Büyüleyici kripto dünyasının sevimli babası

Joined October 2021
1,340 Photos and videos
Şu 16 filmi mutlaka izlemelisiniz. 1. The Big Short (2015) 2008 krizini önceden gören bir avuç kişinin hikayesi; en karmaşık finansı bile eğlenceli anlatması başlı başına bir ders. 2. Margin Call (2011) Bir bankada toksik varlıkların fark edildiği o tek geceyi, sessiz ama nefes kesen bir gerilimle anlatıyor. 3. The Wolf of Wall Street (2013) Jordan Belfort'un dolandırıcılık imparatorluğu üzerinden açgözlülüğün insanı nasıl yutup tükettiğini gösteriyor. 4. Wall Street (1987) "Açgözlülük iyidir" repliğiyle bir kuşağı şekillendiren, içeriden bilgiyle kazanmanın bedelini anlatan klasik. 5. Wall Street: Money Never Sleeps (2010) Gordon Gekko hapisten çıkıyor ve hikaye tam 2008 krizinin eşiğinde hırsla hesaplaşmaya dönüyor. 6. Boiler Room (2000) Yasadışı bir aracı kurumda telefonla hisse pompalayan gençler üzerinden kolay para vaadinin gerçek yüzünü gösteriyor. 7. Rogue Trader (1999) Tek bir çalışanın, 233 yıllık Barings Bankası'nı nasıl tek başına batırdığının gerçek hikayesi. 8. Money Monster (2016) Canlı yayında rehin alınan bir finans sunucusu üzerinden piyasa manipülasyonunu ve sıradan insanın öfkesini anlatıyor. 9. Trading Places (1983) Bir bahis uğruna yer değiştiren iki adam üzerinden emtia piyasalarını ve sınıf uçurumunu anlatan komedi klasiği. 10. Dumb Money (2023) GameStop hissesinde internetteki kalabalığın dev fonlara açtığı savaşı, küçük yatırımcının gözünden anlatıyor. 11. Too Big to Fail (2011) Lehman'ın çöküşü ve kurtarma paketinin alındığı o panik dolu günleri perde arkasından gösteriyor. 12. Yalanlar Büyücüsü (The Wizard of Lies, 2017) Robert De Niro'nun canlandırdığı Madoff üzerinden tarihin en büyük Ponzi düzeninin içeriden portresi. 13. Arbitrage (2012) Görünüşte kusursuz bir milyarderin, sakladığı tek bir muhasebe deliğiyle birlikte yavaşça çöken dünyasını izliyoruz. 14. Equity (2016) Bir kadın bankacının gözünden halka arz dünyasının baskısını ve etik çizgilerini anlatan, az bilinen güçlü bir yapım. 15. 99 Homes (2014) 2008 sonrası ev hacizlerinin insani yüzü; adam, kendisini evinden eden kişinin yanında çalışmak zorunda kalıyor. 16. The Hummingbird Project (2018) Birkaç milisaniye kazanmak için kıtalar arası fiber kablo döşeyen yüksek frekanslı trader'ların çılgın yarışı. Peki sizin aklınızdan yıllarca çıkmayan, bir konuyu baştan düşündüren film hangisiydi?
1
15
73
4,883
Şunu bir gün fark ettim ve sonra kafamdan hiç çıkmadı. ABD'nin Hürmüz'den geçen petrole aslında zerre ihtiyacı yok. Kendi enerjisine fazlasıyla yetiyor, üstüne ihraç bile ediyor. Peki Amerikan donanması neden yıllardır o boğazın tam ağzında demirli bekliyor? Düşündükçe gördüm ki hepimizin izlediği maç yanlış maç. Mesele hiçbir zaman İran'ın petrolü olmadı. Şöyle düşünün. Hürmüz'den her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor. Dünyadaki petrolün beşte biri. Peki en büyük alıcısı kim? İran değil, İsrail değil. Çin. Tek başına o boğazdan geçen petrolün 7'sini Çin çekiyor. Japonya, Güney Kore ve Hindistan da eklenince, dört Asya ekonomisi o petrolün dörtte üçünü alıyor. Asıl resim işte burada. Hürmüz'e elini koyan kişi, İran'ı değil, Asya'nın nefes borusunu tutuyor. Amerika orada İran'la güreşmiyor. Çin ekonomisinin ana vanasının başında nöbet tutuyor. İran sahne, asıl seyirci Pekin. Bunu abartı mı buldunuz? O zaman bizzat Çin'in ne yaptığına bakın. Çin yıllardır canla başla kara hatları döşüyor. Rusya'dan, Orta Asya'dan boru hatlarıyla petrol çekiyor. İran'ın petrolünü de dolar yerine yuanla, Amerikan sisteminin tamamen dışından ödüyor. Neden? Çünkü o elin kendi boğazında olduğunu çok iyi biliyor. Kimse, kafeste olduğunu hissetmiyorsa kaçış kapısı yapmak için bu kadar çırpınmaz. Japonya'nın o kapısı bile yok. Bir ada ülkesi, enerjisinin neredeyse tamamı denizden, o tek boğazdan geliyor. Kara hattı döşeyecek komşusu yok. Yani bu satranç tahtasında en köşeye sıkışmış taş Japonya. Şimdi durun ve bunu kendi cebinize bağlayın. Amerika o vanayı birazcık kıstığında petrol 100 doları aşıyor. Çin için üretim pahalanıyor, Japonya'da enflasyon zıplıyor. Ve bu dalga tek tek herkesin kapısına dayanıyor. Türkiye gibi enerjisini dışarıdan alan bir ülkede fatura doğrudan kura, zamlara, akşam soframıza yansıyor. Yani bu, uzakta iki ülkenin yerel kavgası değil. 21. yüzyılın patronunun kim olacağının kavgası. İran ön cephe, Çin asıl hedef, Japonya ezilen taraf, biz de faturayı bölüşenlerden biriyiz. Bir dahaki sefere bir "ateşkes" ya da "savaş" başlığı gördüğünüzde belki şunu kendinize sorarsınız: bu gerçekten İran meselesi mi, yoksa birileri çok daha büyük bir vananın başında sessizce poker mi oynuyor?
