Sanatçı / Hunermend

Joined December 2009
7,931 Photos and videos
Pinned Tweet
“Ah Gülistan” An itibarıyla Yayında! Ferhat Tunç - Ah Gülistan youtu.be/cahOXQuZ_ds?is=uDec…
16
60
561
67,204
Boz ayı geldi, yedi, gitti. Hesap vermedi. Çünkü doğanın tapusu yok, vicdanı var. Biz misafiriz. Misafir, ev sahibine saygı gösterir. Munzur misafiri sever, talancıyı kovar.
PİKNİK MASASINA DALDI, YEDİ İÇTİ GİTTİ Tunceli'deki Munzur Vadisi Milli Parkı'nda piknik yapan bir grup, boz ayının aniden yanlarına gelmesiyle uzaklaştı. Ayının piknik masasındaki yiyecekleri yiyerek uzaklaştığı anlar cep telefonuyla kaydedildi.
12
15
420
27,691
Geçen yılın kasımında, Dersim’in kanlı tarihini fısıldayan “Cigeram” ağıdını yapay zekânın imkânlarıyla hazırladığımız bir kliple sizlerle buluşturduk. Toprağa düşen canlarımızı andık, unutturulmak istenen acıyı hatırlattık. Ardından bu yıl “Ah Gülistan”ı paylaştık. Bir genç kızın, organize bir kötülüğün dişlileri arasında yitip gidişini yeniden hatırlamak, hatırlatmak içindi. Bütün bu eserler, “HAYATIM” adlı yeni albümümüzün habercisiydi. Yakında, hepimizin çok sevdiği bir dostumuza uzaktan bir selam göndereceğiz. Onun için hazırladığımız ve bugün sonlandırdığımız yeni çalışmayı sizinle paylaşacağım. Bir aksilik olmazsa, bu cuma akşamı çalışmanın videosu YouTube kanalımda, single’ı da tüm dijital platformlarda olacak. Ardından “HAYATIM” albümü için çalışmaya devam edeceğiz. Sonbaharda albüm tüm dijital platformlarda yerini alacak. Albümün ardından Almanya, İngiltere ve Fransa’da konserlerimiz olacak. Müzikle kurduğumuz o kadim bağın sıcaklığını, insanlarımızla yüz yüze yaşama ve sınama şansını bulacağız. Aramızdaki köklerin ne denli derine uzandığını bir kez daha görmek, benim için en büyük onur. Bir yaz mevsimine daha girerken, memleketten ve sahneden uzak kalmanın hüznü var içimde. Umarım bu hasret gelecek yaza kalmaz. Hepimizin umutla nefes almaya, sevgiyle kucaklaşmaya ihtiyacı var. Hep müzikle kalın, umutla kalın!
1
14
266
4,351
Talihsiz bir açıklama ve konuyla ilgili bir şey söylemek zorunda hissettim kendimi. Solun bir kısmı, Kürt meselesinde “sınıf kardeşliği” diyerek ulusal talepleri ne yazık ki hep öteledi. Erkan Baş’ın sözü de tam o hafızayı tetikledi. Teknik bir program farkını anlatmaya çalıştı belki. Ama Türkiye’de “dil” teknik değil, politik bir meseledir. Bu yüzden kurduğu cümleler ilkesel netlik yerine duygusal bir kırılma yarattı. İzaha muhtaç olan da bu zaten. Niyetini, Sayın Baş’ın Kürt insanına ikna edici biçimde anlatması gerekir. Unutulmasın ki, TİP, 2018’de HDK’nin İstanbul kontenjanından, HDP listeleriyle Meclis’e girdi.
60
100
1,579
119,535
Eski Sol Parti vekili Hüseyin Kenan Aydın’ı kaybetmenin üzüntüsü içindeyim. Hem Avrupa’daki hak mücadelesinde hem Dersim’in hafıza çalışmalarında öncü isimlerdendi. Devri daim, yıldızlar yoldaşı olsun. Ailesinin, sevenlerinin ve Dersim halkının başı sağ olsun.
