*Kur'an ve Atatürk Devrimleri... Kemalist İlkeler Kur'an a Uygundur. *Organ bağışı en büyük sevaplardandır. Bakınız Maide 32

Joined December 2010
4,815 Photos and videos
Pinned Tweet
23 Apr 2020
Atatürk İlkeleri Kur'an ile çelişmez aksine Kur'an dan onay alır. İncelenen Kitaplar; Kur'an, Y. N. Öztürk-Kur'an Verileri Açısından Laiklik, Kur'an Penceresinden Kurtuluş Savaşı’na Bir Bakış, Anadilde İbadet Meselesi, Allah İle Aldatmak Ş. C. Evin-Kur'an ve Atatürk İlkeleri
31
32
126
TC FıRaT GüL retweeted
3 gün önce Rum Ortadoks partisi Bartholomeos, Patrik oluşunun 35. yılını Gökçeada'da kutlamaya başladı. Kutlamalar 3 gün 3 gece sürdü. 5 Haziranda ise, Yunanistanın İskeçe şehrinde müftülük davası olarak anılan davada 4 Türk yargılanıyordu. Lozan Anlaşması ile, Türklerin kendi din işlerini Yunan Yönetimi'nden bağımsız olarak organize etme ve yönetme hakları olmasına rağmen Yunan hükümeti Türklerin seçtiği müftüleri kabul etmiyor. Anlaşmayı çiğneyerek kendisi Türklere müftü atıyor. Bunu kabul etmeyen Türkleri de yargılıyor. Suriyede, Irakta, Somali’de kimi gruplar için sürekli hamilik açıklamaları yapan dışişleri bakanlığımız, zaten hukuken hamisi olduğumuz Batı Trakya için neden sesini yükseltmiyor? Uluslararası ilişkilerde Türklerin hakları söz konusu olunca mütekabiliyet ilkesi neden uygulanmıyor? Bütün bunlara rağmen hala nasıl Heybeliada ruhban okulunun açılışı konuşulabiliyor? Türkün hakkını kim savunacak?
38
346
1,042
15,841
TC FıRaT GüL retweeted
ABD-İsrail askeri entegrasyonunun ardından istihbarat entegrasyonu için de kollar sıvandı 🔴 Senatör Tom Cotton, 2027 Mali Yılı İstihbarat Yetkilendirme Yasası'na ABD'yi İsrail'le kalıcı ve bozulamaz casusluk ittifakına kilitlemeyi amaçlayan bir madde ekletti 🔴 622. madde, ABD Başkanı'nın İsrail'le istihbarat paylaşımını genişletmesini zorunlu kılıyor, bunu askıya alması, azaltması ya da sınırlandırmasını yasaklıyor, böylece CIA ile diğer istihbarat teşkilatlarını İsrail'in askeri aygıtına fiilen bağlıyor 🔴 Buna göre İsrail güçleri ağır insan hakları ihlalleri veya uluslararası hukukun açık ihlallerini işlese bile, Beyaz Saray'ın istihbarat desteğini kesmesi yasak 🔴 ABD'nin stratejik planlamasını, yapay zekasını ve silah geliştirmesini İsrail askeri kurumlarıyla uyumlu hale getirmesini zorunlu hale getiren 2027 mali yılı savunma bütçesi yasası (NDAA) 224. maddesi de Kongre onayı yolunda her iki kanatta komisyonlardan geçti
2
5
457
Siz de bulunun @TC_Disisleri
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Batı Trakya’daki Türk dernekleriyle ilgili AİHM kararlarının uygulanmaması nedeniyle Yunanistan’a bir kez daha çağrıda bulundu. Komite, gerekli yasal düzenlemelerin gecikmeden tamamlanmasını istedi. gundemgazetesi.com/detayh.ph… #BatıTrakya #AİHM
9
TC FıRaT GüL retweeted
