Prof.Dr. | Aile & Yas Danışmanı | Eğitim | Süpervizyon| Sosyal Hizmet | Bereavement Network Europe-BNE Member | Yas Notları 🎙️ | Yas Uzun Bir Veda 📘

Joined May 2011
4,766 Photos and videos
Pinned Tweet
Dilerim yaşamına yas değmiş herkese derman olur. Yalnız olmadığımızı, yaşadıklarımızın anlaşıldığını bilmek eşsiz bir his. Bunu birlikte yas sürecini paylaştığım yoldaşlarımla bire bir hissettim. “Yas Uzun Bir Veda” artık sizin, size emanet. Yolu açık olsun... #DoğanKitap
421
1,018
10,224
Bazı woklar söylediklerime ellerinde tuzlukla gelseler de, bunu anlatmak ve anlamak zorundayız; siyasi gücün uzun süre aynı demografik grupta toplanması demokratik temsil açısından her yerde sorunlu. Bu kadar… Ayrıca, eğer bugün iktidar aynı ölçüde 80 yaşındaki kadınlarda yoğunlaşsaydı da aynı şeyi söylerdik. Bir wok olamadık o ayrı tabii. Neyse, söylediklerimin anlaşıldığını da biliyorum. Teşekkürler Sevgili @kivilcimgen 🙏
Kılıçdaroğlu'nun İmajı Nasıl Çöktü? | Psikolog Kıvılcım Kıran | İpek Özbey ile Nasıl Olacak? @ipekkozbey @kivilcimgen youtu.be/EghLneaGxcw
10
136
12,721
şengül hablemitoğlu retweeted
Evet vakit buldum :) Öncelikle bu gibi yorumların tuzağı şu: İçinde az da olsa bir doğruluk payı var. Ama aslında “klinik içgörü” kılığına girmiş, bilimsel temeli olmayan, yanlış yönlendiren bir yorum. 🔻 Eğitimli anneler sorunlu çocuk mu yetiştirir? Bu Gülseren Hanım’ın kişisel fikri olsa gerek, çünkü literatür bunu söylemiyor. Büyük ihtimalle de örneklem, istatistik hatası yapıyor. Eğitimli aileler bir sorunu fark etmeye ve bir uzmana gitmeye daha yatkın olabilir, eğitimsiz aileler paraları olsa bile psikiyatra gitmiyor olabilir. Ya da muayene ücretini ödeyebilenler belirli bir gelir seviyesine, dolayısıyla eğitime sahip insanlar olabilir. Yani eğitim sorunu üretmiyor, yardım aramayı üretiyor olabilir. (Ayrıca babalar nerde?) Ve bu konuda literatür tersini söylüyor zaten. Annenin eğitimi ve kendine ait ekonomik gücü olması, çocuk gelişimi açısından elimizdeki koruyucu faktörlerden biri. Çocuk sağkalımı, dil ve bilişsel gelişim, ruh sağlığı, okul başarısı… neredeyse her şeyi olumlu yönde etkiliyor. Ama ters yöne de savrulmayalım. “Eğitimli anneler sorunlu çocuk yetiştirir” diye kesin konuşmak ne kadar hatalıysa, “eğitimli anneler harika çocuk yetiştirir” demek de o kadar hatalı. Annenin eğitimi koruyucu bir faktör, yani şansı artıran bir zemin, ama bir garanti değil. Diploması olmayan, sıcak, tutarlı ve çocuğa uyumlu bir anne / baba, üç dil bilen ama çocuğuyla duygusal teması kopuk bir anne / babadan daha sağlıklı bir çocuk büyütebilir. 🔻 Zorluk ve travma konusu İnsanların travma ve stres kavramlarını karıştırması normal, ama Gülseren Hanım’ın karıştırması normal değil. “Çocuklar hiç travma görmeden büyütülüyor” denemez. Ama “çocukların hiç stres, hiç zorluk görmeden büyütülmeye çalışılması iyi değildir” denebilir. Çocuğun da yetişkinin de, hiç kimsenin travmaya ihtiyacı yoktur. Travma iyi bir şey değildir, travma romantizmi yapmayalım lütfen. İnsanlar bazı zor deneyimler yaşar. Bazıları travmatik etki yaratır, bazıları yaratmaz. Travma olayın kendisi değildir, kişinin o olaya verdiği tepkidir. Çocuğun