Türkiye'de Kadın Olmak; Ananın amından çüksüz çıkmaktı tek suçun...
“Erkek bekliyorduk ama” diyerek karşılarlar seni doğduğunda. Bu cümledeki “ama” sözcüğünde sıkışıp kalırsın doğduğunda, kalan hayatında da bu üç harfe sıkışarak yaşayacağın gibi.
Bir erkek çocuğu akşam saatlerinde saatlerce arka bahçede arkadaşlarıyla bütün cinselliği keşfedebilirken, sen beş dakika kaybolduğunda suratına dikilmiş bir çift göz ve seni bekleyen okkalı bir tokatla karşılanırsın.
Ananın amından çüksüz çıkmaktı tek suçun; halbuki babanın anneni aldatırken ceplerine sokuşturduğu telefonun yaydığı radyasyon Y kromozomunu meyhanede içmeye götürmüştür ilişkileri sırasında, o kadar. Tabi kabahatli yine sensindir. Sevmediğin bir insanın yediği yemeğin faturasını ödemek gibidir dünyaya gelişin.
Bilmezsin kocaman dünyada kitapsız tek öğretmenin sen olduğunu, hayat sana öğretecektir “ama”. Okuman kıyamet sayılır hatta, taş yastıkta yatıramazlar okursan seni, daha neler neler.
Senin bir dünyan olduğunu kimse bilmek istemez. Çünkü senin bir dünyanın olduğunu kabul ederlerse; diğer gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır ailen. Çüksüz çıkmanın peşini incecik bir zar alır. Sen büyüyene kadar korumakla ailen kendisine sorumluluk biçer. Kulağına fısıldar annen “yüksekten atlama, oraya bir şey sokma sonra kocan olmaz”. İncecik zar, çüksüzlüğün yerini alır bilincin geldikçe. Hayat karabasan gibi o zarın üzerinde dönmeye başlamıştır.
Senin bir dünyan olduğu; göğüslerinin büyüdüğü, adet günlerinin yaklaştığı zamanlarda, tüylenmeye başladığın ve dünyaya dair tüm hislerin alt üst olup çocukluktan kadın erkek dünyasına geçerken karşı cinsi ve kendini keşfederken tüm dünya ve ailen senin duygularının herhangi birisini sormak yerine, mesela kime aşık olduğunun, hangi arkadaşına kızdığının, arkadaşlarının hangisini çok seviyorsun, fark etmeden kalbini kıranların önemi yoktur. Gece uyurken senin zarından başka bir şey düşünmezler. Hatta geleceğine dair düşündükleri tek şey hayatını nasıl kazanacağından, hangi işi yapmak istediğinden, neye ilgin olduğundan önce bu siktiğimin zarı delinmeden bir an önce evlendirip başlarından nasıl savacaklarıdır. Evlendikten sonra yediğin dayak, iş kolu bile sayılmayan ev hanımlığını nasıl yerine getireceğin; yahut çalıştığın yerde kocanın kapının önünde cellat gibi bekleyerek seni döverek eve götürmesi senin sorumluluğuna kalır.
Kendini iyi hissedip hissetmemen zerre önemli değildir. Saçlarına gereken bir tarak, birbirine karışmaması için gereken krem, adet olduğunda ahlak abidesi topluma rezil olmamak için kullanman gereken pet ve bir de göğüslerinin biraz büyük gözükünce kendini ne kadar iyi hissettiğini düşündüğünde kullanacağın balen herkese batar, çünkü bunlar çüklü olan biz erkeklerin masraf listesinde yoktur. Zaten sana yeterince masraf yaptıklarını düşünürler. Halbuki seni pahalı bir araba gibi görmekten başka bir şey değildir; durumu olmadığı halde yarışmada kazandığı arabayı satın almak için vergisini ödemek zorunda kalan yarışmacıların şaşkınlığıdır bu.
Bakma kadınlara seçilme hakkı verdiğimize, kadın vekillerden bahsedenlere, başbakanımız kadındı diyenlere. Canın sıkıldığında oturup yol kenarında bir bira içsen köprü trafiğine çevirirsin yolları; meyhaneye gidip rakı içsen tuvaletinin kapısında bekleyen sayısı en az üçtür; evine gece geç dönsen ibibik kuşları yolunu gözler dedikodun için, “kim bilir nereden geliyor?” derler; yolda kahkaha atarsın aranıyor derler; spor yapıp çeki düzen dersin tutuşmuş derler; markete gidersin götüne bakar; vs. vs. çünkü ananın amından çüksüz çıkmaktır tek suçun. Gençliğin de böyle dört köşe geçip gider işte.