(Pazar Yazısı) TAZE SORULARA PÖRSÜMÜŞ CEVAPLAR! Çoğunluğu eleştiren dinin yerine çoğunluğun dinini koydular. Kıyamete her an hazır olmayı söyleyen ve insanı diri tutan dinin yerine kıyametçilik, mehdicilik dinini koydular. Dirilten, aktif kılan soruların yerine pörsümüş, kokuşmuş, çürümüş, zehirleyen cevapları koydular. Dini alandaki her soruya karşılık gelecek, birilerinin ırkına, çağına, siyasetine, menfaatine, çapına göre paketlenmiş, hazır, ekşi, küflü, tarihi geçmiş, statik, sığ, düşünceyi baskılayan, horlayan, tekfir eden cevapları var. Oysa her çağ kendi sorularıyla gelir, her insan kendi nedenleri, niçinleri, nasılları ve hayretleriyle var olur. Varlık aleminde insanın en önemli farkı budur. Paketlenmiş hazır soru ve cevaplar insanı sınırlar, bir sürüye dahil olmaya, taklitçiliğe, nesneleşmeye, edilgenliğe, kişiliksizliğe zorlar. Bir kütlenin içinde erimeye, aynileşmeye, sıradanlaşmaya, kendi özgünlük ve özelliğini, kulluk şuurunu, sorumluluk bilincini yitirmeye sevk eder. Allah’ın her bireye özgü açtığı zihinsel, düşünsel pencereleri karartır, yetenekleri atıl bırakır. Şirk, değersizleşmek, tutsaklık, kölelik, yenilgi, geri kalmışlık, muhtaçlık, pasiflik, rezillik, rüsvaylık, çaresizlik burada başlar. Ki İslam aleminin bireysel, bölgesel ve evrensel olarak yaşadığı durum tam da budur. Sebep; tek başına “İbrahim” olamamak, din adına bireyin iradesini yok eden, görüş açısını karartan, çağın getirdiği sorulara “eskimiş” cevaplarla yanıt vermeye kalkan, dini çağdan korumaya çalışan, çağın doğurduğu soruları lanetleyen, garip, hastalıklı, İslam’ın muradıyla çelişik, geniş kitlelere tahakküm eden din algısıdır. Demem o ki; çağın getirdiği sorulara eskimiş ve pörsümüş cevaplar vermeye kalkmak, Allah’ın bu çağa bir şey söylemediğini iddia etmektir. Oysa İslam her çağa inmiş ve inmektedir. Eğer böyle değilse, bu çağın insanı İslam’dan sorumlu değildir. Ama sorumluyuz ve hamdolsun iyi ki sorumluyuz. Yoksa bu hayat çekilmezdi! Ramazan Yaman
3
7
41
1,010
TC FıRaT GüL retweeted
One of the most brutal scenes in human history has been exposed. This video shows three young men trying to help an injured person, but Israel bombs them with a missile, killing them all. A moment the world must never forget.
850
13,446
23,181
426,195
90 milyonluk Türkiye, 450 milyon euro değerinde takımı ile, 30 milyonluk Avustralya nın 50 milyon euro değerindeki takımı ile berabere bile kalamamış. 2-0 yenilmek nedir. Utanç verici. @TFF_Org
33
Atatürk ün koltuğunu kirlettiler, Ecevit kim ki Atatürk yanında.
📌DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Ulusal Kanal'da açıkladı: ECEVİT'İN KOLTUĞUNU KİRLETTİRMEYİZ ➡ Dörtlü şer ittifakından Doğu Akdeniz anlaşması ➡ Kılıçdaroğlu FETÖ'nün hedefinde @AydinlikGazete I 13 Haziran 2026 I #Cumartesi
7
TC FıRaT GüL retweeted
Camilerde milli maç izletme organizasyonları gözüme çarpıyor, ilçe müftülükleri organize ediyor, ‘hayırsever’lerden led ekran kurulumları için bağış topluyorlar, maçlar sabah namazı saatine denk geliyormuş da namaz çıkışı cami avlularında ve lokallerinde maç izletileceklermiş. Politika ile yozlaşmış din harmanlanıyor ardından şuursuzluk ile de milli duygular bir araya getirilerek yeni ucube bir uygulama karşımıza çıkıyor. Akli melekelerin iflasını izliyoruz.
