Joined July 2010
2,729 Photos and videos
Saatçi Recep'in hikayesi eğitim sisteminden göçe, bir çok konuda aslında neyi ıskaladığımızı bize gösteriyor. İsviçre'ye göç etmiş Kosovalı bir köylü çocuğu, Recep; şu anda saat dünyasının en hızlı yükselen markalarından biri olan Rexhep Rexhepi'nin sahibi ve kurucusudur. 15 yaşında dünyanın belki de en prestijli firması olan Patek Phillipe'de çıraklığa başlamış olan Recep, çocukluk tutkusu olan saatçilikte şimdiden bir dünya markası yarattı ve markası "sessiz lüksün" en önemli sembollerinden birisi olmayı başardı. Bu arada Patek Philippe'in kurucusu, Antoni Patek'in de Polonyalı bir göçmen olduğunu ekleyeyim. Bizim de özel okullarda beynini yıkadığımız, ufuklarını körelttiğimiz çocuklarımız belki çıraklıktan gelme bir saatçinin yaptığı bir saati alabilecek para ve prestije kavuşabilirler...
1
4
38
5,602
Kendini dünyanın merkezine koyan, kendi ihtiyaçlarını, arzularını her şeyin üstünde gören bu narsisist nesli sizler yetiştirdiniz! Bakın ve eserinizle gurur duyun!
Acildeki doktorun kendini polikliniğe yönlendirmesine ve antibiyotik yazmasına sinirlenen kadın, doktora “Aptal” diyerek isyan etti: • Bugün bir devlet hastanesinin aciline gittim. Kulağım ağrıdığı için yemek yiyemiyordum. • ⁠Demek ki benim durumum acil ki o leş kokulu acile geliyorum değil mi? • ⁠Önümdeki 152 kişiyi 1 saat 40 dakika boyunca bekledim. • ⁠Neyse odaya bir girdim hayda stajyer doktor. Neyim olduğunu anlattım bana “Burada muayene malzemesi yok karşı odaya gideceğiz” diyor. • ⁠Muayenesi de kulağıma cihazla bakmak. Baktıktan sonra tekrar odasına geçtik. Bana “Polikliniğe gitmen lazım” diyor. Sen benimle dalga mı geçiyorsun? • ⁠Hastaneye gitmek için 14.30’da evden çıkıp 20.00’de eve döndüm. Sen şaka mı yapıyorsun ya? • ⁠Antibiyotik yazacaksan sen oraya niye oturdun? Sen bana bir antibiyotik yazasın diye mi izinli günümü hastanede geçirdim? • ⁠Çıkınca da eczane bulamadım. Hem aptalın birine muayene oldum hem de yazdığı ilacı bile alamadım.
6
9
117
8,250
"Hastalık bu futbol" isimli bir kanal. Anlatıcısı çocuk maçtan önce ne dediyse çıkmış, verdiği çözümler Montella'nın aklına gelmiyor. Muhtemelen bu çocuk gibi bir çok "nerd", futbol eskisi teknik direktörlerin çoğundan daha zekidir. Ama bu çocuklar gerçek hayatta ciddiye alınıp, futbolcuyla iletişim kuramazlar, onları motive edemezler, patronluk edemezler, takım yönetemezler... Futbolcu ile iletişim kurabilen kişiler ise muhtemelen futbolcular gibi pek de analitik zeka kapasitesi olmayan kişiler. Bu ilginç bir ikilem ve fena halde siyasete benziyor... youtu.be/RRd_Qz5d4B4?si=0kfa…
16
17
273
58,274
Aynı şekilde, birisi sizi tanıştığı en "iyi", "özel", "güzel" vs. kadın, erkek, psikolog, hoca vs. ilan ediyorsa, yarın da en "rezil", "kötü" vs. ilan edecektir. Asla şaşmaz! İdealizasyonun gölgesi devalüasyondur.
