(Pazar Yazısı)
TAZE SORULARA PÖRSÜMÜŞ CEVAPLAR!
Çoğunluğu eleştiren dinin yerine çoğunluğun dinini koydular.
Kıyamete her an hazır olmayı söyleyen ve insanı diri tutan dinin yerine kıyametçilik, mehdicilik dinini koydular.
Dirilten, aktif kılan soruların yerine pörsümüş, kokuşmuş, çürümüş, zehirleyen cevapları koydular.
Dini alandaki her soruya karşılık gelecek, birilerinin ırkına, çağına, siyasetine, menfaatine, çapına göre paketlenmiş, hazır, ekşi, küflü, tarihi geçmiş, statik, sığ, düşünceyi baskılayan, horlayan, tekfir eden cevapları var.
Oysa her çağ kendi sorularıyla gelir, her insan kendi nedenleri, niçinleri, nasılları ve hayretleriyle var olur. Varlık aleminde insanın en önemli farkı budur.
Paketlenmiş hazır soru ve cevaplar insanı sınırlar, bir sürüye dahil olmaya, taklitçiliğe, nesneleşmeye, edilgenliğe, kişiliksizliğe zorlar. Bir kütlenin içinde erimeye, aynileşmeye, sıradanlaşmaya, kendi özgünlük ve özelliğini, kulluk şuurunu, sorumluluk bilincini yitirmeye sevk eder.
Allah’ın her bireye özgü açtığı zihinsel, düşünsel pencereleri karartır, yetenekleri atıl bırakır.
Şirk, değersizleşmek, tutsaklık, kölelik, yenilgi, geri kalmışlık, muhtaçlık, pasiflik, rezillik, rüsvaylık, çaresizlik burada başlar. Ki İslam aleminin bireysel, bölgesel ve evrensel olarak yaşadığı durum tam da budur.
Sebep; tek başına “İbrahim” olamamak, din adına bireyin iradesini yok eden, görüş açısını karartan, çağın getirdiği sorulara “eskimiş” cevaplarla yanıt vermeye kalkan, dini çağdan korumaya çalışan, çağın doğurduğu soruları lanetleyen, garip, hastalıklı, İslam’ın muradıyla çelişik, geniş kitlelere tahakküm eden din algısıdır.
Demem o ki; çağın getirdiği sorulara eskimiş ve pörsümüş cevaplar vermeye kalkmak, Allah’ın bu çağa bir şey söylemediğini iddia etmektir. Oysa İslam her çağa inmiş ve inmektedir. Eğer böyle değilse, bu çağın insanı İslam’dan sorumlu değildir. Ama sorumluyuz ve hamdolsun iyi ki sorumluyuz. Yoksa bu hayat çekilmezdi!
Ramazan Yaman