Joined October 2010
1,249 Photos and videos
Pinned Tweet
#DünyaFormaGünü New Balance ile geçmişten bu yana tasarladığımız -bana göre- top 4 forma ile bugünü kutlayalım💚
2
28
5,231
Az önce Fransa-Senegal maçında fan cam'de Baye Oumar Niasse'ı 1 saniye gösterdi ve o an içimde kelebekler uçuştu.
1
80
Ragıp Can Ertaç retweeted
1
1
3
216
Türk konsept forma camiasının yeni genç yıldızı Baran'dan bir başka başyapıt. Akhisar'a tasarladığı bu güzel formayı bana ithaf etmiş, sağolsun. Gekas marşını çeken o iphone 4 dahil sohbetini ettiğimiz her detay var tasarımlarda. Takip etmiyorsanız mutlaka edin. Sağol kardeşim💚
Akhisarspor X Puma
1
8
854
Bir gün içerisinde Fatih'in Aslanları'ndan "saçıyla başıyla oynamaktan işini yapamayan şımarık youtuberlar"a döndürdüğümüz Milli takımımızın Dünya Kupası'ndaki ilk maçı üzerine yazılmış internetteki tek akılcı analiz yazısı:
Türkiye-Avustralya’ya dair görüşlerimi yazacağım. Uzun olabilir. Öyle aman aman kötü bir maç oynamadık. Oyuncuları duygusallıkla itham ediyoruz ama biz de medya olarak benzer bir sorumluluk taşımalıyız. Oyuncular baskıyı hissediyor, burası aşikâr. Antrenmanda 5 dakikalık bir soru-cevap imkânımız vardı Hakan Çalhanoğlu’yla. Daha soru gelmeden, açılış cümlelerini kurarken şöyle dedi: “Ülkemizin bizim arkamızda olduğunu hissediyoruz, biliyoruz. Tabii ki bu baskıyı da hissediyoruz ama şuna eminim ki bu Milli Takım, Dünya Kupası’nda ülkemizi en iyi şekilde temsil edecek.” 2 şampiyonlar ligi finali oynayan, takımın en tecrübelisi bunu söylüyor; Arda’nın, İsmail’in, Barış’ın hissetmemesi mümkün mü o baskıyı? Arda Güler’in tünelden çıkarken “Biz daha iyi takımız, ilk dakikadan hissetsinler” cümleleri de bunun tezahürü. “Acaba öyle miyiz?” diye ister istemez yankılanıyor kendi zihninde, ait olmama hissiyatı, ilk Dünya Kupası heyecanı. Kolay değil. Baskı, yalnızca mental durumunuzu etkilemez, performans sporlarında ayağınızın, kolunuzun, karar mekanizmanızın da çalışmasını bozar. O yüzden dağa taşa gitti o şutlar, doğaldır. Euro 2024’teki gibi sıfır beklentiyle gitmekle, buradaki gibi grup lideri oluruz diye gitmek arasında fark var. Burada 0-0’ı ve 0-1’i oynamak arasında dağlar kadar fark var. Gayet iyi bir 25 dakika sonunda, su molası dönüşü tek fırsat verip geri düşünce o zihindeki yankılar 2 katına değil 10 katına çıkıyor. Devamındaki halimizin ana kaynağı budur. Ragbi kadrosu Avustralya, gerginliğimizi hissettikçe iyice daha da irileştiler sahada, açamadık. Avustralya basını da 2 gün boyunca iyi işledi Çalhanoğlu’nun “Domine edeceğiz” açıklamasını, ekstra motive ettiler kendi oyuncularını sürekli bunu sorarak. 5 kişi artı önündeki hatla bu kadar katı savunma yapan takımları Arsenal da açmakta zorlanıyor. PSG dahi penaltılara mecbur kaldı 2 hafta önce. Değişiklikler tartışılabilir; kazanamadığınızda, kulübedeki herkes, taraftara kurtarıcı gibi görünür. Normal. İlk maçtan risk almamayı seçti hoca benim gözlemim. Stadyumda dikkatimi çeken ana konu pres şemamızdı. İlk golü de buradaki açıklıktan yedik zaten. 4-4-2 karşılamada önde Kerem’i ikileyen kişiyi Arda olarak seçmiş hoca. Böylece Zeki sağ öne gitti, İsmail’se sağ beke kademeye geldi. Irankunda’nın koşusu ve devamını biliyoruz zaten. Buraya bir dokunuş gelebilir sağ önde kanat orijinli birini seçersek Paraguay maçında. Hücumda da Arda sıkça merkeze kaydığı için Zeki 80 metreyi tek başına oynamak zorunda kaldı. Oyunumuz tamamen sola kaydı, bu da Avustralya savunmasının oraya doğru kapanmasını kolaylaştırdı. Yunus girdikten sonraki hareketlenme, biraz o ters kanattaki boşluğa gidebilme becerisinin tezahürüydü. Anlatıyı nasıl kurduğumuz önemli. 