2
4
47
6,350
Yıllar içinde izlediğim, parayı ve insanın açgözlülüğünü en iyi anlatan yapımları bir araya getirdim. Sıra önemli değil, hangisi ilginizi çekerse oradan başlayın. 1. Inside Job (2010) 2008 krizini kimin çıkardığını isim isim söküp önünüze koyan, Oscar kazanmış belgesel. 2. Enron: Koca bir enerji devinin muhasebe hileleriyle içten içe çürüyüp nasıl battığını anlatıyor. 3. The Ascent of Money Paranın tarihini Babil'den 2008 krizine kadar dört bölümde gezen, Niall Ferguson imzalı bir seri. 4. Capitalism: Bir Aşk Hikayesi Michael Moore, sistemin kazananları ile kaybedenleri arasındaki uçurumu kendine has alaycı diliyle gösteriyor. 5. The Corporation Şirketleri bir insan gibi düşünürsek nasıl bir kişilik çıkar diye soruyor, verdiği cevap rahatsız edici. 6. Money, Explained Kredi kartından emekliliğe, kumardan dolandırıcılığa günlük para meselelerini kısa bölümlerde açıklıyor. 7. Kara Para Şirketlerin para aklamadan emisyon hilesine uzanan karanlık işlerini bölüm bölüm masaya yatırıyor. 8. The China Hustle Çinli şirketlerin ABD borsalarında sahte hisselerle yatırımcıyı nasıl soyduğunu ortaya çıkarıyor. 9. Madoff: Wallstreet Canavarı 65 milyar dolarlık Ponzi düzeninin onlarca yıl boyunca nasıl fark edilmeden sürdüğünü anlatıyor. 10. Money for Nothing Merkez bankasının bastığı paranın aslında kimin cebine aktığını sade bir dille anlatan bir belgesel. 11. Saving Capitalism Eski Çalışma Bakanı Robert Reich, sistemin neden az sayıda kişinin lehine işlediğini sahada dolaşarak anlatıyor. 12. Warren Buffett Olmak Dünyanın en ünlü yatırımcısının hayatını kendi ağzından, sade ve insani bir dille dinliyorsunuz. 13. Banking on Bitcoin Bitcoin'in doğuşunu ilk topluluğundan ilk skandallarına kadar takip eden, güzel bir giriş belgeseli. 14. The Rise and Rise of Bitcoin Bir yazılımcının gözünden Bitcoin'in ilk yıllarını, madencileri ve Mt. Gox çöküşünü anlatıyor. 15. Trust No One: The Hunt for the Crypto King Bir borsanın kurucusu aniden ölünce kaybolan 215 milyon doların izini süren, tuhaf bir gerçek hikaye. 16. Bitcoin: The End of Money as We Know It Para neden var, neden değer kaybediyor ve Bitcoin nereden çıktı sorularına kısa, net cevap veren bir yapım. Listeyi hazırlarken fark ettim, neredeyse hepsi aynı dersi farklı kapıdan veriyor: sistem en çok, ona en az güvenip kafasını çalıştıran kişiyi koruyor. Peki siz bunlardan hangisini izlediniz, sizi en çok sarsan hangisi oldu?
3
14
58
3,284
Bir şeyin fiyatı, sırf yükseldiği için yükselmeye devam edebilir mi? Kulağa saçma geliyor. Ama piyasayı asıl yöneten kural tam olarak bu. Şöyle düşünün. Okulda bize öğretilen şey basit: bir varlığın fiyatı onun gerçek değerini yansıtır. Fiyat bir aynadır, gerçeği gösterir. Temiz, düzenli, mantıklı. Tek bir sorun var. Doğru değil. George Soros diye birini duymuşsunuzdur. Adam neredeyse bütün hayatını bu inancı çürütmeye adadı. Ona göre fiyat bir ayna değil. Fiyatın kendisi gerçeği değiştiriyor. Buna refleksivite diyor. İsmi korkutucu ama fikir çok basit, anlatayım. İnsanlar bir varlık hakkında ne düşünüyorsa ona göre alıp satıyor. Bu alım satım fiyatı oynatıyor. İşin büküldüğü yer şu: oynayan fiyat, insanların o varlık hakkındaki düşüncesini de değiştiriyor. Fiyat çıktıkça herkes daha iyimser oluyor. İyimser olunca daha çok alıyor. Çok alınca fiyat daha da çıkıyor. Ve döngü baştan başlıyor. Gördünüz mü? Algı fiyatı besliyor, fiyat da algıyı. Biri ötekini kovalıyor ve kolay kolay durmuyor. Balonlar işte böyle şişiyor. Çöküşler de aynı şekilde oluyor, sadece ters yönde. Korku fiyatı düşürüyor, düşen fiyat korkuyu büyütüyor, büyüyen korku yeni satışlar getiriyor. Piyasa o ders kitaplarındaki güzelim dengeye bir türlü oturmuyor. Hep bir uçtan ötekine savruluyor. Peki bu sadece teori mi? Hayır. Soros bu fikirle tarih yazdı. 1992 yılı. İngiltere parasını bir Avrupa kur sistemine bağlamış, sterlini yapay biçimde yüksek tutuyor. Soros bakıyor ki bu sürdürülemez, ülkenin zayıflayan ekonomisi bu kuru taşımıyor. Ve asıl meseleyi fark ediyor. Yeterince insan bu kur çökecek deyip satmaya başlarsa, kur gerçekten çöker. Yani inancın kendisi, kendi gerçeğini yaratır. Soros sterline karşı 10 milyar dolarlık pozisyon alıyor. Ve haklı çıkıyor. 