17
19
132
5,367
TC FıRaT GüL retweeted
SAVAŞTAN SONRA Yunan Ordusunun cephe gerisindeki Türk halkına yaptığı kötülükleri belgelendirerek dünya kamu oyuna duyurmak için, Batı cephesi komutanlığınca özel bir örgüt kuruldu. Tetkik-i Mezalim Şubesi adı verilen bu örgütün başına ünlü Yazar Onbaşı Halide Edip (Adıvar) hanım getirildi. Gazeteci Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Yusuf Akçura, bir teğmen ve bir fotoğrafçı örgütte görevlendirildi. İsmet Paşa, Büyük bir acı içinde Tetkik-i Mezalim örgütüne “Birliklerden gelen bilgiler çok üzücü“ dedi. ”Zulme uğramış köyleri dolaşın, sağ kalanları dinleyin, ayrıntılı bir rapor hazırlayın Batı Dünyası, Anadolu’yu uygarlığa açmak için geldiğini iddia eden şu haydut sürüsünün neler yaptığını öğrensin.” Yakup Kadri bu çalışmanın, batı dünyasının kalbinde en ufak bir insani duygu uyandırmayacağı kanısındaydı. Çünkü bu facianın asıl sanığı batı dünyasıydı. Ama verilen göreve dört elle sarıldı. Başkan Halide Hanım, ”Suçlu millet yoktur suçlular vardır.” demiş. Bu faciayı çok tarafsız ve sakin incelemek istediğini söylemişti. Yakup Kadri de Yusuf Akçura da uygar insanlar olarak Halide Hanım’ın bu yaklaşımını doğru bulmuşlardı. Teğmen ve fotoğrafçı en uzak yerlere giderek resimler çekiyorlar, ötekiler köylülerin anlattıklarını kağıda döküyorlardı. Kadınların sorgularını Halide Edip yapıyordu. Kül olmuş köy evlerinin yıkıntıları arasında Yunan askerlerinin zorla ırzına geçtikleri kadınları dinliyor, onları teselli verici sözlerle avutmaya çalışıyordu. Bu kadınlar evlerinin ocaklarının yok olmasına fazla önem vermiyorlardı. Erkeklerince en çok değer verilen şeylerini, namuslarını yitirmişlerdi. Yunanlıların toplayıp götürdükleri erkekleri bir gün geri dönerlerse, onlara ne diyeceğiz diye dövünüyorlardı. Günlerce Sakarya’nın doğusunda gezdiler köylüleri dinlediler. Gördükleri vahşet eserleri, dinledikleri olaylar hepsini dehşete düşürdü. İlk patlayan Halide Hanım olacak ve şöyle yazacaktı; “Yunanlıların hareketleri, aklını kaçırmış insanların hareketleri gibiydi. Tutumları bütün vahşet ölçülerini aşmıştı.” Yunan Ordusu Sakarya’nın doğusunda bulunduğu her yeri çöle çevirmiş, kana boğmuştu. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) Savaş alanında gördüklerini Sakarya Vadilerinde başlığı altında bir yazıda topladı. Basılması için İstanbul’daki ikdam gazetesine gönderdi. Yazı askerlikle ilgisi olmayan bir kişinin izlenimlerini yansıtması bakımından çok ilginçti. “Dolaştığımız toprakların üstünde henüz dünkü savaşlar tütüyor. Biz her gün kutsal bir yeri tavaf eder gibi ün almış tepelerden birini ziyarete gidiyoruz. Çevrede bunlardan bir çok var. Solda Karadağ, Sağda Duatepe, arkada Kızıltepe, önde Çal tepe gözlerimizin gezindiği ufukları çevreleyen dağlar zincirinin halkalarıdır. Kendimizi sabah akşam bunlarla çevrilmiş görmekten gurura benzer bir şeyler duyuyoruz. Nasıl duymayalım ki, her adımda dünkü meydan savaşının savaşçıları arasında biz de varmışız gibi bir sanıya kapılıyoruz. Hele o tepelerden birine doğru yaklaşırken kalbimiz adeta orayı ele geçirmeye gidenlerin heyecanıyla çarpıyor, yüzümüze acayip bir ciddiyet ve mertçe bir sertlik geliyor. Hele düşmanının bırakıp kaçtığı siperlere girip çıktıkça askerlerimizin bilinen sesleriyle Allah, Allah! Diye bağırmalarına katılmamak için kendimizi güç tutuyoruz. Siperlerin içinde düşman ordusuna ait bazı eşya artıkları göze çarpıyor. Zaten, bütün bu bölge bir sürü boş mermi kovanları, top ve makineli tüfek parçaları, şapkalar, kunduralar, elbise ve çamaşır kırpıntıları ve pek çok hayvan leşleriyle doludur. Bazı yerlerde de çürümüş düşman cesetlerine rastlanılmaktadır. Halide Edip (Adıvar) Hanımın bir düğün sonuna ve devrilmiş bir ziyafet sofrasına benzettiği bu savaş sonu manzaralarında insana her şeyden önce bir tiksinme ve ürküntüden çok azaba benzer duygular veren bir hal var. Ayağımı çelen bir şapkayı sopamın ucuyla dürtüp yuvarlıyorum, durup birazda bunu giyen adamdan kalan şeylere bakıyorum.