2
8
161
4,485
2017’de Onur Sefer, arabasında göğsünden iki kurşunla ölü bulundu. Savcılık “İntihar” diyerek dosyayı kapattı. İntihar eden biri kendine iki kez ateş eder mi? Üstelik ölümcül olan göğüs bölgesine… Bilirkişi raporunda “İntihar izi yok, cinayet izi var.” diyor. Aradan 9 yıl geçmiş ve bu sürede 4 savcı değişmiş. Dosyada kayda değer hala bir gelişme yok. Ailesinin sesine ses olalım. “Onur Sefer’e ne oldu?” diye soralım. #Onursefer #FailiMeçhul #9YılOldu #Adalet
11
203
1,077
30,304
Dilin ve Hafızanın Ozanı: Memed Çapan   Frankfurt 16. Dersim Festivali’nin bu yılki onur konuğu, kültür ve sanata verdiği emekten dolayı "Dersim’in Değerlerini Unutmadık" ödülüne layık görülen Memed Çapan’dı. Festival öncesinde, kendisini sık sık ziyaret eden Gule Meyra’ya Kırmançki diliyle, "Son qomê xora xatırê xo wazon" yani "Gidip halkımla son kez vedalaşmak istiyorum" demişti. Bu vefa duygusuyla geldiği festival, onun için adeta bir hafıza tazelemeydi.   Ödül törenini sahneden izleyemesem de kulisten yükselen fısıltılar, salonda nasıl duygulu anlar yaşandığını anlatmaya yetiyordu. Sahneye çıktığında kendisine takdim edilen plakette adı "Mehmet Çapan" olarak yazılmıştı. Plaketi eline aldığında, o resmiyete tek bir kelimeyle itiraz etti ve kendini kendi gerçeğine çağırdı: "Memed." Bu bir harf düzeltmesinden çok fazlasıdır, bir kimliğin, bir dilin, bir coğrafyanın ve köklü bir hafızanın sahneden haykırılışıydı.   Sahne Arkasındaki Kadim Selam   Festival alanına vardığımda doğruca sahne arkasına geçtim. Gördüğüm manzara, bütün ödüllerin ve alkışların ötesindeydi. Mikail, Memed ağabeyin yanı başında ağıtlar söylüyordu. Yanlarına varıp kucaklaştıktan sonra önüne çömeldim. Yıllardır konserlerimde en çok seslendirdiğim, onun dilimize armağan ettiği "Daye Daye" ağıdını doğrudan yüzüne bakarak okudum. Diz çöküp ağıt yakmak, o kadim topraklarda sevginin, saygının ve vefanın en eski selamıdır.   Memed Çapan şimdi ağır bir sağlık sınavından geçiyor. Tekerlekli sandalyeye mahkum bedeniyle, artık yorulmuş bir sesi var. Ancak o, Kırmançki dilinde sayısız eser bırakan, Türkçe ezgilere de can veren çok büyük bir değerdir. “Duzgın Bava”, “Daye Daye”, “Ap Sılema”... Bu ağıtlar sadece ona ait değil, Dersim’in ortak ezberi, ortak duası haline geldi. Son albümü ‘Destana Deré Laçi’ de tamamen Kırmançki ağıtlarla örülü. O, son nefesine kadar diliyle yaşadı ve diliyle direnmeye devam ediyor.   Atina Sürgününden Stuttgart Parklarına   Memed Çapan’la ilk kez 1986 yılında, sürgün günlerinde Atina’da karşılaştık. Ben bir konser için oradaydım ve henüz çok gençtim. Karşısına çıktığımda beni dikkatle süzmüş! Gözleriyle neden orada olduğumu, bu topraklara hangi dertle düştüğümü anlamaya çalışmıştı. Sonra bir Dersimlinin lokantasında, dar bir masanın etrafında toplandık. Karşılıklı Türkçe ve Kırmançki ağıtlar söyledik. O söyledikçe sesi, nefesi ve içindeki sızı bana Ruhi Su’yu hatırlattı. O gün orada kendisine derin bir sevgi duydum. Yıllar sonra öğrenecektim ki, o da zaten Ruhi Su Dostlar Korosu’nun tezgahından geçmişti.   