Seni bekleyen kocaman bir dünyanın hayalini kurarsın. Tek beklentin ailenden görmediğin şeylerdir. Bacak aranın içine girip çıkmak için bin takla atan çüklü yaratıklardan kurtulup göğüslerin, vajinan ve dudaklarından başka içinde atan kalbinin odalarında oturup rahat bir uyku çekebileceğin bir insanın çıkması için dua edersin. Ama bütün sorulara hazırlıklı olman gerekir; daha öncesinde parayla defalarca başkasıyla birlikte olmuş ve düşürdüğü kızların orasını burasını arkadaşlarına anlatırken böbürlenen insan görünümlü götverenlerden gelecek sorulara:
1. Zarın yırtık mı değil mi? Yani daha önce kimseye verdin mi?
2. Değilse anal seks yaptın mı? Daha önce kiminle öpüştün, birinin çükünü gördün mü?, senin vajinana dokundu mu?
3. Yırtıksa kime verdin, onunla yaşadıklarını benimle kıyaslayacak mısın? (Tabi bunlar entelektüel düzeyde sorular, bazen daha kötüsü olur ve kendini dünyanın tek deliği gibi hissedersin)
Bütün bu sorular gelir hayatının her dönemi, bütün haz aldığın anlar senin için Mekke kadar kutsaldır. Zaman geçer, kendine gömülmeyi öğrenirsin. Bir erkeğe sorduğunda ya işte oldu bişeyler der, sen öpüştüm dersin kıyamet kopar. Bilirsin artık bu zorlu yolun yamaçlarını.
Sıra evliliğe gelir. Bu zorlu yolda tabii ki ailen seni yalnız bırakmaz. Zarını kimin daha iyi delebileceğini araştırmaya başlarlar; kimse ten uyumundan, aşktan, sevdadan bahsetmez. Hiç seks yapmadan bile mutlu olabileceğin, seni anladığında yüzünün kıvrımına dünyanın dönüşünü sığdırabileceğin bir insanın olup olmaması zerre düşüncelere gelmeden senden çüklü ya da çüksüz bir torun isteği gelir. Çünkü kendilerinin senin için düşündüklerini, hissettiklerini, yaşadıklarını yaşaman için yeterli cezayı alman gerekir. Ancak o zaman yakanı bırakırlar.
Ailen yakanı bırakır, bir daha hiç tutmamak üzere. Kocan zaten seni satın almıştır; ya başlıkla ya fiyakayla.
Boşanmak istersen orospu ve potansiyel verici olarak yaşamayı göze almışsındır. Karşılaştığın çoğu erkek boşandığını öğrendiğinde boşalmayı hayal eder. Halbuki boşanmış bir erkek boşalsın diye sürekli pışpışlanır: “Yalnızlık zor” diye. Sana da “yalnızlık yok, ihtiyaçlarını karşılamak gerek” diye yaklaşılır.
Türkiye’de kadın olmak çocuğunun kız olmaması için dua etmektir, senin yaşadıklarını yaşamasın diye.
Sevgili rimeli akmış kadın, Kubik ancak bu kadarına değindi. Çünkü babam başkalarının üzerinden kalkıp eve geldiğinde döverdi onu. Babası annemi mirastan muaf bırakmıştı. Parası yoktu, ekonomik özgürlüğü hiç olmadı. Ve onu kurtaracak tek şey de Sosyalizm olmuştu, o da hiç olmadı, annem de kendisinin kurtuluşunu Sosyalizmde görecek kadar hiç okumadı. Bütün kadınlar için geçerliydi bu; Ya sosyalist bir coğrafyada kimseye boyun eğmeden özgürce birisiyle birlikte olmakla bir çocuk dünyaya getirecek insanlar ya da mecburiyetler, şartlar ve zorunlulukların getirisiyle birlikte olacaklar ve istenmeyen çocuk olacak bütün çocuklar. İkisi arasında çok fark vardı. Ve bu fark bizlerin yaşamını tamamen etkiliyor. Bir gün mutlaka insanlar birbirini sevdiği için birlikte olup, miraslarını dünyaya isteyerek getirecekler.
Ve biliyorum dünyanın kadın için en zor yeri Türkiye’dir. Bir ayağı medeni, bir ayağı gerici bu coğrafyanın.
Her gün karıya giden adamların namusçuluk oynadığı, 11 ay boyunca pavyonda gezip 1 ay ahkam kestikleri, ona buna laf atarken kendi kız kardeşi mevzu bahis olduğunda ahlak abidesi kesilen dallamaların olmadığı ve coğrafyada kadınların erkeklerin birbirini gerçekten seveceği gün gelecektir.
Hiçbir kadın, kız çocuğu olup da kendi yaşadıklarını yaşamasın diye erkek çocuğu olsun diye dua etmemeli yurdumda, annem gibi.
Sevgiyle,