1
7
14
512
TC FıRaT GüL retweeted
Iran should demand that Israel lose its nuclear weapons and long-range missile capability as a condition for peace. Israel is, obviously, the most dangerous nation in the Middle East.
832
1,805
7,350
85,594
TC FıRaT GüL retweeted
US building large military base near Gaza —— Israel Hayom reported that the US military has begun constructing a large base near the perimeter fence surrounding the Gaza Strip, close to the Re’im military base in the Gaza Envelope. The facility is intended to serve as a combined military and civilian headquarters for international organizations and personnel operating in the area. According to the report, the base may support implementation of what it described as the “Trump plan” and is expected to replace a multinational headquarters previously located in Kiryat Gat.
111
823
929
60,910
TC FıRaT GüL retweeted
"Dicen que los judíos controlan el dinero, ¿Quién va a controlar el dinero? ¿Tú? ¿Te comparas con el pueblo elegido y bendecido por dios? Es bueno para ti que los judíos dirijan tu pais, el mundo y la economía, sin nosotros el mundo sería mil años más primitivo". Josef Mizrachi, rabino sionista, se vanagloria de "controlar el mundo y la economia" mientras acusa a los no judios de osarse a comparar con el "pueblo elegido de Israel", sin el cual según este perturbado, el mundo tendría mil años de atraso. Es increible como mientras descuartizan niños en Gaza, estos supremacistas sionistas se creen superiores a los demás y dan lecciones de moral.
248
1,310
1,782
37,184
TC FıRaT GüL retweeted
Türkiye, Erdoğan'dan sonra AB'ye üye olabilir mi? Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Slovenyalı raportörü Vladimir Prebilic'in Türkiye ile ilgili yaptığı açıklamalar günün gündemiydi. 📌AP Raportörü, ülkemizle ilgili bilindik üsttenci ezberleri tekrar ediyor. 📌Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan varken Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkilerinde ilerleme olmayacağını öne sürüyor. 📌Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'dan yediği azarı unutamadığını anlatıyor. 📌Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olmasının Avrupalı parlamenterleri "dehşete" düşürdüğünü söylüyor. Avrupa sosyal demokrasisi ve liberalizmi, hala kendi coğrafyasındaki yerel gerçekliği ve küresel yeni durumu kavrayamadı. Slovenyalı parlamenterde de bu bariz şekilde görünüyor. Prebilic'in "Biz Avrupa olarak güvenlik konusunda bedavacıydık. Amerikalılar güvenliği sağlardı, biz de onların güvenlik şemsiyesi altında olacağımızı bilirdik. Türkiye de NATO üyesi olarak bu şemsiyenin önemli bir üyesiydi. Yeni dönemde Avrupa olarak ABD’siz bir savunma ve güvenlik postürüne yöneleceksek, NATO’nun da yeniden düşünülmesi gerekecek." ifadeleri ise bu konuda bir işaret fişeğinin çakabileceğine dair iyimser bir izlenim yaratıyor. Başka ülkelerin iç işleyişine burun sokmaya odaklanan Avrupa, bir süredir göç sorunu ve ekonomik