1989’da Almanya’nın Stuttgart kentine yerleşti. Uzun yıllar park ve bahçe işlerinde çalışarak geçimini sağladı; toprakla, çiçekle ilgilendi. Bir sohbetimizde bana, "Toprağa bakmayı severim Ferhat" demişti. Emeğinin, alın terinin yanına her zaman sazını koydu. Çağrıldığı her etkinlikte yer aldı. Onun elinden çıkan Kırmançki ağıtlar, birçok sanatçının dilinde yeniden hayat buldu, sevildi ve yaşatıldı.   Bir Ozanın Vasiyeti   Bugün "Dersim’in modern ozanı" diye anılan Memed Çapan’ın, 2023 yılında Hasan Sağlam tarafından çekilen “Mem” belgeselindeki tek bir cümlesi hafızalara kazındı:   "Eğer dilimiz ölürse biz de yok oluruz."   Bu cümle, bir ozanın toplumuna bıraktığı açık bir vasiyetiydi.   Memed Çapan, dili ve hafızayı hayatının merkezine koyan Ruhi Su geleneğini Dersim’in Kırmançki sesiyle buluşturup dünyaya taşıyan üretken bir emekçi. Bedeni hasta olsa da dili ve ezgileriyle hep aramızda olmaya devam edecek. Çünkü Memed Çapanlar ölmez. "Ezgileri sürdükçe, dilimiz yaşadıkça o da yaşayacak"... Ferhat Tunç
3
24
266
8,138
FERHAT TUNÇ retweeted
Ferhat Tunç, Dersim Gazetesi için yazdı: 🟥 Dilin ve Hafızanın Ozanı: Memed Çapan dersimgazetesi.net/kose-yazi…
4
33
2,714
Gültan Kışanak, uzun mahpusluktan sonra özgürlüğün ilk nefesinde yine halkının yanında durdu. Dün Frankfurt’te Dersim Festivali’nde kavuştuk. Bugün yine birlikte olacağız, halkımızla birlikte özlem gidereceğiz. Frankfurt ve çevresinde yaşayan tüm dostlarımızı mutlaka bekliyoruz.
23
69
1,379
36,058
Rahmi Koç, İzmir’de bir hastane açılışında Kürt kadınının bedenini “fıkra” yaptı. “Doktor soyun deyince ilk sen soyun demiş” Bu espri değil, düpedüz ahlaksızlık. Yanında gülüp alkışlayan protokol de bu ahlaksızlığın ortağı. Kürt kadınının bedeni ne sizin mizah malzemeniz, ne de sizin kibrinizin konusu. O kadın tarih yazıyor, fıkra değil. Haddinizi bilin. #RahmiKoçÖzürDile
459
814
7,135
273,345
FERHAT TUNÇ retweeted
Ferhat Tunç’tan Reha Muhtar’ın ölümüne “hafıza ve yüzleşme” çağrısı serhatnews.com.tr/ferhat-tun… @ferhatttunc @rojyigit
2
8
69
4,567
Reha Muhtar öldü Ölenin ardından konuşmak, cenaze evinde fısıltı gibidir. Sesi yükseltmek ayıp sayılır. Ama toplum hafızası cenaze evi değildir. Hafıza, vicdanın aynasıdır. Yüzleşmezsek, aynı filmi tekrar seyrederiz. Ki seyrediyoruz da. Bu yüzden birkaç söz söylemek borcumdur. Mikrofonu kim tutuyordu? Türkiye’nin 90’larını yaşayanlar bilir. O yıllar televizyonun krallık yaptığı yıllardı. O krallığın tahtında da Reha Muhtar oturuyordu. “Sıcak Saatler” deyince evler susar, sokaklar boşalırdı. Haber, onunla birlikte ciddiyetini yitirdi. Stüdyodan çıktı, salona indi, oradan da magazin sayfalarına gömüldü. Reha Muhtar reytingi tanrı ilan etti. Geri kalan her şey put oldu. Ama asıl mesele reyting değildi. Mesele, mikrofonu kimin adına tuttuğuydu. Sermayenin koridorlarında, tekçi medya patronlarının masalarında gazeteci Reha Muhtar değil, “tetikçi Reha Muhtar” vardı. Gücün sopasını eline alan kalem, artık yazmaz, vururdu. Türkiye medyası o yıllarda bu vebali çok ödedi. Reha Muhtar, o dönemin en görünür yüzlerinden biriydi. Unutulmayacak o gece Tarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürledi. Ahmet