Birisi sizi kahraman ilan ediyorsa, bir gün gelir hain ilan eder. Kılıçdaroğlu'ndan kahraman yaratanlar bugün hain ilan ediyorlar. Milli takıma gereksiz yere "gaz verenler", bugün "beceriksiz" ilan ediyorlar. Ve Erdoğan tökezlerse başına ne geleceğini bilerek hareket ediyor...
3
3
34
5,845
Birisi sizi kahraman ilan ediyorsa, bir gün gelir hain ilan eder. Kılıçdaroğlu'ndan kahraman yaratanlar bugün hain ilan ediyorlar. Milli takıma gereksiz yere "gaz verenler", bugün "beceriksiz" ilan ediyorlar. Ve Erdoğan tökezlerse başına ne geleceğini bilerek hareket ediyor...
2
2
21
5,742
Dünya kupası yarı finali santrasında, "Mohikan" yerlisi saçı ile Fatiha okuyan Ümit Davala. 2002
3
1
8
2,219
Narsisist mizaçlı kişi sosyal medyayı ne kadar özel, güzel, biricik vs. olduğunu göstermek için kullanır, övülmek için kullanır. "Güzel" anlarını paylaşır. Borderline ise paylaşır, ilgi göreceği her şeyi paylaşır... Borderline'in amacı övgü değildir, ilgidir. Ps: Bu twitin, alıntıladığım görüntülerde yer alan kişiyle bir ilgisi bulunabilir; ancak böyle bir ilişki olmayabilir de.
Kilo almak için uyumadan önce ekmeğine Nutella sürüp yemeye çalışan kadın gözyaşlarına hakim olamadı “Yemek istemiyorum.”
1
1
49
46,273
Atatürkçüler, Atatürk'ü tarihin bir dönemine hapsedip, ona zamansız sözler söylemiş bir "peygamber" muamelesi yapıyorlar. Bu aslında Atatürk'ün istediğinin tam tersi! Atatürk sabit fikirli bir adam değildi, değişime her zaman açıktı. Fikirlerin, tarihin, kanunların, konjonktürün hep değişebileceğini göstermeye çalışıyordu. İslam ile mesafesi de esas bundan dolayı idi; tarihten münezzeh bir norm sistemini kabul etmiyordu. Oysa korktuğu oldu, takipçileri kendini peygamber, sözlerini ise hadise, ayete çevirdiler. Kendisi defalarca "bir insan" olduğunu söylemesine rağmen...
Barrack: "Osmanlı modeli bölge için doğruydu, Türkiye o role dönmeli." Erdoğan: "Osmanlı çınarı, 7 iklim, devlet-i ebed müddet." Kılıçdaroğlu: "Türkiye Osmanlı coğrafyasına gitmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek." Üçü aynı şeyi söylüyor. Ve üçünün aynı şeyi söylemesi bir tesadüf değil: İdeolojik bir hizalanma. CHP'nin kurucu ideolojisi "yurtta sulh cihanda sulh": Yayılmacılık karşıtı, sınırlar içinde kalkınma, komşularla barış. Fakat Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu rolle daha çatışmacı, ordusunu çatışmalarda kullanabilen, uluslararası hukuku takmayan işler yapabilen bir ülke olması lazım. Kılıçdaroğlu "Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı." diyerek bu ideolojiyle hizalanıp partinin kurucu doktrinini tek kalemde çöpe atıyor. Atatürk'ün partisinin başında olmak isteyen adam Atatürk'ün dış politika doktrinini terk edip Erdoğan'ın neo-Osmanlıcılığını benimsediğini açıkça ilan edip "Sadece açtığınız kapıdan girmedim, dünya görüşününüzü de satın aldım" diyor. Her şey acı verici derecede açık. Bu aşamada doğru soru "CHP'yi nasıl geri alırım" değil, "bu enerjiyi sandığa nasıl taşırım" olmalı. İlk sorunun sorulduğu her gün, ikinci sorunun cevabı zorlaşacaktır...
