Son iki çevirimin ilginç ortak yanları var.
İkisi de yazarlarının köklerinin uzandığı ülkelerin, İkinci Dünya Savaşı döneminde Japon işgali altındaki sürecini anlatıyor.
İkisi de bu süreci, sıradan karakterlerin yaşamları ve tercihleri üzerinden ilerletip, devasa kurgular yaratmadan, gündelik yaşamın trajedilerine odaklanarak resmediyor.
İkisinde de keskin bir iyi-kötü anlayışı yok; insana, belli koşullar oluştuğunda iyi/kötü her şeyi yapabilecek bir varlık olarak bakıyorlar.
İkisi de siyasete, savaşı doğuran sebeplere olabildiğince objektif bir gözle bakıyor ve tarafları anlamaya çalışıyor.
İkisi de ahkâm kesmek, keskin yanıtlar vermek yerine daha çok sorular sorduruyor.
İkisinin anlatıcısı da okurla hikâyenin arasına girmemeye çalışarak olay örgüsünü kurguluyor.
İkisi de -belki kadın yazarların kaleminden çıktıkları için- savaşın hiç de resmi başlangıç ve bitiş tarihleriyle, savaş meydanıyla ve savaşa bizzat katılanlarla sınırlı olmadığını, etkilerinin çok daha ötelere uzandığını, inceden inceye, bağırıp çağırmadan, göze sokmadan ve daha önce çok az bakılmış pencerelerden bakarak anlatıyor.
Okumanızı gönül rahatlığıyla öneririm.
Küçük Ülkenin Kaplanları- Juhea Kim
@peacedumpling
@iskultur
Kopardığımız Fırtına- Vanessa Chan
@vanjchan -
@domingoKITAP