16 Eylül günü İngiltere pes edip sistemden çıkıyor. Sterlin dolara karşı % eriyor. Soros tek günde yaklaşık 1 milyar dolar kazanıyor. Olayın İngiltere'ye maliyeti 3 milyar sterlini aşıyor. Bir adam, koca bir merkez bankasını dize getirdi. Üstelik asıl silahı parası değildi. Asıl silahı şu fikirdi: piyasada gerçek dediğin şey, çoğu zaman herkesin gerçek sandığı şeydir. Şimdi durun ve bunu kendi üzerinize alın. Bir grafiğe bakıp herkes alıyor, demek ki sağlam bir şey diyorsanız, farkında olmadan o döngünün tam içindesiniz. Sizi ikna eden şey varlığın değeri değil, fiyatın hareketi. O hareketi yaratan da sizin gibi düşünen binlerce kişi. Bu yüzden tepelerde herkes en iyimserdir, diplerde en karamsar. Tam tersi olması gerekirken. Soros'un asıl dersi bir alım satım taktiği değil. Şu: piyasa mantıklı bir hesap makinesi değil, kalabalığın ruh halini büyüten bir ayna salonu. Ve içindeyken bunu görmek neredeyse imkansız. O yüzden bir dahaki sefere bir şey sırf çıktığı için size çekici geldiğinde, kendinize şunu sorabilir misiniz: burada gerçek bir değer mi görüyorum, yoksa sadece kalabalığın yankısını mı?
10
6
37
1,940
Şu an herkesin kafasında aynı soru dönüyor ama çoğu kişi yüksek sesle sormaya korkuyor. Bu iş ne zaman dönecek? Sana hem kötü hem iyi haberi aynı anda vereyim. Kötü haber: kimse sana net bir tarih veremez. Veren de ya yalan söylüyordur, ya da sana bir şey satmaya çalışıyordur. İyi haber: grafikler tarih vermez ama bambaşka bir şey verir. Bir kontrol listesi. Her büyük dönüşten önce hep aynı kutucuklar dolar. Ve o liste şu an dolmaya başladı bile. Anlatayım. Ama önce şu hissi bir kenara koy. Çünkü tam da bu his, korku, panik, "her şey bitti" duygusu, dönüşlerin doğduğu yerdir. Hiç kimse tepede korkmaz. Dipler, korkunun en koyu olduğu anda atılır. Şimdi gel, soğukkanlı bakalım. Bitcoin'in bir saati var. Dört yıllık bir ritim. Her halving sonrası kabaca aynı şey oluyor: önce zirve, sonra uzun bir iniş, sonra dip, sonra yeniden yukarı. Bu sefer de tablo farklı değil. Bitcoin son zirvesini Ekim 2025'te yaptı. Geçmiş döngülerde zirveden dibe geçen süre kabaca bir yıl. Yani aynı saat çalışıyorsa, dip bu yılın son çeyreğine, Ekim ile Aralık arasına denk geliyor. İşin ilginç tarafı, ben uydurmuyorum bunu. CryptoQuant, Glassnode gibi zincir verisine bakan büyük firmalar, birbirinden bağımsız, aynı pencerede buluşuyor. 2026 sonu, 50 ila 55 bin dolar bandı. En olası dip orası gözüküyor. Peki o güne kadar neye bakacağız? İşte kontrol listesi. Önce duyguya bakıyorum. Korku ve Açgözlülük endeksi şu an 23 seviyesinde, yani derin korkuda. Bir hafta önce hâlâ açgözlülük tarafındaydı. Yedi günde buraya çakıldık. Bu bir tik. Ama tek başına yetmez; aşırı korku aylarca da sürebilir, bunu sakın unutma. Sonra RSI'a bakıyorum, yani fiyatın ne kadar sıkıştığına. Günlük grafikte aşırı satış bölgesine girdik. Bu da bir tik. Ama beni asıl ikna edecek şey bunlar değil. Asıl baktığım şey MVRV denen bir sinyal. Basitçe şu: piyasanın bugün ödediği fiyat, ortalama alış maliyetinin altına düştü mü? Düşerse, ortalama bir yatırımcı artık zararda demektir. Ve tarih boyunca en iyi alım fırsatları tam o an doğdu. Bu kutucuk henüz tam dolmadı, onu izliyorum. Bir de teyit var. Fiyat şu an 200 günlük ortalamasının altında, 62 bin dolar civarında sürünüyor. O çizgi, kabaca boğanın ayıdan ayrıldığı sınırdır. Fiyat onu geri alana kadar, ne yaparsa yapsın, dönüş teyitli sayılmaz. Ve aşağıda basamaklar var. 58 bin, altında 55 bin, daha altında 50 bin. Fiyat bu basamaklarda tutunabiliyorsa dibe yaklaşıyoruz demektir. Kırıp geçiyorsa, biraz daha sabır. Ama asıl hikaye burada değil. Çünkü bütün bu grafikler tek başına piyasayı çeviremez. Hatırla, riskli her şeyin üstünde bir yerçekimi var: faiz. Fed faizi yüksek tuttukça, o yerçekimi hem Bitcoin'i hem altını aşağı çekiyor. Yani gerçek dönüş, grafikte bir çizgiyle değil, o yerçekimi gevşemeye başladığında gelecek. Gözünü oradan da ayırma. Toparlayayım. "Piyasa ne zaman dönecek" sorusunun cevabı bir tarih değil. Bir manzara. O manzara şu: aşırı korku, dipte sürünen bir RSI, maliyetinin altına inmiş bir piyasa, geri alınan 200 günlük çizgi ve nihayet gevşemeye başlayan faiz. Bunlar bir araya geldiğinde kimse gelip sana zili çalmayacak. Ama liste dolmuş olacak.