gelişimsel olarak ihtiyacı olan şey travma değil, optimal hayal kırıklığıdır, yani çocuğun güvendiği birinin yanında, güvenli bir üssü varken, kaldırabileceği kadar küçük hayal kırıklıkları yaşamasıdır. Evet, çocukların bir parça zorlanmasını, bir parça hayal kırıklığı yaşamalarını isteriz. Bu konuyu çalışmış tüm kuramcılar, aklı başında her çocuk gelişimci aynı şeyi söyler: 📌 Yaşa, mizaca, duruma uygun, ölçülü bir engel, ölçülü bir zorlanma çocuğa engelleri aşmayı öğretir. Kaldırabileceğinden büyük zorlanma ve stres ise çocuğa zarar verebilir. Bu çeliğe su vermek ya da yemek yaparken terbiyeyi azar azar yedirmek gibidir. Ki bence ebeveynliğin en zor kısmı da tam burası. Kendi mutlak görüşlerimizi aşıp “bu çocuğun neye ihtiyacı var” diye görebilmek ve ona göre şekillenebilmek. Eldeki malzemeye ve duruma göre davranabilmek. Aşırı korumacı, sınırsız bir tutum gerçekten zarar verebilir. Ebeveynlerin de buna bir meyli olabilir, hayattaki en büyük yatırımımız olan çocuklarımızın üstüne titreriz, bu insani, ayrıca çok tatlı ve masumlar doğal refleksimiz onları sarıp sarmalamaktır. Ama eğer bunu “aşırı” yapıyorsak kendimize sormalıyız: “Neden aşırı korumacı davranıyorum, neden korkuyorum?” Tabi bunu yapabilmek için de öz farkındalık lazım. Onun için bence en iyi çocuk yetiştirme püf noktası kendi üzerinde uğraşmaktır.
Jun 11
📢 Gülseren Budayıcıoğlu ▪️Çok okumuş, çok bilen, başarılı annelerin çocukları çok sorunlu. Baktım en sağlıklı çocuklar aşağı yukarı lise mezunu, hiç üniversite okumamış annelerden geliyor. Çok bilince doğal halinizi kaybediyorsunuz. ​▪️Çocuk erkil aileyi de geçtik artık. Çocuklar hiç travma görmeden, her istekleri yerine getirilerek büyütülüyor. Evden kral gibi yetişmiş çocuk dışarı çıktığında kimsenin onu takmadığını görüyor. Korumacı aile çok yanlış; bu çocuklar hem başarısız hem mutsuz oluyor. ​▪️Aman ben yemedim ona yedireyim, benim yaşadığımı yaşamasın derken çocuklara kötülük mü yapıyoruz? Hayat acısıyla tatlısıyla, engelleriyle var. O evde o çocuk bunları az çok yaşamadan çıkıyorsa en küçük engelde çok büyük yara alıyor."
12
34
296
23,964
Bu ifadeler ne bilimsel olarak savunulabilir ne de etik olarak. Bir anekdotu veri gibi anlatırsanız mesleki etik ihlali yaparsınız. Ebeveynliği sloganlar yerine, araştırmaların ve insan çeşitliliğinin ışığında konuşmak o kadar da zor olmasa gerek. Aaa ama aile yılıydı değil mi? Lazım olur tabii…
Jun 11
📢 Gülseren Budayıcıoğlu ▪️Çok okumuş, çok bilen, başarılı annelerin çocukları çok sorunlu. Baktım en sağlıklı çocuklar aşağı yukarı lise mezunu, hiç üniversite okumamış annelerden geliyor. Çok bilince doğal halinizi kaybediyorsunuz. ​▪️Çocuk erkil aileyi de geçtik artık. Çocuklar hiç travma görmeden, her istekleri yerine getirilerek büyütülüyor. Evden kral gibi yetişmiş çocuk dışarı çıktığında kimsenin onu takmadığını görüyor. Korumacı aile çok yanlış; bu çocuklar hem başarısız hem mutsuz oluyor. ​▪️Aman ben yemedim ona yedireyim, benim yaşadığımı yaşamasın derken çocuklara kötülük mü yapıyoruz? Hayat acısıyla tatlısıyla, engelleriyle var. O evde o çocuk bunları az çok yaşamadan çıkıyorsa en küçük engelde çok büyük yara alıyor."