1970 Brezilya değilseniz gümbür gümbür gidemiyorsunuz Dünya Kupası’nda zaten. 2002’yi bir kahramanlık hikayesi olarak anıyoruz bugün. Başka bir ihtimal yoktu gibi geliyor sanki. Öte yandan Kosta Rika maçının son dakikasında Rüştü Reçber’i geçen Parks, boş kaleye yuvarlasa grupta veda ediyorduk. Hatırlamak lazım. Netflix’teki Rafa belgeselini izleyin lütfen. Acı çekmenin önemini harika anlatıyor orada Nadal. Şimdi ana meselemiz, oyuncusundan hocasına, acı çekmeye hazır mıyız? Birbirimizi suçlamaya mı başlayacağız, yoksa acımızı ikinci maçla beraber yakıta mı çevireceğiz? İkincisine ihtiyacımız var.
134
Ragıp Can Ertaç retweeted
Evlenirsen pişman olursun. Evlenmezsen de pişman olursun. Çocuk yapsan da yapmasan da pişman olursun. Kierkegaard bunu 200 yıl önce şöyle söylemiştir: "Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. Hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir." Sen neye karar verdin?
651
12,056
68,038
3,479,948
Böyle topla tüfekle, hamasi AI içeriklerle topçulara asker, vatan kahramanı gazı verip, zırhlarla Garen gibi gösterip ilk kazada hoca kötü takım ruhsuz falan mı diycez? Kazadır olur, son kupaya Arjantin de Arabistan yenilgisiyle başlamıştı. Kusuyorum bu tarz videolara da.🤮
1
130
Ragıp Can Ertaç retweeted
24 yıl önce katıldığımız Dünya Kupası sırasında Türkiye sokakları:
56
175
7,069
373,961
Outdoor ve balıkçılık denince akla gelen ilk marka Stafu Pro'dan konsept retro Türkiye forması 🔥 Denizden karaya tatlı bir geçiş.
1
2
327
Ragıp Can Ertaç retweeted
dünya kupası çıkartması dünya kupası topu dünya kupası menüsü dünya kupası bardağı son 1 aydır 14 yaşında bi çocuğun dopamin reseptörüyle benimkiler aynı
12
204
3,943
162,295
Ragıp Can Ertaç retweeted
Edin Dzeko, Bosna Hersek'teki çocuklara muhteşem bir mektup yazdı. "Bosna Hersek'teki sevgili çocuklar, sizin için bir mesajım var. Hiçbir şey imkansız değil. Hiçbir şey. Bosna Hersekli olduğumuz için şanslıyız. Bunu hayalini yaşayan bir adam olduğum için söylemiyorum, ayrıca savaştan kurtulmuş bir çocuk olarak da söylüyorum. Bambaşka bir kaderim olabilirdi. Saraybosna'daki o günler hakkında konuşmayı sevmiyorum ama o günleri anlamanız çok önemli. Başladığında 6 yaşındaydım. Sirenlerin çaldığı ilk anı hatırlıyorum. Annem beni aldı ve ayakkabılığın arkasına saklandık. Bu birinci gündü. Dört yıl boyunca sürdü. Ne olduğunu tam olarak anlamamıştık ama her günümüz korkunç geçiyordu. Evimiz kalmak için tamamıyla güvensiz hale gelince, dedemlerin yanına taşındık. 40 metre kare bir evde 15 kişiydik. Hepimiz yerde uyuyorduk. Birlikte Monopoly oynardık. Dışarı çıkmak tehlikeliydi çünkü her yerde keskin nişancılar bekliyordu. Kuzenlerimle birlikte yere oturur, saatlerce oynardık. Sirenleri ve bomba seslerini duyardık. Bazen yer sallanırdı. Oynarken birkaç dakikalığına savaşı unuturduk. Sadece bir anlığına çocuk olmamıza izin vardı. Dışarıda futbol oynamak istiyorduk ama her gün dışarıda masum insanların ambulanslarla hastaneye götürüldüğünü görüyorduk. Peki ya bir çocuğu dört yıl boyunca bir evde nasıl tutabilirsiniz? Tabii ki tutamazsınız ve büyüklerimiz de bunu biliyordu. Nadiren