6
36
6,306
Ümit Özat 2002 Dünya Kupası anılarını anlatıyor; Türkiye'nin yıllar içerisinde nasıl değiştiğini, küresel kapitalizme nasıl eklemlendiğini anlatan şahane örnekler veriyor. O dönemin "milli oyuncuları" dahi, lüks saat nedir doğru dürüst bilmiyorlar, hazır Japonya'ya gitmişken ucuz saat topluyorlar. Bu milli futbolcular ucuz olsun diye elektronik alışverişi yapıyor, saat alıyor, üstüne de dolandırılıyorlar! Gerçekten 2000 öncesi gelişmiş ülkeler ile bizim gibi "gelişmekte" olan ülkeler arasında devasa bir uçurum vardı. Türkiye'den Almanya'ya, Vietnam'dan Japonya'ya, Brezilya'dan Amerika'ya gitseydiniz zamanda yolculuk yapmış gibi olurdunuz. Dünyanın çoğu ülkesi küresel kapitalizmin ya bizim gibi kenarındaydı ya da tamamen dışındaydı. Ancak son 25-30 yılda küresel kapitalizm iyisiyle, kötüsüyle dünyaya öyle bir yayıldı ki...
7
7
100
39,520
Ali Koç ve Fenerbahçe başarısızlığı üzerinden Cumhuriyetin "Milli Burjuva" projesinin çöküşünü anlatmaya çalışmıştım. Babası da bizi yanıltmadı! Ama mesele sadece "etik meseleler" değil. Bu burjuva yıllardır sadece rant üzerinden ekonomi üreten, devlet teşvikleri ve ihaleleri ile ayakta duran bir ekonomiden fazlası olmayı başaramadı! Koç Ailesi bir Hyundai olmayı başaramadı, Sabancılar bir Danone olamadılar, Eczacıbaşı bir Novo Nordisk yaratamadı... Kaldı ki bunlar en başarılı Türk burjuva aileleri ve halleri ortada! Milli Burjuva projesinin temelleri ta 1913'te atıldı ama aradan geçen 100 yılda bir türlü sonuç veremedi. Bugün yaratılan "yeni" Milli Burjuva ailelerinin geleceğini de gelecek gösterecek bize. Ya tutarsa...
100 yıldır ülke kaynakları "yerli ve milli" bir burjuvazi yaratmak için bilinçli bir şekilde bazı ailelere aktarıldı. Bunların başında da Koç ailesi vardı. 100 yıllık emek, ülkenin umutları, kolejler, eğitimler... Vardığı yer başarısız bir spor kulübü başkanlığı olmamalıydı!
1
2
50
9,902
Fatih Bora Ekim retweeted
Dr. Ümit Aktaş, B17 vitamini iddiasına sert çıktı: 🔹 “B17 diye bir vitamin yok.” 🔹 “B grubu vitaminleri 12’de bitiyor.” 🔹 “13 yok, 14 yok.” 🔹 “Bu tamamen internet efsanesi.” 🔹 “B17 kanseri iyileştiriyor diye yayıyorlar.” 🔹 “İnsanlara acı badem ve kayısı çekirdeği yediriyorlar.” 🔹 “İçinde siyanür ön maddesi var.” 🔹 “7 acı kayısı çekirdeğiyle ölen vakalar var.” 🔹 “İnsanlara resmen siyanür içiriyorlar.” 🔹 “Bir sağlık profesyoneli buna nasıl inanır?” 🔹 “Vatandaş kandı diyelim, sen nasıl inanırsın?”
4
12
68
34,042
Halkın kendi arasında konuştuğu "yenilikçi" fikirleri siyaset sahasına taşıyan hatırladığım son siyasi 90lar ve 2000lerde "Tayyip Erdoğan" idi Erhan Afyoncu post-Erdoğan dönemde önemli bir siyasi figür olacak gibi duruyor...
🔴 Erhan Afyoncu: Türkiye’de 8 yıllık eğitim yeter. Zorla okula giden çocuğun kendisine faydası olmadığı gibi, okumak isteyen çocukların da huzurunu bozuyor.
