Yasa tasarısına karşı kaygılar dile getirilirken sayın Cumhurbaşkanı dahil hepiniz "sahiplendirme seferberliği yapılacağı" türküsü söylüyordunuz hep bir ağızdan.
Tasarı meclisten geçtikten sonra bırakın sahiplendirme seferbirliği bir yana, sahiplenme süreçleri baltalandı! Barınaklar ziyaretlere çoğu kapalı, ulaşılması güç uzaklıkta, sahiplenmek isteyene de sahiplenenlere de her türlü zorluk çıkartılıyor.
O günden bugüne tek bir il hayvanları koruma kurulu, tek bir valilik, bakanlık seferbirlik bir yana sahiplendirme teşviki yönünde bir gündem maddesi dahi görüşmedi, tek bir yetkili böyle bir şeyi anmadı.
Katliam yasası eleştirilerine üst perdeden itiraz edip tepki gösteriyordunuz o günlerde ama ne söylediyseniz tersini yaptınız, her endişe ve eleştiriyi haklı çıkardı tutumunuz tavrınız.
Sadece şunu cevaplayabilir misiniz?
Nasıl bir sahiplendirme seferbirliği yaptınız?
Her Allah'ın günü toplamak, beslenmesini engellemek, olmayan barınaklara toplamadı diye belediyeleri tehdit etmek, hayvanseverleri taciz etmek gibi işler öncelikli gündeminiz oldu da bir gün olsun şu sahiplendirme seferbirliği sözlerinizi hatırlayıp bir tek gündeminize almayı düşündünüz mü acaba bunu da hiç?
Başka sorumuz yok!
Bunu cevaplasanız kafi!
Milletimizin merhamet damarı güçlüdür; hayvanları severiz, koruruz, onlara sahip çıkarız. Çünkü biliriz ki onlar bize emanettir. Ancak bu gerçeğin yanında değişmez bir ilke vardır: Aslolan insandır. Devletin ve toplumun birincil görevi, insan hayatını korumaktır.
Emanet olan hiçbir şey, asıl olanın can güvenliğini tehdit edecek noktaya gelemez. Bugün sokaklarımızda oluşan riskler, görmezden gelinecek ya da duygusal reflekslerle ertelenecek bir mesele değildir. Her bir vatandaşımızın canı, güvenliği ve huzuru her şeyin üzerindedir.
Hiçbir vatandaşımızın hayatı sahipsiz sokak köpeklerinden daha değersiz değildir. Bu konuda tereddüde yer yoktur. Gerekli tedbirler, kararlılıkla ve gecikmeden alınmalıdır. Hem insanımızın güvenliğini sağlayacak hem de hayvanların kontrolsüz şekilde çoğalmasının önüne geçecek akılcı, sürdürülebilir çözümler hayata geçirilmelidir.
Şefkat ile sorumluluk arasındaki dengeyi kaybetmeden, ama önceliğin insan olduğunu bilerek hareket etmek zorundayız. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir. Millet vicdanı da bunu emreder.