de olsa etraf sakin göründüğünde, annem dışarı çıkmamıza izin verirdi. Çıkardık ve mahalledeki diğer çocuklarla futbol oynardık. Annemin o anlara bakışlarını asla unutmayacağım. Yüzünde bir gülümseme vardı çünkü futbol oynarken beni görünce mutlu oluyordu. Ama gözlerine baktığımda da ne kadar korktuğunu görüyordum çünkü eve geri dönemeyebilirdim. Zaman zaman suyumuz biterdi. Kovalarımızı alır ve sıraya girerdik. Elektrik yoktu, dolayısıyla asansör de. O kovaları taşırdık. Üçüncü kat, dördüncü kat... 6 kat daha kaldı... Saraybosna'daki en zayıf çocuk bendim. Yemek de bizim için problemdi. Ailelerimiz bunun için hayatlarını riske etti. Bazen yemek dolu kutular gökyüzünden bırakılırdı, sanki sihirmiş gibi... Nereden geldiğini bilmezdik, umurumuzda da değildi. Tatları inanılmazdı. Her gün aynı şeyi yediğinde, fıstık ezmesi gökten gelen bir hediyeymiş gibi oluyor. Günün sonunda, bir şekilde hayatta kaldık. Geri dönüp baktığımda ne kadar güçlü olduğumuza dair şoka giriyorum. Küçücük çocuklardık. Onlarca masum insan öldü. Ne için? Para için. Güç için. Ego için. Yani hiçbir şey için. Bugün haberlerde savaş gördüğümde berbat hissediyorum. Bunun hiçbir yerde yaşanmasını istemiyorum. Ama nedense yetişkinler bunu asla öğrenemiyor. Savaş bittiğinde 10 yaşındaydım. Futbolcu olmak gibi bir planım yoktu. İmkansız geliyordu, bu konuda hayalim bile yoktu. Her şey paramparça edilmişti. Futbolu sadece sevdiğim için oynuyordum. Babam eskiden ekmek taşırdı. Ben ilk kulübüme katılınca, işine aralar verir ve beni götürüp getirirdi. Yoldayken bana hep 'kibar ol, herkese aynı şekilde davran, nereden oldukları ve ne yaptıklarının önemi yok' derdi. Bunu asla unutmadım. O da alt liglerde futbol oynamıştı, benim kahramanımdı. Arabadan indiğimde bana muz verirdi ve 'iyi şanslar oğlum' derdi. Hafta sonları televizyonda birlikte maç izlerdik. O dönemde Serie A en iyi ligdi. Shevchenko'yu duydunuz mu? Ona bayılırdım. İtalya'yı çok severdim. Dünyanın öbür ucundaki bir peri masalı gibi gelirdi. Orada futbol oynamayı hayal bile edemezdim. Zeljeznicar'ın A takımında futbol oynamak tek hedefimdi. Hocalarımdan biri bana Sheva diye seslenmeye başladı çünkü sarışındım ve çok gol atıyordum. Hoşuma gitmişti. 19 yaşındayken bir başka hoca geldi ve beni Çekya'ya götürmek istediğini söyledi. Bosna'dan ayrılmak istemedim ama oraya gidersem hayalimi gerçekleştirme ihtimalimin daha yüksek olduğunu söyledi. Dürüst olmak gerekirse hayalimin ne olduğunu bile bilmiyordum. Sadece daha iyi olmak istiyordum. Bedenimin en güçlü tarafı zihnim. Teplice'ye gittiğimde kendime şöyle dedim: "Edin, bu adamlardan daha çok çalışmalısın yoksa seni gönderirler." Beni 25.000 Euro'ya almışlardı. 2 yıl sonra Wolfsburg'a imza attım. Milan'la karşılaştık, Sheva ile forma değiştim. Sonra Manchester City beni 37 milyon Euro'ya satın aldı. Sonra Roma'ya gittim. Savaşta büyümüştüm. Gerçekten bir peri masalı yaşıyordum. Hiçbir şey imkansız değil. Bosna'yı Dünya Kupası'na götürmek bile. 2014'ü hatırlıyor musunuz, çoğunuz doğmamıştınız bile. İlk kez Dünya Kupası'na o yıl gitmiştik. Hayatlarımızın en iyi günüydü. Litvanya'daki eski bir stadyumda eleme maçı oynamıştık. Hakem son düdüğü çaldı, Bosnalılar sahaya girdi. 2 metrelik duvarı aşmışlardı. İçimden 'delirmişler' demiştim. Sonra diğerlerinden daha yavaş şekilde koşan bir adam gördüm. Gözünde yaşlarla bana doğru geliyordu. Babamdı. 