Kaya sahneye çıktı. Kürt olduğunu söyledi. Kürtçe şarkı yapacağını açıkladı. O cümle biter bitmez salon koptu. Çatallar havaya kalktı. Bardaklar fırladı. Küfürler yağdı. “Vatan haini” diye bağırıldı. Bir sanatçı, kendi memleketinde, kendi meslektaşlarının önünde, sadece Kürt olduğu için linç sehpasına çıkarıldı. Tarihi utandıran sadece linç değildi. Linci sahneleyen, mikrofonu elinde kırbaç gibi sallayıp kalabalığı gaza getiren, “daha çok” diye alkışa tempo tutan adamdı: Reha Muhtar. O gün yalnız değildi, kuşkusuz. Arkasında avuçları patlarcasına alkışlayan bir koro vardı. İsimlerini saymama gerek yok. O kare hafızalarda. Gazeteci, şarkıcı, iş insanı... Hepsi oradaydı. Hepsi alkışa ortaktı. Ama baş aktör, sahnenin ortasındaki adamdı: Reha Muhtar. Sevgili dostumuz Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü. Bir yıl sonra Paris’te, sürgünde son nefesini verdi. Sürgün Ahmet’e ağır geldi. Kalbi o bir yıla sığmadı. 43 yaşındaydı. 43 yaş, bir sanatçının en olgun, en üretken çağıdır. Reha Muhtar ve linç korosunun çoğu, yaşattıkları utancın bedelini ödemedi. Kariyerlerine devam ettiler. Ekranlar utançlarını gizlemeyi sürdürdü. Ölüm, her şeyi aklamaz “Öldü bitti” kolaycılıktır. Kişisel vebal Allah’ladır, itirazım yok. Ama kamusal vebal ölmez. Reha Muhtar mikrofonu eline aldığı an, gazeteciliği bıraktı, linci yönetti. Bir sanatçının kapısına “vatan haini” yazan mürekkebi sıktı. Bu bireysel bir kayma değildi. Bu, toplumun ortak vicdanında oluşan bir kırılmaydı. Kırılan vicdan, cenazeyle gömülmez. Ölüm, kırılan vicdanı onarmaz. Sadece faili toprağa indirir. Geride 10 Şubat’ın utanç görüntüleri kalır. Unutursak, mikrofon yine kınından çıkar. Yine bir sanatçı hedefe konur. Yine bir salon alkışla suça ortak olur. Hafıza intikam için değil, tekrar etmesin diye vardır. Ferhat Tunç
202
367
3,002
189,609
63 yıl oldu. Nazım hâlâ mapushanelerde mırıldanıyor, hâlâ sürgün yollarında yürüyor. Onun dizeleriyle öğrendik: Hasret de vatan sayılır, sevda da memleket. “Hava kurşun gibi ağır” derken, aslında memleketin nefesini tarif etti bize. “Ölmek ayıp değil, yeter ki onurla olsun” dedi. Onuruyla yaşadı, onuruyla gitti. Ölüm yıldönümünde değil, her gün selam olsun Büyük Usta’ya. #NazımHikmet
4
16
323
7,610
Sayın @PervinBuldan, Selahattin Demirtaş’la son olarak çekilmiş fotoğrafları paylaştı. Altına düşülen not çok kıymetli: “Bu fotoğraflar yapay zeka ürünü değildir.” Evet, yapay değil. Çünkü o karelerdeki gülümseme, algoritmaların kodlayamayacağı bir tarihin özetidir. 9 yıldır Edirne’de demir parmaklıkların ardında tutulan bir iradenin gülümsemesi bu. Yapay olan ne biliyor musunuz? 9 yıldır süren tutsaklık. Yapay olan, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına rağmen örülen duvarlar. Yapay olan, milyonların umudunu gasp eden bir akıl tutulması. Fotoğraf gerçek. Gerçek olan bir de şu: Demirtaş içeride, ama halkın vicdanı dışarıda. Ve o vicdan, yapay zekanın üretemeyeceği tek şeyi üretiyor: Adalet talebini. Selam olsun demir parmaklıklara inat gülenlere. Selam olsun umudu tutsak edemeyenlere.
