Kuş halkalama çalışmaları bana artık çağ dışı geliyor. Özellikle en son bir halkalama alanında hoparlörle sabahtan akşama kuş sesi çalındığını gördüğümde bunu kesin düşündüm. Yıllardır on binlerce kuşu ağlara takıp ciddi bir fiziksel strese sokuyoruz, ancak karşılığında elde ettiğimiz bilimsel çıktı bu eziyete değiyor mu?
Bilimsel literatürde bir kuşu ağla yakalayıp elde tutmak, doğrudan bir "Stres Modeli" (Capture Stress Protocol) olarak tanımlanır. Kuş ağa takıldığı an HPA ekseni aktive olur ve ana stres hormonu olan kortikosteron kanda hızla tavan yapar. Bu stresin bedeli oldukça ağır. Avian endokrinolojisinde (örn. J.C. Wingfield'in çalışmaları) kanıtlandığı üzere; akut kortikosteron artışı, hayvanı "acil hayatta kalma" moduna sokar ve üreme hormonlarını (GnRH, LH, FSH) anında baskılar. Yani, özellikle üreme döneminde ağa takılan bir kuşun hormonal dengesi alt üst olur; çiftleşme isteğini kaybedebilir, yavrularını beslemeyi bırakabilir veya yuvasını tamamen terk edebilir (nest abandonment).
Peki bu kadar riske neden giriyoruz? Avrupa'da bu veriler iklim değişikliği veya popülasyon dinamikleri üzerine yüksek etki faktörlü makalelere dönüşürken, Türkiye'de durum maalesef bir "veri çöplüğüne" dönmüş durumda. Ülkemizde on binlerce kuş halkalanıyor ama uluslararası literatüre katkı sağlayacak derinlikte ekolojik makale çıktısı yok denecek kadar az. Toplanan veriler çoğunlukla "bu yıl şu kadar kuş halkaladık" seviyesindeki basit faaliyet raporlarının ötesine geçemiyor.
Ortada genetik araştırma veya kan paraziti incelemesi gibi spesifik bir akademik hipotez yoksa, sırf "halkalamış olmak" veya ham veri biriktirmek için kuşlara bu stresi yaşatmak modern yaban hayatı etiğiyle örtüşmüyor. GPS/GSM vericileri ve Motus sistemleri gibi kuşu daha az yoran, çok daha nitelikli veri sağlayan modern teknolojiler varken, eski alışkanlıklarımızı ve "bilim" adına sürdürdüğümüz bu rutinleri artık sorgulama vaktimiz geldi.