3
4
52
3,166
Şu an telefonunuzda duran paranın gerçekten sizin olduğundan emin misiniz? Bunu sonuna kadar okuyun, okuduktan sonra fikriniz değişebilir. Çünkü geçen ay tek bir günde, birkaç cüzdandaki 344 milyon dolar bir anda dondu. Çalınmadı, hacklenmedi. Sahipleri parayı ekranda görüyordu ama tek kuruşunu kıpırdatamıyordu. Kimse kapıyı kırmadı, kimse şifre çalmadı. Birileri sadece birkaç satır kod yazdı. Hepsi bu. Ve bu, son yılların en sessiz ama en önemli olayı olabilir. Çünkü bu bir kaza değil, bir önizleme. Yakında bütün paranın nasıl çalışacağının önizlemesi. Düşünün ki elinizdeki para, sizin adınıza yazılı, sizin kontrolünüzde sandığınız o para, aslında uzaktan bir düğmeyle kapatılabiliyor. Hem de saniyesinde. Abartı gibi gelebilir; çünkü asıl soru artık paranın kime ait olduğu değil. Asıl soru şu: o düğme kimin elinde? Anlatayım. Olan şu. Para giderek koda dönüşüyor. Buna programlanabilir para deniyor. Müthiş tarafı var: anında gönderiyorsun, dünyanın öbür ucuna saniyede gidiyor, üstüne otomatik kurallar koyabiliyorsun. Ama aynı kod parayı hareket ettirebiliyorsa, aynı kod onu dondurabiliyor da. Yani parayı basan kim ise, elinde bir kapatma düğmesi de tutuyor. Bu teorik bir korku değil. Şu an dünyanın en büyük stablecoini olan Tether, bugüne kadar yaklaşık 3,3 milyar dolarlık parayı dondurdu. 7 binden fazla cüzdanı kara listeye aldı. Geçen ay da tek seferde 344 milyon doları kilitledi, hem de ABD Hazinesiyle el ele. Bir cüzdan, birkaç satır kod, ve o para kalıcı olarak taş kesiliyor. Ben bu sayıları ilk gördüğümde durup bir daha okudum. Çünkü bunun anlamı büyük. Şimdi asıl mesele başlıyor. Geleceğin kavgası tam olarak bu düğmenin kimin elinde olacağı. Bir tarafta da devletler var. Çin yıllardır dijital yuanı yaygınlaştırıyor; devlet her işlemi görebiliyor, hatta paraya bir son kullanma tarihi koyup "şu tarihe kadar harca, yoksa eriyecek" diyebiliyor. Avrupa da kendi dijital eurosunu hazırlıyor. Bir tarafta da ilginç bir yol seçen ABD var. ABD, devletin kendi dijital parasını basmasını resmen yasakladı. Onun yerine işi özel stablecoinlere bıraktı. Yani düğme devletin değil, özel şirketlerin elinde; ama o şirketler de devlet işaret edince düğmeye basıyor. Sonuç yine aynı kapıya çıkıyor. Bir de üçüncü bir kutup... Kimsenin dondurabileceği bir düğmesi olmayan para. Bitcoin gibi, kendi cüzdanını kendin tuttuğun. Daha zor, daha ürkütücü, geri alma tuşu yok. Ama hiç kimse uzaktan onu kapatamıyor. Tarih boyunca cebinizdeki para sizindi. Birisi onu almak için fiziksel olarak elini cebinize sokmak zorundaydı. Kimse dünyanın öbür ucundan bir tuşla cüzdanınızı boşaltamazdı. Dijital para tam da bunu değiştiriyor. Yani kolaylık bedava değil. Bedeli şu: o paranın bir kapatma düğmesi var ve o düğme başkasının elinde. Bakın, stabilcoine karşı durun demiyorum, gerçekten çok işe yarıyorlar. Sadece takası bilin. Hangi paranın bir düğmesi var, o düğme kimin elinde, bunu bilin. Ve paranızın bir kısmını kimsenin donduramayacağı bir biçimde tutmayı öğrenin. Çünkü artık para dediğimiz şey koddan ibaret. Ve yazılan her kodun bir sahibi, bir de kapatma düğmesi var. Şimdi fikriniz değişti mi?