3
95
1,122
48,111
şengül hablemitoğlu retweeted
Kemal Kılıçdaroğlu'nun MYK'sında Parti Sözcüsü olarak görev yapan Müslim Sarı'nın basın toplantısının ardından gazetecilerle sohbet ettiği sırada, Sarı'nın danışmanı olduğu belirtilen bir kişi, gazeteci Yıldız Yazıcıoğlu'nu "sarı zarf almakla" itham etti CHP Genel Merkezi'nde bulunan gazeteciler ise bu sözlere, "Biz birbirimizi tanıyoruz, siz kimsiniz?" diyerek tepki gösterdi
180
494
2,500
1,082,143
Yıldız’ı da size yedirmeyiz. Terbiyesizler, bunca yıldır emekleriyle çalışan insanlara yaptığınıza bakın. Rahleden geçmeye ne kadar teşne imişsiniz… #YıldızYazıcıoğlu
73
1,067
15,615
şengül hablemitoğlu retweeted
Romanya ve Macaristan'da üretim maliyeti, Türkiye'deki üretim maliyetinin Avro bazında yarısı. Mısır'da Türkiye'dekinin beşte biri. Ekonomiyi global pozisyonunuza göre yönetemezseniz, taşıma su ile sonuç alamazsınız. Teşvikle hamasetle bu iş olmaz. BYD'nin Türkiye'den Macaristan'a dönmesi, Türkiye'nin global düzlemde kaybettiği pozisyonunu da, Türkiye'de üretim faaliyeti gösteren Türk şirketlerinin dramını da apaçık belli ediyor. Alım gücü daha yüksek olan Avrupa'da Türkiye'den daha ucuza üretilen mal, alım gücü daha düşük olan Türkiye'ye satılacak. Bu anormalliğin ekonomi yönetimindeki hatalardan kaynaklandığını ve hızla kırılganlaştığımızı gizlemek isteyenler de habire gündem değiştirip duracaklar.
122
1,073
6,018
179,969
şengül hablemitoğlu retweeted
Doğrudur "Söz uçar, yazı kalır" derler ama bu söz uçmasın! İBB Medya AŞ. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in dün mahkemede yaptığı savunmanın tarihe geçmesi gerekiyor çünkü. Bu sabah yayında okudum ki kimse bu kötülüğü unutmasın, kötülüğü de kötülüğü yapanları da!
33
815
3,556
55,150
şengül hablemitoğlu retweeted
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT... Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz. Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor. Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün. "Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler. POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi. 'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM' Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim. EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA “Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin." “Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi. 'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU' O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu. SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi. SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını "Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi. 'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM' Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
436
2,980
9,924
387,491
şengül hablemitoğlu retweeted
⛔️ Acaba şu son örneği okuduğunuzda (dinleme için lütfederek Silivri'ye gitmediğiniz için), savcılık diliyle "arınma" konuşması, "masumiyet hakkını gaspetme" tavrı karşısında hiç mi insani tepkiler duymuyor musunuz? Birazcık vicdan... Malum medya dışındakileri okumayanlara, o medyada okuyup görmezden gelenlere acaba Fatoş Pınar Türker'in sesini nasıl duyurabiliriz ki?
