Son zamanlarda seçim, savaş, enflasyon vs muhabbeti açılınca hemen peşinden şu geliyor:
“Abi ne yapalım?”
Çünkü denklem artık sadece faiz değil.
İran savaşı,
petrol fiyatları,
kur baskısı,
enflasyon,
olası seçim ekonomisi…
Hepsi aynı anda konuşuluyor.
Bu yüzden birçok işletme sahibi doğal olarak “E yine seçim öncesi bir genişleme dönemi olacaksa, ucuz TL borçlanıp ileride enflasyonla eritmek mantıklı değil mi?” diye düşünüyor.
Aslında bu bazı dönemlerde gerçekten çalışıyor.
Özellikle negatif reel faiz dönemlerinde.
Enflasyon `,
kredi faizi %–30 bandı,
senin nominal gelirlerin de enflasyonla birlikte yükseliyor…
Bu durumda sistem sana reel olarak negatif maliyetli para vermiş oluyor.
2021–2023 arasında bunu yapan çok şirket oldu.
Ucuz TL kredi alındı,
stok yapıldı,
makine alındı,
gayrimenkul alındı,
iş büyütüldü.
Sonra birkaç çeyrek geçti…
Ciro nominal olarak uçtu.
Ama kredi taksiti aynı kaldı.
Bir noktadan sonra şirketler “Geçen sene büyük görünen kredi, şimdi aylık telefon faturası gibi kaldı.” demeye başladı :)
Yüksek enflasyon dönemlerinde en büyük avantajı genelde nakitte duran değil uzun vadeli sabit TL borcu taşıyan taraf alıyor.
Ama işin “ama” kısmı burada başlıyor.
Enflasyon sadece borcu eritmez.
İşletme sermayesini de şişirir.
Ciro büyüyor gibi görünür ama
maaşlar da büyür,
stok maliyeti büyür,
tahsilat açığı büyür,
hammadde maliyeti büyür,
yeniden finansman maliyeti büyür.
Şirket bir anda “kârlı ama nakitsiz” hale gelebilir.
Bence en büyük hata şu cümle:
“Nasıl olsa enflasyon eritir, max kredi çekelim.”
Hayır.
Asıl olay max kaldıraç değil.
Asıl olay kaldıraç disiplini.
Yani;
borcun vadesi uzun mu,
faizi sabit mi,
TL cinsi mi,
nakit akışı bunu taşır mı,
tahsilat süresi uzarsa şirket kaç ay dayanır,
stok ve alacak büyümesini finanse edecek tampon var mı?
Çünkü ucuz borç, doğru yönetilirse büyütür.
Ama kötü yönetilirse sadece daha büyük bir nakit krizini finanse etmiş olursun.
Türkiye’de bazı dönemler gerçekten borçlunun ödüllendirildiği dönemler oluyor.
Ama sistem bir noktada dönüp herkese faturayı faiz şoku, kredi daralması, talep düşüşü ve nakit krizi olarak kesiyor.
O yüzden mesele sadece “borç almak” değil.
Mesele şu:
Borcu, enflasyondan daha yavaş büyüyen bir probleme çevirebilmek.
Negatif reel faiz fırsattır.
Ama bilanço disiplini yoksa kaldıraç değil, tuzak olur.
Zaten ekonominin temel varsayımı “ceteris paribus.”
Sorun şu ki Türkiye’de hiçbir şey uzun süre sabit kalmıyor :)