'Baba, ne oldu?' dedim. 'Duvardan atlarken ayağımı incittim ama problem yok, acı hissetmiyorum' dedi. Sarıldık ve ağladık. Ne yazık ki Brezilya'da şans bizimle değildi. Bunu hatırlamıyorsunuz ama Nijerya'ya karşı bir gol atmıştım, sayılmalıydı. O gün VAR yoktu ve gruplardan bu yüzden elendik. Ama bizim küçük ülkemiz Maracana'da sahaya çıkmıştı. Dünyaya kim olduğumuzu göstermiştik. Şimdi ise geri dönüyoruz. Komik olan ne biliyor musunuz? Martta 40 yaşına girdim ve kutlamadım. Müslümanım, o dönem Ramazan ayıydı ve bizim de Galler ve İtalya karşısında bir işimiz vardı. Ben de şöyle düşündüm, madem öyle o zaman ben bu maçları partiye çevireceğim. Galler karşısında 85. dakikaydı ve skorborda baktım, 1-0 gerideydik. Tek hissettiğim şey panikti. Zamanımız bitiyordu. Sonrasında bir korner oldu. Beni sıska bir adam marke ediyordu. 'Harika' dedim. Topu ağlara gönderdim, sevindim ve aklıma şu geldi: "Daha önce 4 kez seri penaltı atışlarına çıktım, hepsini kaybettim." Şükürler olsun ki gençler nasıl penaltı atılacağını biliyordu. Biz veteranlar gibi çok düşünmüyorlar. Sonra İtalya'yla oynadık. Donnarumma'dan korkuyordum. Çok büyük. Ona penaltılarda gol atıp atamayacağımı bilmiyordum. Sağ omzumu da incitmiştim ve kenara gelmiştim. İlk penaltımızı izleyemedim çünkü kolumu sargıya alıyorlardı. İzleyemedim ve golü attık. O an dedim ki, belki de izlememeliyim. Sadece tribünün sesini takip edeyim. Halkımı dinleyeyim. İtalya kaçırdı, taraftar golü attığımız andan bile daha çok ses çıkardı. Sonra bir kez daha kaçırdılar. Sadece dua ediyordum. Gördüğüm tek şey hocalarımızın sırtlarıydı. Esmir topu aldığında, hocamız da arkasını döndü ve 'Ben de izleyemiyorum' dedi. Geldi, bana sarıldı. Kafalarımızı birbirimize yasladık, gözlerimizi kapattık ve sadece dinledik. Sonra da duyup duyabileceğimiz en büyük gürültüyü duyduk. Buraya gelmek hiç kolay olmadı. 40 yaşına geldiğinizde, sırtınız acı içinde bağırabiliyor. Siz de ağrı kesicilere koşuyorsunuz. Ama bedenim ne zaman bu işi bırakmak isterse istesin, her zaman kaçırdığım kutlamaları, ailemden uzak geçirdiğim o günleri, kaçırdığım yaz tatillerini düşünüyorum. Mental olarak bu çok zor. Eleştiriler hala can yakıyor ama sahaya çıktığımda hala çocuk gibi hissediyorum. Sizler gibi. Karnımda kelebekler uçuşuyor. Eve her geldiğimde de şunu düşünüyorum: Değdi. Her şey değdi. Kötü anlar olmadan, iyi anlar gelmez. 20 yıldır Bosna'dan uzağım. Bosna'dan uzak kaldıkça, sevgim artıyor. Bu 20'nin 9'u İtalya'daydı. Çocuklarım Roma'da doğdu. Orası hala benim ikinci evim ama ne zaman Saraybosna'yı ziyaret etsem, annem yemek pişiriyor. Herkes orada. Ben de çok mutluyum. Bosna formasını giymek, kalbimi farklı attırıyor. Halkım için oynuyorum. Saraybosna'nın sokaklarındaki çocuklar için oynuyorum. Sahip olduğumuz farklı kültürlerden ve farklı dinlerdeki insanlar için oynuyorum. Bizim ülkemizi güzel yapan şey bu. Hala bazı insanlar bizi ayırmaya çalışsa da... Asla başarılı olamadılar. Benim sayemde değil. Yetişkinler sayesinde de değil. Biz asla öğrenemiyoruz. Sizin sayenizde çocuklar. Bana son bir iyilik yapın tamam mı? Saraybosna, Roma ya da St. Louis, nerede yaşarsanız yaşayın; ister Müslüman, ister Musevi, ister Katolik, ister Ortadoks olun. Nereden geldiğinizi asla unutmayın. Bosnalısınız. Dünya ayaklarınızın altında. Hepinizi çok seviyorum. Sevgilerimle, Edin."
