GÜNAYDIN ❤️❤️❤️
JİNEOLOJİ PERSPEKTİFİYLE
ÖZGÜR KADIN KİMDİR, NASIL YAŞAR?
İYİ OKUMALAR ❤️❤️❤️
Kim olduğumuzun ve nasıl yaşayacağımızın tarifi bizi ya özgürlükle ya da iktidarla buluşturur. Amacımız güç olmak değil, özgürlüğü kadınlar ve halklar adına, dünyamız adına sağlayabilecek gücü oluşturmaktır. Bu nokta bizi sistemle, iktidarla ayrıştırır ya da bunu sağlayamazsak bizi sistemle buluşturur, sistemiçileştirir ve tabi ki etkisizleştirir. Hem özgürlük hareketlerinin kendi içinde hem de birbiriyle ilişkisinde özgür kadın kimdir, nasıl yaşar sorusunun cevabını vermek ve bu cevabı verebilecek mücadeleyi yürütmek erkek egemenlikli sistemle, devletle, kurumlaşmalarıyla yürütülecek mücadeleden daha önemlidir. Kadın örgütlülüğü kimsenin tasarrufuna alamayacağı, güç dengesinde bireysel olarak sırtını dayayamayacağı, kişisel imtiyaz konusuna dönüştüremeyeceği kadar önemli bir toplumsallıktır. Bunu hiç unutmamak ve bu konuda mücadele yürütmek özgürlük ilkesi ve ahlakı gereğidir.
Aralarda vurgulamakla birlikte bu konudan hareketle altının özel olarak da çizilmesi gereken husus modernist yaşama yaklaşım ve erkekle, cinsiyetçi ilişki biçimleriyle diyalog ve ilişki süreçlerinin de mücadele konusu haline getirilmesi gerektiğidir. Erkek egemenliği sadece devlet ve birtakım yetkileri elinde bulunduran yapısalılık kazanmış temsiliyetler değildir. Bunun sosyal dokusu, yaşam biçimi, esas olarak egemenliğin nüfuz ettiği, geleneksel kadın-klasik erkek olarak sistemini ürettiği alanlardır. Bireyci yaşamın cinsiyetçi statü ve duruşları kişiyi, cinsleri, kesimleri sisteme bağlar. Tutarlı bir kadın özgürlükçülüğü bu konuda ilkesel yaklaşmayı ve mesafeli durmayı gerektirir. Hem sistemle siyasal olarak çatışacağız hem de onun yaşam biçiminden kopmayacağız, onunla aramıza mesafe koymayacağız
gerçeği çelişik olur.
Modernist yaşam ahtapotun kolları gibidir, sarmalar, uyuşturur, beşikte sallanır gibi sallar, kişide uyuşukluk, anlamsız bir rahatlık, gevşeklik hali yaratır ki aslında bu arada ölüme giden yol çoktan yarılanmıştır. O açıdan kadın özgürlük hareketlerinin, üyelerinin, aktivistlerinin tutarlı bir özgürlük duruşu gösterip göstermedikleri modernist yaşamla ilişkisinde somutlaşır. Bu konuda ideolojik mücadele yürütmeli ve eleştirebilmeliyiz. Yaşam nedir sorusu etrafında kadın örgütleri olarak yaşamı tanımlayan ciddi tartışmalar yürütebilmeliyiz. Eleştiri yönü önde ama gerçekten ideolojik-felsefik tanımları ve beklentileri çok da somutlaşmamış bir özgürlük hareketi ne kadar mücadele yürütürse yürütsün 1968'lerin akıbetinden
kurtulamaz. Haklı olmak kazanmaya yetmiyor, eleştirmek aşmaya ya da eskiyi yıkmaya, yeniyi oluşturmaya yetmiyor.
Bu açıdan iktidarla, egemenlikle mücadele zihinsel, sosyal bir yenilenmeyi gerektirdiğinden elbette en fazla nasıl yaşamamız gerektiği konusunda kendimizi somutlaştırmalı ve bu alanda sonuç almalıyız. Zaten özgürlük olarak tanımladığımız şey, nasıl yaşamak istediğimizle bağlantılıdır, daha doğrusu ta kendisidir. Erkekle cinsiyetçi ilişkilerden kopmamak ama kadın özgürlükçüsü olmak da tutarlı bir durum değildir. Sorunun derinliği ve köktenciliği mücadelenin radikal yürütülmesini gerektirir. Bu açıdan erkekle, modernist yaşamla, cinsiyetçiliği olduğu gibi çoğaltan ilişki biçimleriyle aramızda bir mesafe ve mücadele olmak durumunda.
Erkeğin dönüşümünü bu kapsamda daha fazla gündeme almalıyız. Kadın özgürlük
hareketlerinin nasıl bir kadın sorusunun yanısıra nasıl bir erkek sorusunun cevabını da vermesi, tanımlaması, ölçü belirlemesi gerekiyor ki buna göre mücadele yürütülsün. Tüm bu alanlarda tutarlılık ve bunun için iç eleştiri ve mücadele ihtiyacı stratejik önemdedir. Özgürlüğe nasıl yaklaştığımız, ne beklediğimiz, kadın konusunu neden sorunsallaştırdığımız konularında kendimize vermemiz gereken cevaplar, kişi olarak bizlerde de iç tutarlılığı geliştirecek nitelikte olmalıdır.