'İmkansız'a inanmayan bilim insanı...

Joined March 2013
1,965 Photos and videos
13
86
704
32,200
Bana katılmıyorsanız fikirlerinizi öğrenmek isterim: Mezarlıkları gezerken düşünmeden edemiyorum… Kimi diyarlarda bir taş yeter hatırlanmaya; toprağın üzerinde sessizce uzanan bir çim, rüzgârla konuşur. İnsan, geldiği toprağa yine toprağın sadeliğiyle döner. Bizde ise mezarlar zamanla yükselir; mermerler üst üste eklenir, anıtlar yapılır. Sanki ayrılığın acısı, toprağın üzerine taşınarak hafifletilmeye çalışılır. Oysa dinin bize öğrettiği, insanı saygıyla ve yeterli derinlikte toprağa emanet etmek değil midir? Kabri yükseltmek, mermeri çoğaltmak, ölüyü daha derine göndermiş olmaz. Toprağın altında olması gereken ölçü belliyken, toprağın üstünde yükselen her katman aslında yaşayanların tesellisidir. Ölüm bize sadeliği öğretir. Zenginle fakiri, güçlüyle güçsüzü aynı toprağın sessizliğinde buluşturur. Bazen düşünüyorum; acaba toprağın üstüne eklediğimiz her taş, ölümün bize vermek istediği o derin tevazu dersinden biraz daha uzaklaştırıyor mu bizi? Belki de en güzel mezar, insanın yaratıldığı toprağa en yakın olandır. Bir taş, bir isim, bir dua… Fazlası değil. Çünkü sonunda hatırlanacak olan mermerlerin yüksekliği değil, kalplerde bıraktığımız iyiliğin derinliğidir. Neden mezarliklarimiza bile gökdelenler dikme eğilimindeyiz ki?
55
37
511
12,807
Şiirsel bir güzellikte yazılmış bu detaylı yazının bana göre ozeti: Evlilik bir sanattır ve ne yazık ki herkes sanatçı değildir.
EVLENİYOR MUSUN? Bizim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ağzı biraz bozuk hocamız vardı. Bir gün derste, hiç beklemediğimiz bir yerde sözü evliliğe getirdi ve dedi ki: “Evleneceğiniz kadında üç şeye bakın: bileği, çekmecesi ve annesi.” Gençtik. Önce güldük, sonra şaşırdık. Bilek ne alaka, çekmece ne alaka, anne ne alaka? Meğer adam, bir cümlenin içine bir medeniyetin evlilik terazisini koymuş. Bilek dediği yalnız kemik inceliği değildi. Zarafetti. İnsanın hareketine sinmiş ölçüydü. Bir bardağı tutuşunda, bir çocuğun başını okşayışında, sofraya ekmek koyuşunda belli olan o ince kadınlık hâliydi. Çekmece dediği yalnız eşya düzeni değildi. İç dünyanın aynasıydı. Dağınık bir çekmece bazen dağınık bir ruhun, titiz bir çekmece bazen emanet bilen bir kalbin işaretidir. Çünkü insan evvela küçük şeylerde belli olur. Büyük laflar herkeste vardır; asıl insan, mendilini nereye koyduğunda anlaşılır. Anne dediği de yalnız genetik değildi. Zamanın insanda neyi büyüttüğüne bakmaktı. Güzellik yaşlanınca hırsa mı dönmüş, huya mı? Yüz çizgileri merhametle mi derinleşmiş, öfkeyle mi? Bir kadın annesine benzeyebilir; bazen yüzüyle, bazen sesiyle, bazen de kırıldığı yerde verdiği tepkiyle. Ben de bugün o hocanın sözüne birkaç şey eklemek isterim. Evvela kadına değil, kendine bak. Sen yurt tutacak adam mısın? Yuva kurmakla ev açmayı aynı şey sanmıyor musun? Belâ gelince kapının eşiğinde duracak mısın, yoksa ilk rüzgârda savrulacak mısın? Fakirlik, hastalık, borç, dert, gurbet, kırgınlık geldiğinde o evin direği olabilir misin? Çünkü evlilik yalnız sevda treni değildir. Evlilik biraz da nöbettir. Birbirinin uykusuna, hastalığına, suskunluğuna, yaşlanmasına nöbet tutmaktır. Sonra karşındakine bak. Kavga ve gürültü içinde büyümüş bir kalp mi getiriyor sana? Eğer öyleyse, o evin yankısı sizin evinizde de duyulur mu? İnsan çocukluğunun sesini kolay susturamaz. Bazıları sevgiyi bağırmadan anlatamaz; bazıları huzuru görünce bile huzursuz olur. Kadın olmanın keyfini yaşayan biriyle mi evleniyorsun, yoksa dünyaya erkek gelmediği için kendine