6
34
10,348
Narsisistler hayattaki hatalarını görmez, başarısızlıklarını anlatmazlar... Günlük hayatta önemli değildir de esas bunları çocuklarına anlatmazlar. Ve bu çocuklar, ebeveynlerini mükemmel, kendilerini de yetersiz zannederler. Sonra büyür, aynı şekilde narsisist olurlar...
4
41
4,146
Fatih Bora Ekim retweeted
Çocuğunu her daim koruyan anne ve tepkisinin dozunu asla ayarlamayan babaların dengesiz çocukları okul ortamında eğitilmez. Böyle çocukların okumak gibi bir kaygısı da yok. Bunlar gerçekten fiziksel gücünü kullanabileceği işlerde çalıştırılarak eğitilebilirler.
Bu çocuğun dilinden gençken kendisi gibi olup, büyüdüğünde olgunlaşmış bir sanayi ustası anlar, bir başçavuş anlar. Okullu, efendi öğretmenleri umursamaz böyle çocuklar. Böyle çocukları sanayideki gibi zor koşullar ve askeriyedeki gibi sert disiplin "bazen" terbiye edebiliyordu. Ustası önce güzel bir döver, sonra da anlatırdı... O da olmazsa zaten cezaevini boyluyorlardı. Son çeyrek asırda modernleşme adına bu yöntemlerin çoğunu kaldırdık ama yerine bir şey de koyamadık.
1
8
2,092
Bu çocuğun dilinden gençken kendisi gibi olup, büyüdüğünde olgunlaşmış bir sanayi ustası anlar, bir başçavuş anlar. Okullu, efendi öğretmenleri umursamaz böyle çocuklar. Böyle çocukları sanayideki gibi zor koşullar ve askeriyedeki gibi sert disiplin "bazen" terbiye edebiliyordu. Ustası önce güzel bir döver, sonra da anlatırdı... O da olmazsa zaten cezaevini boyluyorlardı. Son çeyrek asırda modernleşme adına bu yöntemlerin çoğunu kaldırdık ama yerine bir şey de koyamadık.
Ç***** Meslek Lisesinde yaşanan REZİLLİK. İzlerken kendinizi zor tutacaksınız.. Öğretmenlik mesleğinin düştüğü konuma bakın.. Meslektaşımız adına çok talihsiz anlar... 'Öğretmen orda kırmızılı çocuğu kolundan itse ihraç edilirdi.' ÖĞRETMEN ALEYHİNE VİDEOLAR BOY BOY PAYLAŞILIYOR. LÜTFEN 'PAYLAŞIP YAYILMASINI SAĞLAYIN.
8
20
319
49,242
Böyleleri "suçlu" olacaksa da, bir "ağır abinin" yanında, "racon" öğrenerek suçlu olurdu. Hırsızlık yapacaksa da komşusunu soymamayı öğrenirdi. Şimdi başıboş köpekler gibi çeteleşiyorlar!
