Mutlak butlan veya kayyum yönetimin haklılığı… Bu hayatta her şey savunulabilir. Zaten “siyaset” de bu değil mi? Siyaset, tüm saçmalıkları halka yedirme sanatı değil mi?
Mesela şu okumaya nasıl karşı çıkabilirsiniz ki…
“İnek Beni Kaktıya” — Heidegger’in Varlık ve Zaman’ı Üzerinden Bir Okuma
Dasein’ın Taşraya Fırlatılmışlığı (Geworfenheit)
Heidegger’e göre insan dünyaya “fırlatılmış” olarak gelir — seçmediği bir coğrafyaya, bir dile, bir hayata. Bu dörtlükteki özne de tam olarak böyle bir varoluşun içindedir: inek, kakti, obuz, diken. Bunlar seçilmemiştir. Dasein kendini bu kaba, dikenli, hayvanlı dünyada hazır bulur. Taşra, burada soyut bir mekân değil, fırlatılmışlığın ta kendisidir.
Araçsallık ve Kırılan Alet (Zeug ve Vorhandenheit)
Heidegger aletleri iki kipte ele alır:
• Zuhandenheit (el-altındalık): Alet işlev görürken görünmezdir, arka plandadır.
• Vorhandenheit (önünde-duranlık): Alet bozulduğunda, işlev dışına çıktığında aniden görünür hale gelir.
İnek burada bir Zeug‘dur — köy yaşamının aletidir, çalıştığı sürece “yoktur.” Ama kaktığı anda varlığını dayatır. Diken de öyle. Yolun kenarında fark edilmez, ta ki yırttığı ana kadar. Bozulan alet, Dasein’ı varoluşsal şoka uğratır: Ben neredeyim? Bu dünya nedir?
Kaygı (Angst) ve Atmaca Kız
Dörtlüğün tam ortasında “Tutsana kız elimden” sızlar. Bu çığlık, Heidegger’in Angst kavramıyla örtüşür — ama dikkat: kaygı bir şeyden duyulan korku değildir, hiçliğe karşı duyulan varoluşsal gerilimdir. Özne ineğe kakılmış, dikene yırtılmış, bedensel acı içindeyken yine de kızın elinden tutmaya çalışmaktadır. Bu, ölüme-doğru-varlığın (Sein-zum-Tode) ortasında bile özgün varoluşu seçme iradesidir.
Ölüme-Doğru-Varlık ve Diken
“Diken beni yırttıya” — burada yalnızca gömlek yırtılmamaktadır. Heidegger’de her yara, her kırılma, Dasein’a kendi sonluluğunu hatırlatır. Diken, varoluşun kaçınılmaz tahribatının metaforudur. Ama bu yırtılma aynı zamanda uyanıştır: özne kendi bedenini, kendi zamanını, kendi ölümlülüğünü hisseder.
Das Man’dan Kaçış Girişimi
Heidegger’in en keskin kavramlarından biri “das Man” — “herkes” ya da “genel-insan.” Toplumun bizi erittiği, özgünlüğümüzü yuttuğu kipdir. Bu dörtlükteki kaos — inek, obuz, diken — Dasein’ı das Man’ın rahat dünyasından koparır ve onu çıplak, özgün varoluşuyla yüz yüze bırakır. Özne artık “herkes gibi” yürüyüp gidemez; kakılmış, yırtılmış, elleri tutmaya çalışan biridir. Ve tam da bu yüzden en özgün anındadır.
Sonuç
Bu dörtlük, taşra dilinin saf masumiyetiyle tam bir fenomenolojik şiirdir. Heidegger’in tüm büyük temalarını barındırır: fırlatılmışlık, araçların kırılması, kaygı, ölüme-doğru-varlık ve das Man’dan kopuş. Köylü ozanın haberi olmasa da söylediği şey şudur: “Ben varım, kakıldım, yırtıldım — ve yine de tutmak istiyorum.”
Tam da Dasein böyle bir şeydir zaten…