Kavmime peygamber gelse
İlk Leyla'ya anlatmak isterdim
Annem şiir gibi bir hırka örse,
Muhakkak ilk Leyla'da görmek isterdim.
- Alperen Alparslan Gözen / Zamanları Geri Alma Büyüsü
Sorup da bahaneler dinlemeye mecalim yok. İnsanı yoran karşısındakinin yalanı olmuyor her zaman. Bir kez daha inanmak için içinde yer açması oluyor. Aynı hayal kırıklığına her seferinde yeni bir isim vermekten yoruluyor insan.
Doğum günlerinde kaç yaşına girdiğini hatırlar ama ne zaman yaşlandığını hatırlamazdı.
Çocukluk, bir gün her şeyin yerine oturacağına duyulan inançmış meğer.
Yıllar geçti.
Her şey yerine oturmuştu.
O ise hala kendine ayrılan sandalyeyi arıyordu.
"Sevgili babacığım..
Keşke kendi doğrularını dayatmak yerine bir kez olsun bana hayallerimi, hayattan beklentilerimi sorsaydın. Keşke seninle aramızda aşılması bu kadar güç mesafeler, engeller olmasaydı da bir baba oğul gibi oturup doğru dürüst iki çift laf edebilseydik."
Canı acıyordu. Telefonu eline alıp bırakıyordu. Rehberinde eksik olan numaralar yoktu. Eksik olan, gece vakti düşünmeden arayabileceği bir insandı. Acısını taşıyabiliyordu. Taşıyamadığı şey, onu birine bırakacak yerinin kalmamış olmasıydı.
"Binin yarısı beş yüz o da bizde yok."
Bazı evlerde para hiçbir zaman tek başına eksik olmamıştır.
Bir istek kısılır, bir heves ertelenir, bir çocuk vitrinin önünden başı önde yürümeyi erken öğrenir.
Yoksulluk biraz da istediğin şeyi istemiyormuş gibi davranmayı öğrenmektir.
Her sabah pencereye gidip kendine bir isim buluyordu. Yağmur varsa kırgın, rüzgar varsa huzursuz, güneş varsa iyi.
Akşam eve döndüğünde gökyüzü çoktan başka bir şeye dönüşmüş oluyordu. Elinde kalan saatler önce kendine seçtiği isimdi.
Herkesin kusurunu ezbere biliyordu. Kim eksik sevmiş, kim arayıp sormamış, kim yarı yolda bırakmış, kim verdiği sözü tutmamış.
Her gece aynı davayı baştan görüyordu. Hayat kapıyı çalıp gitmişti çoktan. O ise hala haklı çıkmaya çalışıyordu.
Bazı evetlerin bedeli hemen ödenmez öyle. Günler sonra kimsenin olmadığı bir odada kendinize karşı soğuduğunuzu fark edersiniz. Suçluluk ağırdır. Kendine kırılmak ise daha ağır.
İnsan hakikatin peşine düştüğünü sanır. Çoğu zaman aradığı şey yıkılmadan yaşayabileceği bir anlamdır.
İnsan inancını düşünceleriyle kurduğunu zanneder. Asıl mimar korkularının ve cesaretinin toplamıdır.
Her kalp kaldırabileceği kadar gerçeğe ev sahipliği yapar.