71
235
3,627
93,786
Bu arada Rojda’nın Harbiye konserine denk geldim. Orada olanlar çok şanslı. Rojda dengbejliğin hakkını fazlasıyla vermiş, gurur duydum. Tebrikler @RojdaSenses
37
213
6,090
201,682
Tuncay Sonel, kötü bir kişiliğin ete kemiğe bürünmüş halidir. Cinayetten birinci derecede sorumlu olarak tutuklanan oğlunu korumak ve bu cinayeti örtbas etmek suçundan kendisi de tutukludur. Devletin kamu gücünü nasıl kullandığını, tüm kurumlarını bu suça ortak edip susmalarını nasıl sağladığını dehşetle gördük. Yetmemiş, şimdi de TOKİ üzerinden “Şehit Yakınları”nı kullanarak kendi hesabına çıkar sağlamış. Bu kötülük sıradan bir kötülük değildir.
TOKİ projesi yalanıyla arsa sattılar: Tuncay Sonel'in adı bu kez kooperatif soruşturmasında Ordu'da yıllarca TOKİ adı kullanılarak sürdürülen kooperatif projesine ilişkin savcılığa sunulan dosyada, milyonlarca liralık para hareketlerinin bulunduğu öne sürüldü. Dosyada o dönem Ordu Valisi olan, Doku soruşturmasında tutuklanan dönemin Tunceli Valisi Sonel’in isminin geçmesi dikkat çekti birgun.net/haber/toki-projes…
8
143
703
54,099
Ağaçların devrilişi, yeşilin hoyratça talan edilişi... Başlı başına bir kırılmaydı. Kabulü mümkün olmayan, affın kıyısından geçmeyen bir kırılmaydı. O kırılmaya karşı filizlenen direniş, özgürlük ve demokrasi özlemiyle umuda durdu. Yıldızların güneşe el salladığı, direnişin şiire gebe kaldığı, müzikle soluklanıp büyüyen bir zamandı. Direnişin ikinci günüydü. Toprağından koparılan ağaçların yerine yenilerini bırakmak, o acıyı yeşertmek için oradaydık. #Gezi13Yaşında
2
14
202
5,739
81 yaşındasın. Gözlerin görmedi ama fikirlerinle gönlleri aydınlattın. Cezaevi kapısında karşıladığımız o günü hiç unutmadım. Karanlığı gören bir hukukçu, sessizliği delen bir dost oldun hayatımızda. Senden öğrendik, görmek gözle değil, vicdanla olur. Nice yaşlara, nice adaletli günlere. Sen hep var ol, #Eşberyağmurdereli
19
122
1,763
48,873
Acının Gölgesinde Adalet Arayışı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş 21 yaşındaydı. 27 Eylül 2024 sabahı yurttan çıktı. Sonra sessizlik. 18 gün boyunca bir baba, bir anne “kızım nerede?” diye sordu. 