MEHMET ALİ AYDINLAR
Madem öyle biz de biraz 3 Temmuz’dan bahsedelim.
19 maç, şike ve teşvik iddiasıyla dosyaya girdi.
93 kişi şüpheli vardı.
Bu 93 kişinin içinde:
• Kulüp başkanları
• Yöneticiler
• Futbolcular
• Menajerler
• Bazı kulüp çalışanları
vardı.
Tam 16 farklı kulübün adı dosyalarda geçti.
Aziz Yıldırım içinse “örgüt lideri” dendi.
401 sayfalık iddianamede bütün bunlar varken ne yoktu biliyor musunuz?
Hakem yoktu, hakem…
TEK BİR HAKEM BİLE YOKTU.
Yani yazan operasyon çocuklarına göre 19 maçta şike yapılmış, Aziz Yıldırım örgüt lideri olmuş, tüm Türkiye’yi ağlarıyla sarmış…
Ama anlaşılan o ki aptal; çünkü tek bir hakemle 5-10 maçın sonucunu etkileyip işi bitirecekken 90 kişiyi ortak etmiş, bir de yakalanmış.
Dünyada tüm şike operasyonlarında, bırakın 19 maçı, 1 maçta bile hakem olurken bizde olmamış.
Yazan savcılar futboldan o kadar uzakmış ki “aman birileri de inansın” derdine bile düşmemişler.
Somut tek bir kanıt koymadan, itiraf koymadan, hakem koymadan 401 sayfa iddianame yazmışlardı.
Peki o zaman insanlar neden şüpheye düştü diye sorabilirsiniz?
Çünkü o gün medyada Rasim Ozan ve Cem Küçük gibiler,bangır bangır
“Tapeleri kabul ettiler.” diye propaganda yaptı.
Öyle bir pazarlandı ki bu, sanki şikeyi kabul etmişler gibi algılandı.
Be gt oğlanları tape nedir tape ?araların da geçen konuşma.
Bunu kabul etmek, şikeyi kabul etmek midir?
Çok meşhur bir kısım var ya, “tarlalar sürüldü”…
Orayı anlatayım, ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.
Şike iddianamesinin 29. sayfasında geçer bu konu.
Okumayan, araştırmayan, sadece medyadan takip edenler iyi dinlesin…
Savcılığa göre Aziz Yıldırım ve İlhan Ekşioğlu’nun bir telefon konuşmasında geçen “Üç tarlayı da sürdük” ifadesi,;
“3” maçları,
“Tarlalar” takımları,
“Sürmek” ise şike anlamı taşıyormuş.
İddianamede böyleydi.
E madem savcılık suçlamış, soruşturma açmış; ne beklenir?
Somut delillerle kanıtlanması değil mi?
Şike varsa para da olmalıydı.
Aynı hafta oynanan 3 maç sonuçta. Savcılığın işi kolaydı.
Ancak ne MASAK raporu, ne suçüstü, ne itiraf, ne de para trafiğine dair bir belge, özellikle bu “tarla” meselesinde sunulamadı.
Detay verecek olursak; üstelik üç maçtan ikisi Fenerbahçe aleyhine bitmişti.
Trabzonspor da Beşiktaş deplasmanında ilk yarı 10 kişi kalıp, 66. dakikada 1-0 yenik duruma düşmesine rağmen maçı 2-1 kazanmıştı.
Aziz Yıldırım ise bu konuyla ilgili savunmasında:
“Konuşmanın başı ve sonu yok, tamamı alınırsa bunun futbolla ilgisi olmadığı anlaşılır.” demişti.
Hatta savcılıktan konuşmanın tamamını talep etmişti.
Buna hakimin cevabı ise:
“Elimizde sadece bu var.” oldu.
İŞİN EN ÇARPICI YANI ŞUYDU:
Konuşmayı dinleyen, kaydeden savcılıktı.
Ellerinde tamamı vardı. Ama buna rağmen konuşmanın tamamını mahkemeyle paylaşmamışlardı.
Sonradan ortaya çıktı ki geri kalanını silmişlerdi.
BUNLARI NEDEN ANLATTIM?
Çünkü ilk gün olayın şokundan sonra taraftar;
daha ilk hafta bunun bir kumpas olduğunu anlamıştı.
Yürüyüşler düzenlemişti.
Ama Mehmet Ali Aydınlar; ne tek bir hakem olmamasından, ne iddianamenin sızdırılmasından, ne çevresinde sadece Galatasaraylıların olmasından, ne medyada Cem Küçük, Rasim Ozan Kütahyalı gibi Balyoz ve Ergenekon davalarını da köpürten aynı isimlerin sahnede olmasından, nede o sezon asıl ittirilenin Trabzonspor olmasından bir terslik olduğunu anlamamıştı.
O gün kandırılan Mehmet Ali Aydınlar’ın niyetini bugün sorgulamam.
Çıksın konuşsun, kongre karar verecek sonuçta.
Benim de bir oyum var.
Hepimizin derdi Fenerbahçe’nin menfaatleri.
İnandığımıza oy veririz, kim seçilirse de arkasında dururuz.
Ama Mehmet Ali Aydınlar özelinde, benim gözümde inanmaktan çok, inanmamak için sebepler çok daha fazlaydı.
Makarayı geri saralım o gün, Fenerbahçe ye inansa yanın da dursa, bugün omuzlar da başkanlığa gelecekti.
Fakat kendisi Galatasaray aparatlarına inanmayı tercih etti.
Sevgiler
SERDAR
@poyrazbaran1907