TAKÎ OSMÂNÎ HOCA GİBİ ALİMLERİN YÜZÜYLE DALGA GEÇEN GAFİLLER!
Tüm nimetlerin tek kaynağının Cenâb-ı Hakk olduğunu idrak eden mümin, kendisinde bulunan güzelliklerle övünmek yerine bütün bunlar sebebiyle Rabbine şükreder. Hatta nimetlerin şükrünü hakkıyla edâ edemediğini düşünerek istiğfar eder, Rabbine iltica eder. Gafil ise, başkasının kusurlarını araştırmaktan kendindeki yanlışları göremez. İnsanı en güzel surette yaratan Allah Teâlâ, kendi katındaki kıymet ölçüsünün yüz güzelliği, nesep, zenginlik değil; takva olduğunu beyan eder.
Abdullah b. Mesud (r.a) kısa boylu, son derece zayıf bir sahabî idi. Bazıları onun özellikle incecik görünen bacaklarıyla dalga geçince Allah Rasûlü (sav) kişinin Allah katındaki değerinin ölçüsünün fiziksel özellikleri değil; ilmi, ameli, takvası olduğunu beyan için şu ifadeyi kullanır: “Allah’a (cc) yemin olsun ki, Abdullah’ın bu bacakları kıyamet günü mizanda Uhud dağından daha ağırdır.” (Bkz. Müsned,
H.No: 920). Hz. Ömer de bedeninin küçük ilminin büyük oluşuna dikkat çekerek onun hakkında: “İlim dolu bir küfecik.” der. (Bkz. Muvattâ (İmam Muhammed rivayeti), H. No: 606).
Abdullah b. Abbâs’ın (r.a) kendisini hakkında: “Ey Mekke Ehli, sizin aranızda Atâ gibi biri varken ilim almak için benim yanıma mı geliyorsunuz!” dediği Atâ b. Ebî Rabâh; teni siyah, gözleri şaşı, eli çolak, burnu basık ve ayağı topal bir zâttı. (Bkz. Siyeru a’lâmi’n-nübelâ, 5/80). Ancak müminler onunla dalga geçmek yerine bir okyanus mesabesinde olan ilminden istifade etmek için adeta yarışıyorlardı.
İslam tarihi, bedeninde birçok kusur barındırmakla birlikte İslam’a büyük hizmetlerde bulunan alimlerle doludur. Bugün insanların kaşı, gözü vb. fiziksel özellikleri üzerinden propaganda yapanlar aynı zamanda dervişlik iddiasında bulunmaktalar. Her fırsatta kendilerini öven, başkalarını fiziksel özellikleriyle yeren, iki sözünden biri “ben” olan kişiler; aslı nefsi köreltmek, insanların kusurları yerine kendi kusurlarıyla meşgul olmak, insanları tahkirden kaçınmak olan dervişliğin hakikatinden ne kadar da uzaklar!
Son olarak; Müslümanlar Allah Rasûlü’ne (sav), güzelliğinden dolayı bakmaya kıyamazdı. Abdullah b. Selâm gibi ehli kitap olup hakkı arayanlar onu görünce: “Bu yüz bir yalancıya ait olamaz.” diyerek iman ederdi. (Bkz. Tirmizî, H. No: 2485). Hak ve hakikat düşmanları ise O’na (sav) baktıkça nefreti artardı. Bir insan, karşısındakinden nasibine ve niyetine göre istifade eder. Elhamdülillah, ben Takî Osmânî hocaya baktıkça gönle huzur veren bir nur görüyorum. Nuru kir olarak görmek isteyen ise, esasında onu değil kendini görüyor…