İBB davasında 'çıplak arama' isyanı: Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker: Gözaltında polis 'Cinsel organını aç' dedi; Savcı beni çocuklarımı elimden almakla tehdit etti! gazetepencere.com/gundem/ibb…
5
27
125
6,411
şengül hablemitoğlu retweeted
İran, Hürmüz Boğazı’nda bir ABD helikopterini düşürdü, Trump buna cevap vereceklerini söyledi. İlerleyen saatlerde muhtemelen İran’a bir ABD-İsrail saldırısıyla karşı karşıya kalacağız. Ateşkes başladığından beri bunun sürdürebilir bir nihai anlaşmayla sonuçlanmasının çok zor olduğunu söylüyorum; maalesef haklı çıkıyoruz ve bölge yine bir savaşın eşiğinde…
3
7
70
11,608
şengül hablemitoğlu retweeted
Şu leş zulme sebep olanların acılarla kıvranıp ölmeyi dilemelerini istiyorum. Bu ülkenin kanseri oldunuz siz!
BÜTÜN SALONU AĞLATAN O SAVUNMA Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı: Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi... Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi. "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi. Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
2
34
489
11,686
şengül hablemitoğlu retweeted
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Ferdi Zeyrek'i aramızdan ayrılışının yıl dönümünde özlemle ve rahmetle anıyorum. Samimiyeti, çalışkanlığı, güzel kalbi ve güler yüzüyle hiç unutulmayacak Ferdi Başkanımız. Ruhu şad olsun.
29
197
4,082
21,075
şengül hablemitoğlu retweeted
Meclise giremiyor, sokağa zaten çıkamıyor. Gasp ettiği bina hapishanesi oldu…
59
1,045
12,647
129,128
şengül hablemitoğlu retweeted
Kılıçdaroğlu Özgür Özeli halk ayaklanması çığırtkanlığı yapmakla suçluyor. Bu sinsi bir ihbar mesajıdır. Halk ayaklanmıyor, onu uğradığı haksızlık karşısında kararlılıkla destekliyor. Halk ayaklanmasından korkması gerekenler ise halktan ve demokrasiden korkanlardır.
250
3,203
18,159
153,711
Anca orda konuşursun…
Jun 9
🔴 Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi'nde konuşuyor 📌 "Bir değişim var, bir de gerçek değişim var. Değişim geriye doğru da olabilir ama bizim söylediğimiz gerçek değişim üç aşamadan oluşacak: arınma ve temiz siyaset, ekonomik kurtuluş ve üretimci kalkınma, iktidarın yarattığı tahribatın düzeltilmesi." t24.com.tr/politika/grup-top…
35
585
12,581
Pişkinliğe bakın, bu adamların kendilerini ikna edebilmeleri ne kolay. Pes…
Jun 6
ŞULE AYDIN KILIÇDAROĞLU'NA YAKIN VEKİLE SORDU "CHP'NİN KAPISINA KİMİN NEFERİ OLARAK GİTTİNİZ?" Şule Aydın ile Tatava Yok'un konuğu CHP Milletvekili Mustafa Adıgüzel. Yeni bölüm Onlar YouTube kanalında yayında. İzlemek için 👇 youtu.be/uk9O66eKfqw
1
76
1,079
26,665
şengül hablemitoğlu retweeted
Hakikaten aşağılıksınız. Kemal Bey’e sorun bakalım; doğru zamanda doğru yerde durduğum için, kendisinin uğradığı haksızlığı savunurken para mı vermiş bana? Fiyatı olan başka bir türlü hayat bilmez. Hadi başka kapıya.
📌Bu kadının yaptığı gazetecilik falan değil, parayla tetikçilik…
945
2,289
19,951
443,312
şengül hablemitoğlu retweeted
Sansürlenen “Vize imparatorluğu” araştırma dosyası yayınlanmaya başlamadan önce yönelttiğimiz sorulara yanıt vermek yerine, cevap hakkını kendisi için “güvenli” bir mecrada kullanmayı tercih etmiş. Herkes kime konuşacağını seçmekte elbette özgür ancak bu tercih, şeffaf olmaktan uzak olduğunu gösteriyor.