6
7
48
3,702
Ethereum'un başı belada olabilir. Dünyanın en iyi güvenlik uzmanları bir koda tam dört yıl baktı. Taradılar, denetlediler, satır satır okudular. Sonunda "temiz" dediler. Dört koca yıl boyunca temiz. Sonra yeni bir şey geldi. Aynı kodu o da inceledi. Ve o dört yılda onlarca uzmanın göremediğini, birkaç saat içinde buldu. Bir saniye durup bunu düşünün. Dört yıl, onlarca uzman, sıfır. O yeni şey, birkaç saat, tam isabet. Bulduğu da küçük bir hata değildi. Koca bir ağın bütün değerini, bütün güvenini bir anda sıfırlayabilecek bir kapıydı. Ardına kadar açık, yıllardır oradaymış, kimse görmemiş. Ve bu daha başlangıç. Abartıyor muyum? Asla. Çünkü bu olay tek bir coinin başına gelen talihsiz bir kaza değil. Senin paranı tuttuğun yerle de doğrudan ilgili. Birazdan neden böyle dediğimi göreceksin. Şimdi düz anlatayım. O "yeni şey" bir yapay zeka modeliydi. Anthropic'in yeni modeli, bir güvenlik araştırmacısının elinde Zcash adındaki gizlilik coininin koduna baktı. Ve 2022'den beri orada öylece duran bir mantık hatasını yakaladı. Sıradan bir hata da değil; birinin durduk yere yoktan para basmasına izin verebilecek türden bir açık. Haber çıktığı an o coin 24 saatte 8 eridi. Olan şu. Kripto dünyasının tamamı tek bir sessiz varsayımın üstünde duruyor. O varsayım şu: kod açık kaynak, herkes görebiliyor, madem dört yıldır kimse bir açık bulamadı, demek ki güvenli. İşte bu hafta o varsayım çatladı. Çünkü artık masada yeni bir oyuncu var. Bir insanın aylarca uğraşıp bulamayacağı şeyi saatler içinde tarayan bir makine. Ve bu makine yorulmuyor, sıkılmıyor, satır satır her şeye aynı sabırla bakıyor. Ben de her gün bu yapay zekalarla çalışıyorum, ne yapabildiklerini yakından görüyorum. Bu yüzden o haberi okuduğumda sırtım ürperdi. Çünkü bir sonraki soru kendiliğinden geliyor insanın aklına. Peki ya Ethereum? Dikkat edin, Ethereum hacklenmedi. Kimse Ethereum'da bir açık bulmuş değil. Ama beni korkutan da zaten tam olarak bu. Çünkü bugün dünyadaki merkeziyetsiz finansın yaklaşık h'i Ethereum üstünde dönüyor. Üstünde kilitli duran para 38 milyar dolar civarında. Ve bütün o devasa yapı, aynı eski varsayıma yaslanıyor. Kodumuz denetlendi, o yüzden güvenli. Aynı varsayım. Zcash'te bu hafta çöken varsayımın tıpkısı. Burada işin asıl ürkütücü tarafı bir dengesizlik. Saldırganın tek bir açık bulması yetiyor. Savunmacının ise her satırı, her ihtimali, her köşeyi kapatması gerekiyor. Bu kavga zaten hiçbir zaman adil değildi. Yapay zeka ölçeğe girince iyice eğrildi. Bir de şunu ekleyeyim. Anthropic'in halka kapalı tuttuğu, bundan çok daha güçlü bir sürümü var; şimdilik sadece kırk kadar büyük şirkete verilmiş durumda. Halka açık hali ise tam bu günlerde geliyor. Yani bu güç artık bir avuç insanın tekelinde değil, yavaş yavaş yayılıyor. Ama asıl hikaye burada değil. Çünkü madalyonun bir de öbür yüzü var. Aynı yapay zeka açığı bulabiliyorsa, aynı yapay zeka onu kapatabilir de. Düşünün, artık denetçiler de tam tamına aynı silaha sahip. Vitalik Buterin'in işaret ettiği yol da bu zaten. Matematiksel olarak ispatlanmış, yapısı gereği hata barındıramayan kod. Yani saldırı güçlenirken savunma da güçleniyor. Yani bu bir kıyamet değil. Bu bir silah yarışı. Ve her silah yarışında olduğu gibi, kim daha hızlı uyum sağlarsa o ayakta kalır. Bakın, bireysel yatırımcı olarak senden kod denetlemeni kimse beklemiyor. Ama şunu aklının bir köşesine yaz. Bundan sonra bir projeye para koyarken sorman gereken soru değişti. Artık mesele bu coin yükselir mi değil. Asıl mesele şu. Bu kodun arkasında kim var, ne kadar ciddi denetleniyor, yapay zeka çağına hazır mı? Çok az kişi bunun farkında işin üzücü yanı... Peki sizce yapay zeka blockchaini yok edebilir mi?
8
6
69
21,330
Finansal Özgürlük İstiyorum diyen herkesin okuması gereken 10 kitap: 1. Paranın Psikolojisi - Morgan Housel 2. Borsa'da Tek Başına - Peter Lynch 3. Blockchain Devrimi - Don Tapscott & Alex Tapscott 4. Akıllı Yatırımcı - Benjamin Graham 5. Kriptopara Çağı - Paul Vigna & Michael J. Casey 6. Mum Çubuğu Rehberi - Steven Nison 7. Babilin En Zengin Adamı - George S. Clason 8. Teknik Analiz mi dedin? Hadi Canım sen de! - Ali Perşembe 9. Bir Borsa Spekülatörünün Anıları - Edwin Lefevre 10. Satoshi Dünyayı Değiştiriyor - Dr. Vedat Güven & Erkin Şahinöz Bu kitapların çoğunun internet ortamında PDF olarak bulunmakta. Türkçesini bulamasanız bile İngilizce PDF'ini büyük ihtimalle bulabilirsiniz. İsterseniz NotebookLM'ye yükleyip Türkçe özetler veya açıklamalar oluşturabilirsiniz.
3
33
134
6,169
Yüzlerce saatlik kurstan daha fayda gördüğüm mum formasyonları tablosu. Kaydedin lazım olur.
