16 Haziran. Sıradan bir salı. Bir odada birkaç kişi toplanacak ve küçük bir düğmeye basacaklar.
O düğmeye bastıkları an, sizin hiç haberiniz olmadan, cebinizdeki paranın değeri değişmeye başlayacak.
Abartıyor muyum? Keşke.
Çünkü son 30 yıldır dünya piyasasının altında gizli bir yakıt akıyordu. Hisseler, kripto, Amerikan tahvilleri, son yılların bütün o yükselişi, hepsi aynı sessiz kaynaktan besleniyordu.
İnsanların çoğu bu kaynağın adını bile bilmiyor. Ve o kaynak tam şu sıralar kurumak üzere.
Dahası var. Dünyanın en büyük alacaklısı, kimseye tek kelime etmeden çoktan kapıya yöneldi bile.
İşin asıl tuhaf tarafı ise şu. Bu ülke ne yaparsa yapsın kaybediyor. İleri adım atsa bir şey kırılıyor, olduğu yerde dursa başka bir şey. 30 yıldır üstünde yürüdüğü ip ilk kez bu kadar inceldi.
Neresi mi? Aklınıza en son gelecek yer. Japonya.
Evet, o sakin, düzenli, hiçbir şey olmuyormuş gibi görünen Japonya.
Şöyle düşünün.
Japonya neredeyse 30 yıldır faizi sıfıra yapışık tuttu. Yani Tokyo'dan bedavaya yakın yen borç alabiliyordunuz.
Dünyadaki büyük fonlar tam olarak bunu yaptı. Ucuz yeni aldılar, dünyanın dört bir yanında daha yüksek getirili ne varsa ona yatırdılar. Amerikan tahvili, hisse, kripto, aklınıza ne gelirse.
İşte o gizli yakıtın adı buydu, carry trade. Ve trilyonlarca dolarlık bir büyüklüğe ulaştı.
Ama şimdi bir şey değişti. Japonya'da yıllardır beklenen enflasyon nihayet geldi.
Merkez bankası bu yıl için çekirdek enflasyon tahminini %2.8'e çıkardı. Ve 15-16 Haziran'da toplanıyorlar. Piyasa diyor ki, neredeyse € ihtimalle faizi artıracaklar.
Bir merkez bankası faiz artırmış, ne olacak ki demeyin. Çünkü Japonya kazanamayacağı bir oyunun ortasında.
- Faizi artırırsa, o ucuz yen düzeni bozulur.
- Yeni borç alıp dünyaya dağıtanlar pozisyonlarını kapatmak zorunda kalır.
- Borçlarını ödemek için yeni geri almaları gerekir, bunun için de ellerindeki her şeyi satarlar.
Bunu daha önce gördük. 2024 Ağustosunda küçük bir prova yaşandı, birkaç gün içinde piyasalar dünya çapında sarsıldı. Şimdi konuştuğumuz şey o provanın büyük ihtimali.
Bir de Japonya'nın kendi borcu var. Devletin borcu, ülkenin bir yılda ürettiği her şeyin iki katından fazla. Borç, milli gelirin #2'si civarında.
Faiz yükselince bu devasa borcun faizi de büyüyor. Yani Japonya kendi bütçesini kendi eliyle vuruyor.
Peki faizi artırmazsa? O zaman da yen düşmeye devam eder. Dolar karşısında zaten 160'ı zorluyor.
Yen ucuzladıkça Japonya'nın dışarıdan aldığı enerji, gıda, hemen her şey pahalanıyor. Halk bunu doğrudan cebinde hissediyor.
Gördünüz mü ikilemi? Faiz artır, carry trade ve borç patlar. Faiz artırma, yen ve enflasyon patlar. İki kapı da aynı duvara çıkıyor.
Tamam da bu Japonya'nın derdi, bana ne diyebilirsiniz. Olan şu. Hani başta kapıya yönelen en büyük alacaklı vardı ya, işte o da Japonya.
Elinde yaklaşık 1.19 trilyon dolarlık Amerikan devlet tahvili var. Ve sessizce satmaya çoktan başladı. Sadece yılın ilk üç ayında 29.6 milyar dolarlık tahvil sattı, son dört yılın en hızlı satışı.
Neden?
Çünkü artık kendi evinde faiz var.
Japon yatırımcı parasını riske atıp okyanusun ötesine göndermek yerine evde tutmaya başladı.
Hayatında ilk kez evde de kazanabiliyor.
Bu para eve dönmeye devam ederse, Amerika'nın o dağ gibi borcunu bundan sonra kim alacak?
Cevap belirsiz ve belirsizlik olunca da faizler her yerde yukarı baskı görür.
Sizin kredi faiziniz, kur, kripto, hepsi sonuçta aynı denizde yüzüyor.
Bakın, kıyamet senaryosu çizmiyorum. Japonya bu ipin üstünde 30 yıldır yürüyor, belki yine bir yolunu bulur.
Büyük ihtimalle yavaş, kontrollü adımlarla zaman kazanmaya çalışacaklar. Aceleye getirmezler.
Ama o odadaki insanlar 16 Haziran'da o düğmeye bastığında, etkisini Tokyo'da değil, dünyanın her yerinde hissedeceğiz.
O yüzden bu hafta gözünüz sadece kendi ekranınızda olmasın. Asıl karar çok başka bir yerde veriliyor.
Siz ne düşünüyorsunuz, bana katılmadığınız noktalar var mı?