Sihirli Ruj ve Aynanın Unuttuğu Yüz
Altın rengi ambalajın içindeki yeşil ruj, dudağa sürülünce pembeye dönüşüyormuş.
Satıcı “Sihirli” demiş.
Okuduğum o metin, tam da bu küçük vitrin hikâyesiyle başlıyor ve hızla derin bir toplumsal teşhise ulaşıyor. Renk değiştiren ürünler değil, renk değiştiren söylemler normalleşti.
Yanlışlar yeniden paketleniyor, gerçekler “yönetiliyor”, acılar vitrin ışığında parlatılıyor.
Toplum, ambalaja bakmayı öğrenirken aynaya bakmayı unuttu. Bu metafor, maalesef sadece siyasete özgü değil.
O, bizim hayatımızın da tam ortasına oturuyor.
Biz, binlerce KHK’lıdan sadece ikisiydik. 2016-2017’de, hiçbir somut delil olmaksızın, sadece
“Sendika Üyeliği Anayasal Hakkımız olan ”
iddiasıyla kamu görevinden ihraç edildik.
Ardından uzun bir yargılama süreci başladı.
Mahkeme, beraat kararı verdi.
Üzerinden sekiz yıl geçti.
Normal şartlarda, suçsuz bulunan bir memur kaldığı yerden görevine devam eder; açığa alma kalkar, özlük hakları iade edilir. Ama bizim için “normal” çoktan sihirli ruj oldu. Yeşil hâlâ pembe gösteriliyor.
En acı veren kısım ise yakın çevremizden gelen o cümleler:
“Umut mu ediyorsunuz hâlâ?”
“Hâlâ bekliyor musunuz?”
“Hayat devam ediyor, başka bir şey yapın.
”Sanki adalet, zamanaşımına uğrayan bir biletmiş gibi. Sanki sekiz yıllık haksızlık, artık “eski hikâye” kategorisine girmiş gibi. Bu cümleleri duyduğumuzda içimizde bir şey daha kırılıyor. Çünkü o soru, sadece bizim umudumuzu sorgulamıyor; toplumun vicdan ayarını da ele veriyor.
“Ayar düşük” olanlar, artık düşük ayarı normal kabul ediyor.
Duygusal ÇıkmazımızKHK mağduru olmak, sadece işini kaybetmek değil.
Kimliğinin, itibarının, geleceğinin bir gecede silinmesi.
Her sabah uyanıp “acaba bugün bir şey değişti mi?” diye kendine sormak.
Çocuklarının gözlerine bakıp “Babanız suçsuz ama hâlâ evde” diye açıklamak zorunda kalmak.
Ve en zoru: En yakınlarının bile zamanla “normalleşmeye” ayak uydurması.
Bu, sihirli rujun en garip versiyonu.
Acı, önce yeşil olarak üretiliyor, sonra pembeye boyanıp “hayat devam ediyor” ambalajıyla sunuluyor. Biz ise o ambalaja bakmaya zorlanıyoruz.
“Artık unutun” deniyor.
Unutmak, bir nevi alkışlamak oluyor.
Peki bu döngüden çıkış var mı?
Çözüm, Aynaya DönmekteÇıkış, vitrinden uzaklaşıp aynaya bakmakta. Kendimize şu soruları sormakta
Biz gerçekten kimiz?
Bize sunulan “gerçek”lerden kaç tanesini hâlâ gerçek sanıyoruz?
Vicdanımızı ne zaman kiraya verdik?
Kişisel olarak biz, bu sekiz yılda şunu öğrendik
Adalet, ancak talep edildiği sürece canlı kalır. Unutulan adalet ölür.
Ama unutmamak da bedel gerektirir.
O bedeli ödemeye razı olanlar, ayarı düşük olanlara karşı en büyük direnişi gösterir.
Çözüm yolu, bireysel ve toplumsal olarak şu adımlardan geçiyor
Hafızayı diri tutmak.
Acıyı romantize etmeden, ama sulandırmadan hatırlamak.
Her “Sihirli” ambalajın arkasında ne olduğunu sormak.
Vicdan ittifakları kurmak.
Aynı acıyı yaşamış ya da yaşamamış ama hâlâ “bu normal değil” diyebilen insanlarla yan yana durmak.
Yakın çevremizin “Umut mu ediyorsunuz?” sorusuna, “Evet, çünkü adalet umuttan vazgeçerse geriye sadece sihirli rujlar kalır” diye cevap verebilmek.
Kendi ayarımızı korumak.
Altın ambalaj peşinde koşmadan, kendi içimizde “ayar”ı yüksek tutmak.
Çünkü şairin dediği gibi
Hepimiz altınız ama kimimizin ayarı düşük.
Küçük direnişler çoğaltmak.
Sosyal medyada, mahkemelerde, sohbetlerde, sandıkta…
Her yerde “Yeşil hâlâ yeşil” diyebilmek.
Çünkü büyük değişimler, küçük itirazların toplamıdır.
Biz hâlâ umut ediyoruz.
Çünkü beraat kararı bir kâğıt parçası değil; gerçeğin resmî ilanıdır.
O ilanın hayata geçirilmemesi, devletin değil, vicdanımızın sorunu hâline geldiği anda asıl yenilgi başlar.
Sihirli rujlar var oldukça, vitrinler parlamaya devam edecek. Ama bir gün, yeterince insan aynaya baktığında, pembenin aslında yeşil olduğunu görecek.
O gün, çirkinliğin güzellik diye satılamadığı, haksızlığın normalleşmediği, vicdanın yorulmadığı bir yer mümkün olacak.
O güne kadar ambalaja değil, aynaya bakmaya devam edeceğiz.
Çünkü gerçek, vitrin ışıklarının arkasında bir süre saklansa da, sonsuza dek kaybolmaz.
Teşekkürler
insanların unuttukları; unutmak
istedikleri gerçekleri hatırlatmaya devam ettiğiniz için