adaletsizlikle boğuşuyor. Neoliberal kültürü ve Amerikan bağımlılığını tartışıyor. Bu boğuşma ve tartışmalar, AB ve AP'ye karakterini veren sosyal demokrasi ve liberalizmin iktidarını zorluyor. Başta Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda ve Avusturya olmak üzere pek çok ülkede milliyetçi ve muhafazakâr bir kabarma yaşanıyor. Prebilic'in görüşleri kendi ülkesi Slovenya'da bile iktidarda değil. Küresel düzlemde NATO-AB karşıtı ve ulusal çıkarcı, iç politikada merkez popülist, kültürel düzlemde gelenekselci partiler artık "sistem dışı" aktörler değil; hükümetleri düşürecek ya da alternatifi olacak güce ulaşmış, bazı yerlerde ise bizzat devlet direksiyonuna oturmuş durumda. Sosyal demokratlar ve liberaller her ne kadar "aşırı sağ" diye bu yapıları itibarsızlaştırmaya çalışsa da her biri bulunduğu yerde ana akım pozisyonuna erişmiş vaziyette. Tabiri caizse Türkiye'ye kafa yormaktan kendi dertlerine vakit bulamamış bir Avrupa, koltuğu sallanan bir Avrupa aristokrasisi var. Yılan hikayesine dönen Türkiye'nin AB üyeliği mevzusu ise uzun süredir tarafların bir tür "cambaza bak oyununa" dönmüş durumda. Süreç; kısa vadeli işbirlikleri, ekonomik alışveriş ve kamuoyu idaresinden öte bir anlam taşımıyor. Çünkü AB tarafından Türkiye'ye koşulan siyasi şartlar açık bir egemenlik tavizi talebi. Kıbrıs'tan çekilmek, Mavi Vatan'daki haklarımızdan vazgeçmek, komşu ülkelerle ilişkilerimize Avrupa penceresinden bakmak, bağımsız dış politika hattını bozmak; demokrasi ve insan hakları kılıfında iç hukukun mülga edilmesi, devlet otorite ve kabiliyetlerinin zayıflatılması, millî kültürün tasfiyesi... Türkiye bunları kabul etse; ne Prebilic ne Nacho Sanchez Amor ne de herhangi bir AP mensubu Selahattin Demirtaş'ı, Osman Kavala'yı ve Ekrem İmamoğlu'nu hatırlamaz. Fakat değil Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu; bu şartları Türk milletine kabul ettirebilecek herhangi bir özne yok. O nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan sonra da Avrupalı küçük küreselciler için hüsran olacak. Zaten Slovenyalı parlamenter de söyleşinin sonunda ağzındaki baklayı çıkarmış: "Eğer rejim değişse bile açık olmam gerekirse bugünkü anlamıyla üyelik yine de zor olabilir. Zira içerde 'Türkiye üye olursa birliğin en büyük ülkesi olur' diye bir tartışma var. Bu da AB içindeki bütün dengeleri değiştirir. Ama yine de masanın karşısında başka bir insan oturuyor olursa, vize serbestisi ve Gümrük Birliği gibi konuları hızlıca halledebiliriz, güvenlik iş birliğini de keza." Ez cümle; aristokratlardan oluşan bir AB'nin insanlığa katabileceği bir değer yok. Ne diyor Anadolu irfanı: 📌Kelin ilacı olsa kendi başına sürermiş.
2
9
20
6,380
TC FıRaT GüL retweeted
İsrail Deniz Kuvvetleri'nin eski komutanlarından Eliezer Marom: İran'ın sınırlı sayıdaki füze salvo saldırılarının bile neler yapabildiğini gördük. Buradaki zarar çok büyük. Çok büyük. Bu zararın önemli bir kısmını askeri sansür nedeniyle ne görüyoruz ne de biliyoruz.