küsmüş biriyle mi? Bu ince bir meseledir. Çünkü kendi varlığıyla barışık olmayan insan, başkasının varlığına da huzur veremez. Kadınlığını yük bilen de, erkekliğini tahakküm sanan da yuvaya denge değil, hesap getirir. Dedikoduya teşne biriyle mi evleniyorsun? Başkasının kusuruyla beslenen bir dil, bir gün kendi evinin etini de yer. Bugün komşuyu çiğneyen yarın seni de çiğner. Çünkü gıybet, önce dilin değil, kalbin bozulmasıdır. Bir de şuna bak: Merhameti var mı? Hayvana, çocuğa, yaşlıya, garsona, kapıcıya, hastaya, düşküne nasıl davranıyor? İnsan kendinden güçsüz olana nasıl davranıyorsa, gerçekte odur. Büyük sofralarda takınılan nezaket aldatabilir; ama küçük bir öfke anı insanın bütün terbiyesini ele verir. Ve nihayet şunu unutma: Evlilik, iki kişinin birbirini beğenmesi değildir sadece. İki soyun, iki evin, iki çocukluğun, iki yaranın, iki duanın, iki korkunun aynı çatı altında imtihana girmesidir. Onun için eski insanlar “hayırlı kısmet” derdi. “Güzel kısmet” demezdi, “zengin kısmet” demezdi, “hayırlı” derdi. Çünkü güzellik solar. Para azalır. Heves geçer. Ama huy kalır. Edep kalır. Merhamet kalır. Bir de insanın zor günde kim olduğu kalır. O yüzden evleneceğin kişiye bakarken yalnız gözünle bakma. Soyuna sopuna değil, haline bak. Sözüne değil, susuşuna bak. Gülüşüne değil, öfkesine bak. Süsüne değil, çekmecesine bak. Gençliğine değil, annesinin yaşlanışına bak. Ve hepsinden önce aynaya bak: Ben bu yuvaya yük mü olurum, yoksa omuz mu?
3
12
137
11,968
40 yıldır diş hekimliği yapan abim artık çalışma saatlerini seyreltmek amaciyla muayenehanesine genç ve dinamik bir diş hekimi ariyor. Gelenlerden duydugu “mesleğimi sevmiyorum ama para kazanmam lazim” sözü çok üzücü. Gençler sevmediginiz meslegi yapmak mecburiyetinizi anlayabilirim…. Ama bunu en azından hekimlikte yapmayın. Hekimin işi şifalandirmaktir…bu da sevgisiz ASLA olmaz.
35
39
746
44,297
Canımız annemiz Songül Çiftçioğlu’nu bugün sabah 05:05’te sonsuzluğa uğurladık. Hayatı boyunca sevgisiyle, emeğiyle ve fedakârlığıyla ailemizin direği oldu. Onun yokluğunun acısını tarif etmek mümkün değil. Cenazesi yarın öğle namazını müteakip Gölbaşı Mezarlığı’nda defnedilecektir. Dualarınızı eksik etmeyiniz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
953
70
2,421
52,967
Annemi yoğun bakımda ziyaretim sonrası değerli hocamizin bu paylaşımıni gördüm.Neden şu ana kadar böylesi bir yaklaşımin diğer hastaneler tarafından da uygulamandigini düşünmek canimi yaktı…
Yoğun bakım hastaları için hastanede çatı bahçesi açıldı Londra’daki King’s College Hospital’ in, kritik yoğun bakım hastaları için bir çatı bahçesi açması tıpta bir devrimdir. Amaç, uzun süre yoğun bakım veya hastane yatışında kalan hastaların açık havaya ve gün ışığına erişmesini sağlamak. Modern tıp tabiattan istifade etmeyi uzun süredir unutmuştu, şimdi yavaş yavaş geri geliyor, köklerine dönüyor. Tedavide sadece ilaç, aşı, ameliyat gibi müdahalelerin yanında uzun zamandır ihmal edilen, küçümsenen hatta karalanıp yok sayılan tabiatın iyileştirici gücünün tekrar itibar kazanması çok doğru bir iştir. ahmetrasimkucukusta.com/2026…
15
22
328
22,029
Vay canına “zayıflama iğneleri kanseri P azaltıyor” reklamları çıktı ortaya ☠️ Onca yan etkileriyle ilgili yazılan bilimsel makaleler bir kenara itilip ghost writer’lara yazdırılan paralı makaleler ortalıkta reklam olarak geziyor. Halk da soruyor: Olalım mı? Kimse artık ‘iradene, yaşamına, bedenine sahip çık’ diyemiyor… Aylık iğneye umut bağlamak bilimsellik oldu. İnanın biri çıkıp aylık spor ignesi, su ignesi, mutluluk iğnesi pazarlasın satar!