Son dönemdeki Vize Skandalı ile ilgili Sayın Mevlüt Çavuşoğlu telefonda bana açıklamalar yaptı, ayrıca kendisiyle ilgili iddialar ile ilgili de bir cevap metni gönderdi. Cevap hakkını kullanması adına tamamını yayınlıyorum… Sayın Cüneyt Özdemir, Son günlerde şahsım, ailem ve Dışişleri Bakanlığı görevimle ilgili olarak gündeme getirilen asılsız iddiaları, sizin de yayınlarınızda yer vermenizi üzülerek izledim. Konuyla ilgili sizi ilk ağızdan bilgilendirmek isterim. Öncelikle söz konusu asılsız iddiaların, şahsım, ailem ve Dışişleri Bakanlığı görevimle hiçbir ilgisinin olmadığını belirtmek isterim. İzninizle konunun iyi anlaşılması için bazı bilgileri paylaşmak isterim. Konunun hukuki çerçevesi doğru anlaşılması gerekiyor. 2019 tarihli Vize Aracılık Hizmeti Alınmasına İlişkin Yönetmelik, 6004 sayılı Kanun’a eklenen açık hükme dayanılarak çıkarılmıştır. Bu düzenleme, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışındaki vize başvuruları için Dışişleri Bakanlığına aracı hizmet verecek kuruluşların belirlenmesine, azami üç yıllık sözleşmelere, hizmet bedeline, kamu payına, denetime ve bütçe kaydına ilişkin usulü düzenlemektedir. Bu mevzuat, belirli bir kişi veya şirkete özel hazırlanmış bir metin değildir. Kanuni dayanağı, süresi, mali yapısı ve denetim çerçevesi açık olan genel bir idari düzenlemedir. Bu düzenleme çerçevesinde Dışişleri Bakanlığımız farklı ülkelerde farklı kurumlarla çalışmış ve çalışmaktadır. Ayrıca Türkiye’deki yabancı misyonların kendi vize başvuru süreçlerinde hangi hizmet sağlayıcılarla çalıştığı ayrı bir alandır. Bu ticari sözleşmelerin tarafı Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı değildir. Türk vatandaşlarının yabancı ülke vizelerinde yaşadığı randevu sorunları elbette ciddiyetle takip edilmelidir, fakat bu sorunlardan şahsıma veya aileme yönelik çıkar ilişkisi iddiası çıkarılması gerçek dışıdır, iftiradan başka bir şey değildir. İddialarda yer alan söz konusu şirket/şirketler veya başka herhangi bir kişi ya da şirket lehine talimat, tavsiye, referans, özel kolaylaştırma veya imtiyaz sağlamadım. Ailem üzerinden kurulmaya çalışılan ima ve yorumları da kesin biçimde reddediyorum. Eğitim, vakıf veya yerel kamu faaliyetleriyle ilgili kamuya açık temasların vize aracılık mevzuatıyla ilişkilendirilmesi mesnetsizdir. Ben Alanyalıyım. Hamdullah Emin Paşa Vakfı, memleketimin tarihi ve kültürel bir değeridir. 1984 yılında bu Özel Hamdullah Emin Paşa Lisesi’nden mezun olmuş biriyim. Benim ve eşimin bu köklü vakfa ve onun kurduğu üniversiteye destek vermesi, mütevelli heyetlerinde yer alması tamamen memleket sevgisiyle, eğitime ve bölgenin akademik gelişimine katkı sağlama amacıyla ilgilidir. Bu görev ve destekler karşılığında huzur hakkı ki alınmamış, hiç bir menfaat elde edilmemiştir. Görev yaptığım hiçbir dönemde hesabını veremeyeceğim bir işlemim, ilişkim veya kararım olmamıştır. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına, iddia sahiplerini somut belge, resmi işlem, imza, menfaat ve nedensellik bağı ortaya koymaya davet ediyorum. Şahsımı ve ailemi hedef alan asılsız yayınlara karşı tüm hukuki haklarım saklıdır. Mevlüt Çavuşoğlu
76
659
3,991
190,287
Ebeveynliğin Sessiz Yası "Çocuğum Aynı Çocuksa, Neden Her Şey Farklı Geliyor?.." 8 Haziran saat 21.30
3
17
2,117
şengül hablemitoğlu retweeted
Tarkan, Ankara'da ücretsiz konser vereceği alandan fotoğraf paylaştı.
2
17
381
11,352