İsrailli komutandan itiraf: İran saldırılarının boyutu sansürleniyor - ydh.com.tr/d/40999/israilli-…
29
77
1,877
Bizdeki serbet mi kuralsız mı? @ticaret
Yazılan çizilenden gördüğüm, Serbest Piyasanın ne olduğu bilinmiyor. "Serbest Piyasa arz ve talebin fiyatları serbestçe belirlediği piyasa" demek falan değildir. Bu uyduruk tanım gerçekten uyduruktur ve işine gelenler bu tanımı işine gelmemesi gerekenlere dahi yedirmişlerdir. Serbest piyasa "devletin karışmadığı, arz ve talebin fiyatı kendiliğinden belirlediği piyasa" olarak sunanlar ise zaten konuyu anlamamıştır. Bir kere ktisat teorisinin ve hukuk-iktisat literatürünün ulaştığı nokta tam tersidir: serbest piyasa, ancak yoğun, sürekli ve kurumsallaşmış bir kural setiyle var olabilen, son derece katı bir yapıdır. Biraz bahsedelim çünkü iyice abuk sabuk yazılar çıkıyor Mülkiyet ve sözleşme: Piyasanın ön koşulu kuraldır Bir alışveriş düşünün. Tarafların "serbestçe" anlaşabilmesi için önce neyin kime ait olduğunun, kimin neyi satma hakkına sahip olduğunun, anlaşmaya uyulmazsa ne olacağının önceden belirlenmiş olması gerekir. Yani fiyatın oluşabileceği bir zemin, ancak mülkiyet haklarının tanımlandığı, sözleşmelerin icra edilebilir kılındığı ve uyuşmazlıkların çözüldüğü bir hukuki altyapı üzerinde mümkündür. Bakın kural 1: Piyasa "doğal bir durum" değil, kurumsal bir inşadır. Mülkiyetin belirsiz, sözleşmenin icra edilemez olduğu yerde piyasa oluşmaz; yağma, zorbalık ya da kayıt dışılık oluşur. Kayıt dışılık zaten topluma karşı zorbalıktır. Dolayısıyla "kuralsız piyasa" bir çelişkidir. Kuralın yokluğu serbestliği değil, piyasanın kendisinin yokluğunu doğurur. Serbest piyasa, kuralın yokluğu değil, kuralın varlığıdır. Şunu taşa yazalım: Serbestlik kendiliğinden değil, korunarak sürer. Rekabet korunmadan serbest piyasa diye bir şey zaten olmaz. Klasik iktisadın "görünmez el" tezi, fiyatların etkinliğe yönelmesini rekabetin varlığına bağlar. Unutma! Rekabet kendi kendini koruyan bir durum değildir. Aksine, rekabet eden tarafların doğal güdüsü rekabetten kaçmaktır. Her firma, kâr maksimizasyonu mantığı gereği rakibini saf dışı bırakmayı, fiyat üzerinde kontrol kurmayı, pazara giriş engeli yaratmayı ister. Yani serbest rekabet, kendi içinde kendini yok etme eğilimi taşır. Adam Smith'in "Milletlerin Zenginliği" Ne diyor bir bakınız: Aynı ticaretle uğraşanlar bir araya geldiğinde sohbet eninde sonunda halka karşı bir komploya ya da fiyatları yükseltme tertibine dönüşür. Yalan mı? Adam Smith'ten mi daha fazla piyasacı mısınız... "Bırakınız yapsınlar" derken tüccarların doğal eğiliminin rekabeti baltalamak olduğunu söyler. Rekabetçi piyasayı ayakta tutmak için, piyasa aktörlerinin rekabeti boğma girişimlerine karşı dışarıdan, kurumsal bir müdahale gerekir. Rekabet hukuku tam da bu yüzden vardır. Tekel: Piyasanın kendi ürettiği patoloji Tekel, serbest piyasanın dışsal bir bozulması değil, kuralsız bırakıldığında piyasanın kendi içinden üreteceği doğal sonuçtur. Üstelik modern dönem'de şu sorun var ; verilen para cezaları bu içsel gidişi engellemeye yetmiyor ise... Ölçek ekonomileri, ağ etkileri ve sermaye birikimi, büyük olanı daha büyük olmaya iter. Hiçbir kural yoksa, sonuç rekabetçi denge değil, yoğunlaşmadır. Bu yüzden serbest piyasa ekonomilerinin tarihi, aynı zamanda yoğun bir antitröst düzenleme tarihidir. Net: Serbest piyasa, kendi haline bırakıldığında serbest kalmaz, tekelleşir. Serbestliği koruyan şey, birleşme-devralma denetiminden