🟣 Nafaka Hakkı, Eşitsizlik Ortadan Kaldırılmadan Tartışılamaz
Geçtiğimiz gün, Anayasa Mahkemesi süresiz nafakaya ilişkin düzenlemeyi oy çokluğu ile iptal etti. Bir aile mahkemesinden gelen anayasaya aykırılık iddiası üzerine, ülkedeki milyonlarca kadının yaşamı hakkında, derinleşen yoksulluk ve eşitsizlik gözetmeksizin karar verildi.
Daha önce de Medeni Kanun’un 175. maddesinde düzenlenen süresiz nafaka düzenlemesinin Anayasa’ya aykırılığı, Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmişti. Mahkeme defalarca, Medeni Kanun’daki nafaka düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar vermişti. Söz konusu düzenlemenin hem hukuk devleti hem sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğunu söylemişti. Eşitlik ilkesine aykırı olmadığını, tam tersine eşitlik ilkesinin bir sonucu olduğunu ifade etmişti.
Biliyoruz ki bugün tamamen farklı bir sonuca varılabilmesi, mevcut siyasi atmosferin bir sonucudur. Nafaka hakkında verilen bu karar, 12. Yargı Paketi ile de getirilmek istenen aile arabuluculuğu, boşanmaların hızlandırılması düzenlemelerinin bir öncüsüdür. Bu karar kadınların tüm kazanılmış haklarını gasp edebilecek hukuki düzenlemelere ve tüm bir Medeni Kanun’un tartışılmasına yol açabilecek niteliktedir.
Her ne kadar kadınların bir yıl evli kaldıktan sonra erkeklerin o kadınlara hayatı boyunca bakmak zorunda olduğu, bu yüzden erkeklerin mağdur olup yoksullaştığı, bunun da adaletsiz olduğu iddia edilse de gerçekler asla böyle değil. Birkaç istisnai dava ve çok yüksek gelir elde eden birkaç kişi üzerinden yıllardır bir propaganda yürütülse de kanundaki düzenlemenin söz konusu iddialarla hiçbir ilgisi yok. Pratikte de kanunun düzenlenme amacına hizmet eder nitelikte nafaka kararlarına hükmedildiğinden bahsetmek mümkün değil. Tüm iddiaların aksine belirtmekte fayda var ki Medeni Kanun'a göre yoksulluk nafakası, evlilik birliğinin sona ermesi ardından maddi zorluğa düşen tarafa, diğer tarafın gelirine göre bir oranla yapılan geçimlik ödemesidir. Her boşanmada nafaka kararı çıkmayabilir. Koşullar değiştiğinde mahkeme kararı ile kaldırılabilir, miktarı yeniden düzenlenebilir.
Nafaka tartışmaları yıllardır önümüze geliyor ve her tartışmaya açıldığında, şimdiki gibi bir iptal kararı olmamasına rağmen, mahkeme kararlarının kadınlar aleyhine bir yön aldığını görüyorduk. Şimdi ise açıkça bir iptal kararı verilmiş olmasının mevcut durumdaki eşitsizlikleri derinleştireceği açıktır.
Nafaka hakkını, herhangi bir özel hukuk düzenlemesi gibi, parasal bir oran gibi ele alanlar bilmeli ki nafaka hakkı, yaşam hakkıyla doğrudan bağlantılı bir haktır. İptal kararı verenler, kadınların yüzde 60'ından fazlasının evli oldukları, boşanmaya çalıştıkları ya da boşandıkları erkekler tarafından öldürüldüğünü bilmedikleri için bunun böyle olmadığını düşünebilirler. Ancak biz biliyoruz ki nafaka hakkının gasp edilmesi demek, kadınların şiddet gördükleri ve öldürülme riskiyle karşı karşıya kaldıkları evliliklere mahkûm edilmesi demektir. O evliliklerden çıkamaması, ekonomik bağımsızlığını kuramaması ve günün sonunda kadınların yaşamlarını kaybetmesi, öldürülmesi anlamına gelir.
Ancak bir gerçek var: Bu ülkede nafakalara çoğunlukla kadınlar lehine hükmediliyor. Çünkü boşanma sonrasında yoksulluğa düşen taraf çoğunlukla kadınlar oluyor. Çocukların bakım yükü kadınların omzuna bırakılıyor; yaşlı, hasta ve çocuk bakımını üstlenen kadınlar istihdamdan dışlanıyor. Evlilik sona erdiğinde ekonomik olarak dezavantajlı konuma düşen taraf çoğu zaman kadınlar oluyor. Dolayısıyla burada tartışılması ve sorgulanması gereken şey, nafaka hakkının hukuka ya da Anayasa’ya aykırı olup olmadığı değil, maddi zorluğa düşen tarafın neden çoğunlukla kadınlar olduğudur. Asıl tartışılması gereken, devletin herkesin maddi zorluğa düşmeyeceği çalışma koşullarını oluşturmak için neden hiçbir adım atmadığıdır, ücretleri neden buna göre belirlemek için çalışmadığıdır. Kadınların, fıtrat diye niteledikleri toplumsal cinsiyet rolleri ileri sürülerek, istihdama ve eğitime neden uzak bırakıldığıdır.