29
106
792
27,144
Sözüm elbette yıllardır obeziteyle savaşan, metabolik bozukluklarıni kontrol edemeyen hastaları içermiyor…
1
2
84
4,463
Bayram şekeri… 2 yaş… At kuyruku var… Prenses elbisesi, taci var…Hepimizden güzel sesi var.. Daha ne olsun? 🍬🥰

32
114
1,021
25,712
Bayram belki de en çok insanın gücü varken değil, canı yanarken insan kalabildiği yerde başlar. Öfkeye rağmen kırmamayı seçmekte… Haklıyken ezmemekte… Kendisi ağlarken başkasının yükünü fark edebilmekte… Böyle bir insanın bayramı; sadece yiyecek dağıtmak değil, güven dağıtmaktır. Yanına gelenin “burada kötülük yok” diyebildiği insan olmaktır. Taniyan “Bunun inancı neyse güzelmiş…”diyebilmeli. Hatta özenmeli! Belki en büyük bayram da budur: İçindeki savaşı kazanıp, etrafına huzur verebilen insan olabilmek. içindeki tüm cirkinlikleri kurban edebilmek.
16
40
422
6,725
Ağaç diken ADAM ♥️
Hedefi 1 milyon zeytin ağacı dikmek olan ve "Ağaç Adam" lakabıyla tanınan doğa dostu, Nafiz Deniz Seçer, 13 yıldır köy köy gezip gönüllü olarak zeytin fidanları dikiyor🌱 Şu ana kadar 27 bin fidanı toprakla buluşturdu.🌱 Toprağa umut, geleceğe nefes olan, gerçek bir vatansever..Emeğine, yüreğine sağlık🙏
11
64
505
8,571
Herkesle aynı maskeyi giymek… ya da gerçek kimliğini saklamak için kendine bir maske oluşturmak… Ne yazik! Korkusuzca KENDİN olarak yaşa…Varsın eleştirsinler….

8
27
403
7,899
I was ashamed of myself when I realized life was a costume party and I attended with my real face. - Franz Kafka
1
54
1,999
Bundan 25 yıl önce Finlandiya’da 10 yıl yaşadım. Çocuklar çamurda, karda oynuyorlardı hep. “Kirlendin, üşütürsün, düşersin…. “ sözlerini duymadan büyürler. Ömürler uzundur o karanlık ve soğuk ülkede. Şimdi bir de yasak getirmişler “plastik kökenli döşemeleri kaldırın oyun yerlerinden”diye. Çünkü çocukların kan tablolari daha sağlıklı oluyor toprakla oynadıklarında. Her türlü hayvanat pisliği de var o ormanlık memlekette. Millet neleri düşünüyor, biz nelerle uğraşıyoruz.
29
232
1,446
36,110
Bizler Finlandiya’da büyümedik. Türkiye’mizde büyüdük. Bahçelerde oynadık, ağaçlara tırmandık, çamurlardan kuleler yaptık… Şimdi ellerinde tabletler, “steril koşullarda”, fiziksel ve ruhsal sıkıntılarla yuzyuze bıraktık ülkenin geleceği gençleri. Bütün bunlar düzeltilebilir problemler. Belki bir gün biz de gerçek problemlere odaklanmayı deneriz.
5
139
3,580
X hesaplarımızda bahar/bayram temizliği var. Temizlikci kim bilmiyorum ama ellerine sağlık 🙏🏻
3
1
123
5,173
Siz de hergun 10 ajitasyon yapan kişinin sesini keserseniz 10 günde 100 kişi yapar. Ben şahsen yapıyorum. Sosyal medyada, Normal hayatta… Inanin ashwagandadan daha iyi bir çözüm 😅
4
77
2,743
Türkiye’mde siyasi hayat! Yazık değil mi bu gençlere? Bu ülke 19 yaşında bir liderin kurduğu ülke yahu!!!
3
7
162
4,879
Birileri arkamdan itsin yok… Birileri beni kaldırip oraya koysun da yok… Asla asla asla vazgeçmek yok! Kendin becereceksin… Sevgiyle…

7
40
682
15,135
Maymunlar hep vardı… hep var olacak… Ama….
13
75
731
26,847