K. Kılıçdaroğlu'nun konuşması hukuki ve teknik gibi görünen tüm bu kaosun arkasındaki siyasi formasyonu dört kelime ile belli etti: "Devletin çıkarları", "Osmanlı coğrafyası", "Türki Cumhuriyetler" ve "Akdeniz" (yani MENA bölgesini kast ediyor). Kast ettiği öylesine bir söylem olarak 'yeni-Osmanlıcılık' vizyonu değildi.
Türkiye'nin ekonomik, askeri ve diplomatik olarak güç temerküzünü yoğunlaştırdığı, çok sayıda şirketin faaliyet gösterdiği yatırım ve ticaret alanlarını sayıyor. Türkiye kapitalizminin bu coğrafyalardaki örgütlenme biçimlerini ve iktidar çevrelerinde "iç cephe" olarak adlandırılan stratejiyi göz önünde bulundurunca Erdoğan'ın "Güçlü Türkiye" söylemini yeniden ürettiğini ve benimsediğini söylemek mümkün. Çünkü Kılıçdaroğlu konuşmasında sıkça "bölgedeki gelişmeler", "Hürmüz boğazı" şeklinde jeo-politika vurgusu yaptı.
R. T. Erdoğan da yine bugünkü konuşmasında "Güçlü olmak tek seçeneğimiz. Gardımızı indirdiğimiz anda bize bu topraklarda hayat hakkı tanımazlar" dedi. Birbirine bakışımlı konuşmalar.
Şu anda Erdoğan ve Kılıçdaroğlu "devletin çıkarları" bağlamında "güçlü devlet" tezi etrafında aynılaşma yoluna girmiş. Kılıçdardoğlu'nun kullandığı söylemlerin iktidarın söylemlerine benzemesi de bir ölçüde bundan kaynaklı çünkü bu tip aynılaşma, söylem evrenini (anlam matrisini) de şekillendiriyor; benzer kelimelerle düşünmeyi olağan kılıyor.
Ancak Kılıçdaroğlu'nun "muhalefet" vurgusu için sıkça tekrarladığı "5'li çete" vurgusu epey arkaik kaldı. Vaktiyle "5'li çete" -Andre Gunder Frank'ın "lümpen burjuvazi" olarak nitelendirdiği- komprador veya yarı-komprador tipte bir şey üretmeyen ama devlet ihaleleri ile büyüyen sermaye kesimini bizde tanımlamanın popüler (ve sorunlu) bir ifadesiydi. Şu anda öyle bir "5'li" kalmadığı gibi, bunların yatırım ve faaliyet alanları da çeşitlenmiş durumda. Yani somutta eleştiri karşılığı olmayan bir şeyi tekrarladı durdu.