3
5
52
3,413
Ben bir şey fark ettim. Ve fark ettiğimden beri piyasaya bakışım değişti. Lütfen sonuna kadar okuyun... Şu son birkaç güne bakın. Bitcoin, altın, hisseler, hepsi aynı anda düştü. Aynı yöne, hep beraber. Garip değil mi? Normalde böyle olmaz. Biri düşerken öteki çıkar. Korkarsınız, güvenli liman diye altına kaçarsınız. Ama bu sefer altın da herkesle beraber çakıldı. Kaçacak liman yoktu. Çoğu kişi buna şanssız bir hafta diyor. Kimi de her birine ayrı bir suçlu buluyor. Bitcoin'e ETF çıkışı, altına dolar, hisseye Fed. Sanki üç ayrı kaza olmuş. Ama asıl hikaye burada değil. Asıl olay, bütün bunların arkasında duran tek bir sayıda. Çoğunuzun ekranında bile olmayan, adını belki hiç duymadığınız bir veri. Ben de yıllarca görmezden geldim onu. Sonra bir gün oturdum, matematiğini yaptım. Ve dondum kaldım. Anlatayım. Çünkü bir kere anladığınızda, bir daha aynı gözle bakamazsınız. O sayının adı, Amerikan 10 yıllık devlet tahvili faizi. Sektörde kısaca risksiz getiri diyorlar. Neden risksiz? Çünkü dünyanın en güçlü devletine borç veriyorsunuz, o da size garanti faiz ödüyor. Batma ihtimali sıfır kabul edilir. Yani hiç düşünmeden, hiç ter dökmeden alabileceğiniz en tembel para budur. Şu an bu faiz %4.5 civarında. Ve son 12 ayın en yükseğinde. Şimdi şöyle düşünün. Hiçbir risk almadan paranıza %4.5 kazandırabiliyorsunuz. Köşede otur, parayı al. Peki o zaman riskli bir şeye neden girersiniz? Ancak ve ancak size o %4.5'tan fazlasını vaat ediyorsa, değil mi? Olan şu. O risksiz getiri, piyasadaki her şeyin kıyaslandığı çizgidir. Her hisse, her coin, her varlık o çizgiyi geçmek zorunda. Geçemiyorsa para sessizce oradan çıkar ve risksiz tarafa kaçar. Warren Buffett bunu tek cümlede söylemiş. Faiz, varlık fiyatları için yerçekimi gibidir, demiş. Bir düşünün. Faiz düşükken yerçekimi zayıftır, her şey havalanır, fiyatlar uçar. Faiz yükseldikçe yerçekimi ağırlaşır ve her şeyi aşağı çeker. Şimdi gelelim Bitcoin ile altına. İkisinin ortak bir derdi var. Size faiz ödemezler. Altını kasada tutarsın, getirisi sıfır. Bitcoin'i cüzdanda tutarsın, getirisi sıfır. Sadece fiyatı artsın diye tutarsın, başka bir şey vermez. Risksiz faiz sıfıra yakınken bu dert değildi. Madem devlet de sıfır veriyor, bari yükselme ihtimali olanı tutayım derdin. Bana da mantıklı geliyordu. Ama şimdi devlet %4.5 veriyor. O sıfır getirili şeyleri tutmanın artık görünmez bir bedeli var. Kaçırdığın o %4.5. İşte tam bu yüzden faiz her yükseldiğinde ilk düşenler hep getiri ödemeyen varlıklar olur. Gördünüz mü? Altın ile Bitcoin'in aynı anda çakılması tesadüf değil. İkisi de aynı yerçekiminin altında eziliyor. Peki şu an ne mi oluyor? Tam olarak bu. Fed faizi indirmeyeceğini, hatta bu yıl hiç indirmeyebileceğini söylüyor. Piyasa neredeyse i ihtimalle bu yıl sıfır indirim fiyatlıyor. Faiz yüksek kalıyor, yani yerçekimi güçlü. Sonuç ortada. Bitcoin 80 binin üstünden 62 binin altına geldi. - Altın ayı piyasasına girdi. - Tek bir haftada Bitcoin ETF'lerinden 3.4 milyar dolar çıktı, bu fonların 2024'te doğuşundan beri en büyük kaçış. Peki o para nereye gidiyor dersiniz? O risksiz %4.5'a. Köşedeki para piyasası fonlarına. Bakın, kafanıza tek bir şey kazıyın. Haberlerde her varlık için ayrı ayrı, süslü püslü sebepler okuyacaksınız. Çoğu gürültü. Asıl bakmanız gereken tek bir yer var. O 10 yıllık faiz. Yukarı gidiyorsa yerçekimi artıyor, riskli her şey nefessiz kalıyor demektir. Aşağı dönmeye başladıysa yerçekimi gevşiyor, riskli varlıklar yeniden nefes alıyor demektir. Çoğu büyük dönüş de zaten tam oradan başlar. O yüzden yarın sabah ilk iş Bitcoin fiyatına bakmayın. O faize bakın. Gerisini boş verin. Çünkü Bitcoin'in fiyatı, aslında çoktan o faizin bir gölgesi. Peki siz ne düşünüyorsunuz?
