Bir UX tasarımcısı arkadaşım ile sohbetin konusu şu soruyla derinleşti: Kullanıcıyı harekete geçiren tasarım, gerçekten kullanıcının yararına mıdır?
Aynı şeyleri yaşıyoruz.
Kısa bir video açıyorsun, 30 dakika sonra hala oradasın.
İndirim bildirimi geliyor, niyetinden fazlasını alıyorsun.
Sorun telefonda değil.
Sorun, ne zaman biteceğine karar vermenin zorlaştığı deneyimlerin çoğalmasında.
Dopamin hazzın değil, beklentinin kimyasalı.
Seni ekranda tutan içerik değil, "belki bir sonraki daha iyidir" ihtimali.
Sonsuz kaydırma, gacha, seri rozeti, ilerleme çubuğu.
Hepsi aynı ihtimal duygusunu satıyor.
Pazarlamada araçları kullanıyoruz.
Bonus, sınırlı teklif, push bildirimi.
Rakamlar da yükseliyor: aktif kullanıcı artıyor, oturum uzuyor.
Ama her gün giriş yapmak ile gerçekten kullanmak istemek aynı şey değil.
Biri metrik, diğeri değer.
Netflix "Hala izliyor musunuz?" diye sorup iradeyi geri veriyor.
BeReal "Bugünlük bu kadar" deyip deneyime son tasarlıyor.
İkisi de aynı şeyi biliyor: tatmin edici bitiş de deneyimin parçası.
Bırakması zor olan deneyim, iyi deneyim değil.
Bağımlılık üreten funnel, kısa vadede dönüşüm, uzun vadede churn ve itibar maliyeti getirir.
Uygulaman için kendine şunu sorman lazım: kullanıcı senden memnun mu ayrılıyor, yoksa sadece ayrılamıyor mu? Memnun ayrılan geri gelir, ayrılamayan ilk fırsatta kaçar. 😉