15 Ekim’de Van Gölü kıyısında bulunan cansız bedeni, soruları kapatmadı. Çoğalttı. O günden sonra Nizamettin Kabaiş’in hayatı ikiye bölündü: Rojin’den önce, Rojin’den sonra. Bir Babanın Yürüyüşü Evladını kaybeden bir babanın dizlerinin bağı çözülür. Nizamettin Kabaiş’in de çözüldü. Ama yere düşmedi. Acısını yollara döktü. Ankara’dan Van’a, Van’dan İstanbul’a yürüdü. Her adımında aynı cümle vardı: “Kızım intihar etmedi.” Gözyaşını içine akıttı, sesini dışarı yükseltti. Çünkü biliyordu: Susarsa Rojin bir dosyada kaybolacaktı. Susmadığı sürece Rojin’in sesi olacaktı. Yürüyüşü sadece kızı için değildi. Nizamettin Baba, cevapsız soruların gölgesinde kalan tüm ailelerin sözcüsü oldu. Mikrofon gördüğü her yerde şunu söyledi: “Bir evlat kendinden vazgeçmez. Bir baba da adaletten vazgeçmez.” “Ucu Nereye Giderse” Baba Kabaiş ve avukatları, soruşturmada Adli Tıp bulgularının cinayet şüphesini güçlendirdiğini belirtiyor. Onlara göre bu ölümün üstü örtülmemeli, aydınlatılmalı. Adalet Bakanı’nın “ucu nereye giderse” sözü hafızalarda. Gülistan Doku dosyasında o irade gösterilince, yıllardır kapalı duran sorular yeniden sorulmaya başlandı. Nizamettin Baba da Rojin için aynısını istiyor: Ucun nereye gittiği görülmeli. Kim, nasıl, neden? Bu sorular yanıtsız kalmamalı. Sorulmayan Soru Kalmasın Rojin’in hikâyesi bir kayıp haberi değil. 21 yaşında yarım kalan hayallerin, o hayallerin ardından yıkılmayan bir babanın hikâyesi. Nizamettin Kabaiş yürüdükçe Rojin unutulmuyor. Acısı polemiğe değil, bir babanın sevgisine ve bir evladın hakkına dönüşüyor. Rojin’e ne oldu? Bu soruyu sadece bir baba değil, hepimiz sormalıyız. Çünkü 21 yaşındaki bir genç kadının yurttan çıkıp 18 gün sonra göl kıyısında bulunması, “intihar” deyip geçilecek kadar basit değil. Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku’nun susmayışı ne yaptı? Kayıp denip unutulan dosyaların yeniden açılmasına yol açtı. Bugün Nizamettin Kabaiş’in direnci de aynı yolu açıyor. Acısını eyleme, gözyaşını soruya dönüştüren bir babanın yürüyüşü, bu ülkenin kayıp ve faili meçhul cinayetler mücadelesinde yeni bir iz bıraktı. Bu iz, “sus ve unut” diyenlere inat, “sor ve ara” diyenlerin izi. Bir babanın “kızım kendinden vazgeçmezdi” çığlığıyla örüldü. Ve bu yolda onları yalnız bırakmak, sadece Nizamettin Baba’yı değil, ülkeyi yalnız bırakmaktır. Adaleti yalnız bırakmaktır. Yarının Rojin’lerini yalnız bırakmaktır. Çünkü bugün Rojin’e sorulmayan soru, yarın bir başkasının kapısını çalar. O yüzden soralım: Rojin’e ne oldu? Cevap bulunana kadar sormaktan vazgeçmeyelim. Ferhat Tunç
5
151
830
13,099
FERHAT TUNÇ retweeted
Performansên zindî yên KOMê 👉🏼 Ferhat Tunç - Biko youtu.be/BEJux09TGxQ?si=vEz5… #kommüzik #kurdish #ferhattunç #kürtçemüzik
2
27
267
9,222