16
15
110
16,800
16 Haziran. Sıradan bir salı. Bir odada birkaç kiÅŸi toplanacak ve küçük bir düğmeye basacaklar. O düğmeye bastıkları an, sizin hiç haberiniz olmadan, cebinizdeki paranın deÄŸeri deÄŸiÅŸmeye baÅŸlayacak. Abartıyor muyum? KeÅŸke. Çünkü son 30 yıldır dünya piyasasının altında gizli bir yakıt akıyordu. Hisseler, kripto, Amerikan tahvilleri, son yılların bütün o yükseliÅŸi, hepsi aynı sessiz kaynaktan besleniyordu. İnsanların çoÄŸu bu kaynağın adını bile bilmiyor. Ve o kaynak tam ÅŸu sıralar kurumak üzere. Dahası var. Dünyanın en büyük alacaklısı, kimseye tek kelime etmeden çoktan kapıya yöneldi bile. İşin asıl tuhaf tarafı ise ÅŸu. Bu ülke ne yaparsa yapsın kaybediyor. İleri adım atsa bir ÅŸey kırılıyor, olduÄŸu yerde dursa baÅŸka bir ÅŸey. 30 yıldır üstünde yürüdüğü ip ilk kez bu kadar inceldi. Neresi mi? Aklınıza en son gelecek yer. Japonya. Evet, o sakin, düzenli, hiçbir ÅŸey olmuyormuÅŸ gibi görünen Japonya. Şöyle düşünün. Japonya neredeyse 30 yıldır faizi sıfıra yapışık tuttu. Yani Tokyo'dan bedavaya yakın yen borç alabiliyordunuz. Dünyadaki büyük fonlar tam olarak bunu yaptı. Ucuz yeni aldılar, dünyanın dört bir yanında daha yüksek getirili ne varsa ona yatırdılar. Amerikan tahvili, hisse, kripto, aklınıza ne gelirse. İşte o gizli yakıtın adı buydu, carry trade. Ve trilyonlarca dolarlık bir büyüklüğe ulaÅŸtı. Ama ÅŸimdi bir ÅŸey deÄŸiÅŸti. Japonya'da yıllardır beklenen enflasyon nihayet geldi. Merkez bankası bu yıl için çekirdek enflasyon tahminini %2.8'e çıkardı. Ve 15-16 Haziran'da toplanıyorlar. Piyasa diyor ki, neredeyse € ihtimalle faizi artıracaklar. Bir merkez bankası faiz artırmış, ne olacak ki demeyin. Çünkü Japonya kazanamayacağı bir oyunun ortasında. - Faizi artırırsa, o ucuz yen düzeni bozulur. - Yeni borç alıp dünyaya dağıtanlar pozisyonlarını kapatmak zorunda kalır. - Borçlarını ödemek için yeni geri almaları gerekir, bunun için de ellerindeki her ÅŸeyi satarlar. Bunu daha önce gördük. 2024 AÄŸustosunda küçük bir prova yaÅŸandı, birkaç gün içinde piyasalar dünya çapında sarsıldı. Åžimdi konuÅŸtuÄŸumuz ÅŸey o provanın büyük ihtimali. Bir de Japonya'nın kendi borcu var. Devletin borcu, ülkenin bir yılda ürettiÄŸi her ÅŸeyin iki katından fazla. Borç, milli gelirin #2'si civarında. Faiz yükselince bu devasa borcun faizi de büyüyor. Yani Japonya kendi bütçesini kendi eliyle vuruyor. Peki faizi artırmazsa? O zaman da yen düşmeye devam eder. Dolar karşısında zaten 160'ı zorluyor. Yen ucuzladıkça Japonya'nın dışarıdan aldığı enerji, gıda, hemen her ÅŸey pahalanıyor. Halk bunu doÄŸrudan cebinde hissediyor. Gördünüz mü ikilemi? Faiz artır, carry trade ve borç patlar. Faiz artırma, yen ve enflasyon patlar. İki kapı da aynı duvara çıkıyor. Tamam da bu Japonya'nın derdi, bana ne diyebilirsiniz. Olan ÅŸu. Hani baÅŸta kapıya yönelen en büyük alacaklı vardı ya, iÅŸte o da Japonya. Elinde yaklaşık 1.19 trilyon dolarlık Amerikan devlet tahvili var. Ve sessizce satmaya çoktan baÅŸladı. Sadece yılın ilk üç ayında 29.6 milyar dolarlık tahvil sattı, son dört yılın en hızlı satışı. Neden? Çünkü artık kendi evinde faiz var. Japon yatırımcı parasını riske atıp okyanusun ötesine göndermek yerine evde tutmaya baÅŸladı. Hayatında ilk kez evde de kazanabiliyor. Bu para eve dönmeye devam ederse, Amerika'nın o daÄŸ gibi borcunu bundan sonra kim alacak? Cevap belirsiz ve belirsizlik olunca da faizler her yerde yukarı baskı görür. Sizin kredi faiziniz, kur, kripto, hepsi sonuçta aynı denizde yüzüyor. Bakın, kıyamet senaryosu çizmiyorum. Japonya bu ipin üstünde 30 yıldır yürüyor, belki yine bir yolunu bulur. Büyük ihtimalle yavaÅŸ, kontrollü adımlarla zaman kazanmaya çalışacaklar. Aceleye getirmezler. Ama o odadaki insanlar 16 Haziran'da o düğmeye bastığında, etkisini Tokyo'da deÄŸil, dünyanın her yerinde hissedeceÄŸiz. O yüzden bu hafta gözünüz sadece kendi ekranınızda olmasın. Asıl karar çok baÅŸka bir yerde veriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz, bana katılmadığınız noktalar var mı?