hâkim durumun kötüye kullanılması yasağına, kartel cezalarından dikey anlaşma kontrolüne uzanan bir kurallar manzumesidir. Piyasa ne kadar serbest olursa, onu serbest tutan kural seti o kadar gelişkindir. Manipülasyon: Fiyatın "serbestçe" oluşması için fiyat korunmalıdır "Arz ve talep fiyatı serbestçe belirler" cümlesi, ancak fiyatın gerçekten arz ve talebi yansıttığı varsayımıyla anlamlıdır. Oysa fiyat, manipüle edilebilir bir sinyaldir. İçeriden öğrenenlerin ticareti (insider trading), sahte emirlerle fiyat şişirme (spoofing), pump-and-dump, ön talep (front-running), referans fiyat manipülasyonu (LIBOR skandalı bunun ders kitabı örneğidir) gibi pratiklerin tamamı, fiyatı arz-talebin değil, bilgi ve güç asimetrisinin ürünü haline getirir. Dolayısıyla "serbest fiyat" denen şeyin gerçekten serbest olabilmesi için, fiyatı çarpıtanlara karşı bir bekçi gerekir. Buradaki ironi keskindir: fiyatın "serbestçe" oluşabilmesi, fiyatı manipülasyondan koruyan ağır bir denetim aygıtının varlığına bağlıdır. Şeffaflık zorunlulukları, kamuyu aydınlatma yükümlülükleri, işlem gözetim sistemleri, manipülasyon yasakları olmadan fiyat sinyali bilgi taşımaz, gürültü taşır. Vergi ve dışsallıklar: Tam maliyet ancak müdahaleyle fiyatlanır Bir başka cephe dışsallıklar meselesidir. Piyasa, üretim ve tüketimin topluma yüklediği maliyetleri (kirlilik, sağlık etkileri, kaynak tüketimi) kendiliğinden fiyata yansıtmaz. Fiyatın gerçek maliyeti yansıtması için bazen verginin fiyat oluşumuna müdahale etmesi gerekir. Yani fiyatın "doğru" olması, kimi zaman serbest piyasa mekanizmasının dışarıdan düzeltilmesini gerektirir. Vergi ayrıca piyasanın altyapısını finanse eder. Mülkiyeti güvence altına alan mahkemeler, sözleşmeyi icra eden adalet sistemi, rekabeti koruyan kurumlar, para birimini ayakta tutan merkez bankası, sözleşmelerin yazıldığı hukuk düzeni vergiyle var olur. Piyasanın işlemesini sağlayan kamusal aygıtın maliyeti vergidir. "Vergisiz serbest piyasa" tasavvuru, üzerinde durduğu zemini inkâr eder. Yaygın vergi kaçakçılığı Türkiye'de serbest piyasanın cenazesidir. Para: Değişimin ölçü birimi de bir kamusal inşadır Serbestlik, kuralın yokluğu değil, belirli bir kural mimarisidir Serbest piyasa, arz ve talebin "kendiliğinden" fiyatı belirlediği kuralsız bir doğa durumu değildir. Tam tersine, mülkiyet ve sözleşme hukukuyla zemini döşenen, rekabet hukukuyla rekabeti kendini yok etmekten korunan, sermaye piyasası düzenlemeleriyle fiyat sinyali manipülasyondan arındırılan, vergiyle altyapısı finanse edilip dışsallıkları içselleştirilen, parasal kurumlarla ölçü birimi sabitlenen son derece mühendislikli bir yapıdır. Bir piyasa ne kadar gerçekten serbestse, onu serbest kılan kural seti o kadar gelişkin ve katıdır. Kuralın azaldığı yerde serbestlik artmaz; piyasa çürür, yoğunlaşır, manipüle edilir ve sonunda en güçlünün keyfi iradesine, yani serbestliğin tam karşıtına dönüşür. Hayek bile, çoğu kez sınırsız piyasanın savunucusu sanılmasına rağmen, piyasanın işlemesi için sağlam bir hukuki çerçevenin zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Serbest piyasayı serbest kılan, kuralın yokluğu değil, doğru kuralların varlığıdır. Türkiye'de yaygın kavrayışın eksikliği tam bu noktadadır: serbestlik "kuralsızlık" sanıldığında, aslında piyasayı serbest tutan zemin tarif edilmeden bir slogan tekrarlanmış olur. Serbest piyasanın katılığı, onun zaafı değil, var oluş koşuludur. Ve bizde kesinlikle anlaşılmış değildir.
