tasarımda her şey var; koordinasyon var, roller var, aktörler var, senaryolar var. Ama iradesi olan halk yok.
Toplum, siyasal tercihleri ve talepleri olan yurttaşlar topluluğu olarak değil; çeşitli önderlerin (bir nevi çobanların) peşinden toplaşan kitleler olarak tasavvur ediliyor.