351
1,799
16,331
2,926,172
Ragıp Can Ertaç retweeted
Akhisarspor X Puma Concept Third Jersey Collab w/ @rcertac
1
1
28
8,020
Ragıp Can Ertaç retweeted
Vatanseverlik tam olarak budur. Kardeşlerimin gözlerinden öperim.
İzmir'de yaşayan lise öğrencisi Defne Eser, 2 arkadaşıyla birlikte femur kırığının hızlı teşhisi için yapay zeka destekli proje geliştirdi. Proje, Çin'de düzenlenen uluslararası bir yarışmada dünya ikincisi oldu.
4
229
8,093
111,777
Tüm Dünya'da resmi tatil olması gereken o kutlu aya giriyoruz, maçların 2002'deki gibi güne gözümüzü açtığımız ilk anda başlayacak olması bal kaymak.
O haftadayız.
2
294
Herkesi ilgilendiren bir paylaşım. Bilhassa tasarımcı arkadaşları. Operasyonun neresinde görüyorlar kendilerine nasıl değer biçmeliler görmeleri açısından. Burada farkı yaratan 2 şey, tasarım ve iletişim. Buradan kısan vizyonundan kısar.
Formada Tasarımın Önemi! 24/25 sezonu formalarımız o kadar kötüydü ki formalar tüm sezonda sadece 272 bin sattı. 26/27 sezonu formalarımızdan özellikle deplasman forması çok beğenildi ve bu set 6 günde 220 bin sattı. İyi forma tasarımı gelir konusunda gerçekten çok önemli.
2
7
2,210
Aslanım @BaranTate 🐐
Replying to @rcertac
@rcertac big respect
2
247
Ragıp Can Ertaç retweeted
📸
3
21
517
12,639
Dünya Kupası'na 10 günden az süre kaldı, kupadaki 4 favori formamı seçtim ve Akhisarspor'a uyarladım. Takımın 2026'da halen yaşıyor olduğu ve yaz aylarında sevenlerinin halen heyecanlandığı bir paralel evrende, günümüz teknolojileriyle aşağı yukarı neler olurdu görelim:
4
1
78
18,591
Bu da bonus, keşke böyle bir şey var olsa:
8
1,029
Ragıp Can Ertaç retweeted
Klasik bir yaklaşım olmuş. Her sene, yeni tasarım, yeni forma, modern yaklaşım yerine arada bir reset atmak da gerekir. Bu sezonunki, reset olmuş. Forma tasarım kültürü oturması açısından bu reset, klasik yaklaşım sezonları önemlidir. Yeşil İnciler zaten bizim en eski klasik formalarımızdan. Celtic usulü de 2010 sezonu ile klasik haline geldi. Krem Forma ise daha çok kadın taraftarlar için düşünülmüş gibi gözüküyor. Parçalı, orijinal tasarım ve çubuklu da dünyanın en klasik modellerinden. Bu sene koleksiyona sadece 700. Yıl forması eklenecek gibi gözüküyor. Emeği geçenlerin ellerine sağlık.
2
65
10,128
Ragıp Can Ertaç retweeted
🎥 Yeni sezon formalarımız! 🐊
232
711
7,450
359,775