1
29
2,634
Fatih Bora Ekim retweeted
Yapay Zeka insanın 'bug'ını buldu sanırım: ne derse desin ona hiçbir mukavemet göstermeyen, hemen her dediğini onaylayan, ve hep haklı hissettiren bir araç. Sürekli onaylayan, sürekli haklı bulan, sürekli yatıştıran bir partner. Anlaşıldığını sanıyorsun ama baktığın aslında, seni gitgide dünyanın büyüklüğü ve aldırmazlığı ile yaşayamaz hale getiren, senden farklı herkese ve herşeye toksik etiketi yapıştırmana neden olan, pürüzsüz bir ayna. İşte tam bu konuda Stanford'da yapılan bir çalışma okudum. On bir farklı yapay zekâ modelini, on iki bine yakın gerçek sosyal durumda test etmişler. Yapay zekâ, gerçek bir insanın aynı durumda kabul edeceğinden I daha fazla sana hak veriyor. Yani gerçek bir insanın seni durduracağı, "yanılıyorsun" diyeceği durumların neredeyse yarısında, yapay zekâ duymak istediğini söylüyor. Daha da çarpıcısı: kullanıcılar partnerlerine yalan söylediklerini, arkadaşlarını manipüle ettiklerini anlattıklarında, yapay zekâ bu davranışları G onaylıyor. İnsan doğası gereği konforu seviyor. Çatışmadan kaçınıyor, sürtünmeden uzaklaşıyor, yorulmamak, olabildiğince kendi haklılığının onaylanmasını istiyor. Bu yeni bir şey değil, insanlık tarihi kadar eski bir eğilim. Halbuki - ve mutlu ki - dünya bizden büyük ve bizim arzu ve isteklerimizi yerine getirmek gibi bir amacı yok. Bu da etrafımızdaki insanlar, aileler, arkadaşlar, meslektaşlar sayesinde mümkün, zira onlar bu sonsuz konfor arayışını dengeliyor. Bize itiraz ediyorlar, geri besleme veriyorlar, bazen sevmediğimiz şeyleri söylüyorlar. İlişkiler tam da bu sürtünmenin içinde olgunlaşıyor. Zira sahici bir bağ kurmak demek, başkasının senden farklı olabileceğini kabul etmek demek. Şimdi yapay zekâ bu denklemi sessizce bozuyor. Aynı deneyi gerçek katılımcılarla yaptıklarında, uyumlu yapay zekâ ile konuşan insanlar haklı olduklarına daha çok inanıyor, özür dilemeye daha az meyilli oluyor, sorumluluk almaya daha az hazır oluyorlar. Bu da tabi yapay zekâya bir daha danışma ihtimalleri arttırıyor. Yani sistem seni bir kez yatıştırdığında, sürtünmenin olduğu gerçek ilişkilerden uzaklaşıyor, yapay zekâya dönüyorsun. Bu insanı yaşayamaz hale getirebilecek muazzam bir risk ve döngü, zira bir sonraki gerçek insanla karşılaştığında, onun itirazı sana saldırı gibi geliyor. Kendinden başkasıyla etkileşim kurabilme eşiğin gitgide azalıyor.
2
3
26
3,542
Avrupalı kadının da, erkeğin de çekici gelen tarafı özgüveni. Yanlış anlaşılmasın, büyüklenmeciliği değil, özgüveni... Ama bu özgüvenin arkasında görece mutlu bir çocukluk, yoksul kalmayacağına dair bir inanç, dünyada yer edinebileceğine dair içselleşmiş bir bilgi var. Ailesinin, akrabalarının "bula bula bunu mu buldun" demeyeceği bir aileden geldiği için bu özgüveni var... İlla ki büyük adam olmaları gerekmiyor, illa ki güzel kızla evlenmeleri gerekmiyor, illa başarılı olmaları beklenmiyor. Bizde olsa kocasını yan mahalledeki teyzeye bile beğendirmesi gerekir, hangi üniversitede okuduğunu kırk yılda bir karşılaştığı akrabası bile sorar...
Havuz kenarında ilk gördüğünde etkilendiği Türk erkek ile tanışmak için cesaretini toplayan yabancı kadın, o anları paylaştı:
25
37
629
227,739
Tam da bu sebepten dolayı Friends gibi, How I met your Mother gibi, Sex and the City gibi yapımlarda anlatılan, "övülen" hayat tarzı, çoğumuza uygun değildir. Hele bizim gibi anne-çocuk ilişkisinden itibaren daha derin bağ kuran Akdeniz toplumlarına hiç uygun değildir! Bir bağı koparmadan diğerine, ondaki bağ devam ederken diğerine... Bağ kuramayan psikopatolojik kişilere uygun bir hayat tarzı, bu kadar da normalleştirilmemeliydi.
Eski sevgilimizle olan duygusal bağımızın yarı yarıya azalması bile yaklaşık 4 yıl sürüyor. Bazı kişilerde bu bağ tamamen yok olmadan onlarca yıl sürebiliyor.
8
26
622
76,042