1
7
TC FıRaT GüL retweeted
Parayı Kim Yaratır: İki Yüzyıllık Kavga 1840'ların Londra'sında başlayan ve bugünkü enflasyon tartışmasının hâlâ içinde yaşadığı kavga. petrolandeco.com/2026/06/par… Nedir bu mevzu bahsedelim. Enflasyon neden çıkar? Bu soruya iki yüzyıldır iki farklı cevap veriliyor ve kavga hâlâ bitmedi. Bir taraf diyor ki: enflasyon her zaman parasaldır, devlet fazla para bastığı için fiyatlar artar. Diğer taraf diyor ki: hayır, enflasyonun kaynağı arz şokları, maliyetler, kıtlıklardır; para miktarı sebep değil sonuçtur. Bu tartışma sandığından çok daha eski. Tam tamına aynı kavga, neredeyse aynı kelimelerle, 1840'ların Londra'sında yapıldı. Currency School ile Banking School adındaki iki düşünce okulu, paranın nasıl kontrol edileceği üzerine çarpıştı. Biri parayı katı bir kurala bağlamak istedi, diğeri paranın zaten ekonominin içinden doğduğunu, hiçbir kuralla durdurulamayacağını savundu. O gün kazanan taraf belli oldu, ama haklı çıkan taraf hiç belli olmadı. Pandemi sonrası enflasyon patlaması bu eski kavgayı yeniden alevlendirdi. Monetarizm, enflasyon hedeflemesi, Modern Para Teorisi, hepsi o iki yüzyıllık sesin yeni kılıkları. Ve asıl sarsıcı olan şu: para her ülkede aynı şey değildir. Aynı reçete bir ülkede enflasyonu çözer, bir başkasında felakete yol açar. Parayı kimin yarattığını ve enflasyonu kimin kontrol ettiğini anlatan yazımız👇 petrolandeco.com/2026/06/par…
12
36
251
30,374
TC FıRaT GüL retweeted
🚨Türkiye Sanatçılar Birliği, Zülfü Livaneli, Selda Bağcan, Onur Akın, Sabahat Akkiraz'ın şarkılarını CHP'nin kullanmaması yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi: ▪️Sanatçı çürümeye siper olamaz! ▪️Sanatçı toplumun vicdanı ve hakikatın sarsılmaz savunucusudur. ▪️Rüşveti hak bilenler sizin cephenizde diye "yuh"ları rafa mı kaldıracaksınız? ▪️Mahzuni'nin asil isyanını, halkın umutlarını kendi çıkarları ve Batı merkezli senaryolar için harcayanların üzerine dile getirmeye devam edebilecek misiniz?
2
15
47
892
TC FıRaT GüL retweeted
Taylor Kuralı denilen şey kural değil kuralımsı Merkez Bankalarının rolünü enflasyon hedefine indirgemek için icat edilmiş bir formül. Kuralımsı çünkü politika faizi ile bağımsız değişkenler arasında net bir ilişki yok. Çıktı açığı, doğal faiz ve doğal işsizlik oranı gibi ne olduğu belirsiz değişkenlerle politika faizi arasında sözde ilişki kuruyor. Enflasyon hedeflemesinde ise bu kuralımsıya dayalı olarak belirlenen politika faizi temel araç olarak kullanılıyor. Örtük olarak para arzının kontrol edilemeyeceğine yönelik post Keynesian/Heterodoks görüşün kabulü var ama sermaye çıkarlarına göre yorumlanıyor. 1980 Monetarizmine yeni bir şişe gibi/eski şaraba yeni şişe. Aslında bütün amaç des-enflasyon bahanesi ile işsizliği artırıp ucuz işgücü yaratarak kapitalistlerin kârlarını korumak veya artırmak ...
Çıktı açığı diye bir şey yoktur, Hocam. Bir deli bir kuyuya bir iğne atmış, bin akıllı çıkaramamış türü bir şey. Gözlenmesi de, ölçülmesi de mümkün olmayan osuruktan tayyare bir şey o şey.
2
4
26
1,969
TC FıRaT GüL retweeted
Piyasa denilen şey bir mekan değil borç ilişkisinin kendisidir. Bu ilişkiyi düzenleyen yasalar, kurallar ve ilişkisi üzerine oluşan para devlete aittir. Burada sorun topluma, kamuya ait olan parayı yaratma yetkisinin özel bankalara verilmesidir. Burjuva devletlerin kapitalistlere verdiği bir imtiyazdır özel para yaratımı. Halkçı bir devlette bankalar tamamen kamusal olmalıdır ...
Replying to @profbakidemirel
Senin dediğin gibi olsaydı kimse yatırım yapmazdı. Piyasa devlete ait filan değildir.
2
4
32
1,474