8
4
52
2,921
Bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz değil mi? 10 Haziran Çarşamba günü ABD enflasyon verisi açıklanıyor. Ve bütün piyasa, kripto dahil, nefesini tutmuş o veriyi bekliyor. Neden bu kadar önemli? Anlatayım. Ama önce geçen haftaya dönmemiz lazım, çünkü olay orada başladı. Geçen hafta ABD istihdam verisi geldi. Beklenti 85 bin yeni işti. Gelen rakam 172 bin. Yani neredeyse iki katı. Kulağa iyi haber gibi geliyor değil mi? Piyasa için değildi. Şöyle düşünün. İstihdam güçlüyse ekonomi sıcak demektir. Ekonomi sıcaksa Fed faizi indirmez, hatta "belki artırırım bile" der. Faiz yüksek kalacaksa da herkes riskli ne varsa elinden çıkarır. Ve çıkardılar. Bakın geçen hafta ne oldu: - Bitcoin ETF'lerinden tek haftada 3,4 milyar dolar çıktı. 2024'ten beri en büyük kaçış. - Altın 2026'nın en dibini gördü, haftalık neredeyse %4 düştü. - Dolar güçlendi. Hepsi aynı tek korkudan. Faiz inmeyecek korkusu. İşte Çarşamba bu yüzden kritik. Enflasyon verisi bu korkuyu ya doğrulayacak ya da dağıtacak. Enflasyon yüksek gelirse "faiz daha da uzun süre yüksek kalır" denir, kripto ve altın bir bacak daha aşağı iner, dolar uçar. Düşük gelirse piyasa rahat bir nefes alır, "belki Fed yine masaya oturur" der, riskli varlıklar toparlar. Tek bir rakam, bütün haftanın yönünü çizecek. Ama asıl hikaye burada bitmiyor. Bir de İran var. Hürmüz'deki ateşkes görüşmeleri durdu, İran masadan kalktı. Petrol şu an sakin ama bu çok kırılgan bir sakinlik. Bir kıvılcım, petrol fırlar. Peki petrol fırlarsa ne olur? Enflasyon azar. Enflasyon azarsa faiz daha da yükselir. Yani aslında İran haberi bir enflasyon haberidir, farkında olmayabilirsiniz ama öyle. Bitcoin tarafında gözünüzü tek bir seviyeye dikin: 59 bin dolar. Burası kritik destek. Altında 57 bin kırılırsa yol 52 bine kadar açık. Ama şunu da eklemem lazım, bu panik tablosunun altında ilginç bir şey var. Uzun vadeli fonlar tam bu düşüşte sessizce alıyor, bu aralığı biriktirme bölgesi olarak görüyorlar. Yani ETF'lerden para çıkarken, başka bir kapıdan içeri giriyor. Çıkan kâr satan ilk gelenler, giren uzun vadeyi düşünenler. Peki bizim için, Türkiye için ne demek bütün bunlar? Dolar dünya genelinde güçlenince lira en çok ezilen taraflardan biri oluyor, bunu zaten biliyorsunuz. Gram altında ise garip bir denge var. Ons altın dışarıda düşüyor ama lira da eridiği için gram altının düşüşü bizde yumuşuyor. Yani dışarıda altın çakılırken sizin gram çok daha az hissedebilir. Acı ama gerçek. Bizi koruyan şey altının gücü değil, liranın zayıflığı. Toparlayayım. Gelecek hafta bir tahmin oyunu değil, bir sabır oyunu. Çarşamba'ya kadar ortalık ya sinir bozucu derecede sessiz ya da sebepsiz dalgalı olabilir. Asıl hareket o veriyle gelecek. Peki siz piyasanın gidişatı hakkında ne düşünüyorsunuz? A. Soygun düzeni bu; kaçabilen kaçsın. B. Dipte olduğumuzu düşünüyorum. C. Dalgalanmalar normal; ben sabırla bekliyorum.
13
9
81
10,214
Altın neden düşüyor? Soruyu bir daha sorayım çünkü kulağa saçma geliyor. Ortada savaş var. Petrol fırlamış. Hürmüz alev alev. Dünyanın en gergin günlerinden birindeyiz. Ve altın düşüyor. - Pazartesi bir günde %3 indi. - Son bir ayda  eridi. - Ocak'taki rekordan beri çakılıyor. Bunu bir düşünün. Herkesin "kriz çıkarsa oraya kaçarız" dediği o güvenli liman, tam kriz çıkınca düşüyor. Mantıklı mı? Bana da gelmedi. Ama asıl hikaye burada değil. Asıl hikaye şu: altın düşmüyor, altın düşürülüyor. İkisi arasında çok büyük fark var. Anlatayım. Bugün büyük fonlar "portfolio margin" denen hesapları kullanıyor. Yani altını, kriptoyu, hisseyi hepsini aynı teminat havuzunda tutuyorlar. Olan şu. Bir yerde bir şey çöküyor, diyelim kripto sertçe düştü. O düşüş teminatta açık yaratıyor. Fon o açığı kapatmak için acilen nakit bulmak zorunda. Peki en hızlı neyi satarsın? En kolay satılanı. Yani altını. Yani altını satan adam altından kaçmıyor. Başka bir yerdeki açığı kapatmak için elindeki en sağlam şeyi bozduruyor. 2008'de de böyle oldu. 2020'nin o ilk korku haftalarında da. Önce altın bile düştü, panik geçince roket gibi gitti. Şimdi diyeceksiniz ki "iyi de ben ne yapayım?" Bak, kısa vadeyle uzun vadeyi karıştırma. Fiyat her gün zıplar, panikler, ekranda kırmızı yeşil yanar. Ama altının binlerce yıllık işi bir haftada değişmez. Merkez bankaları hâlâ alıyor, para hâlâ basılıyor, dünya hâlâ tekinsiz. O yüzden bu kırmızı tabloya bakıp "altın bitti" diye paniğe kapılma. Beş yıl önce "dolar 8 lira olmuş, çok pahalı" diyenler de aynı paniği yaşıyordu. Ekranı kapat, bir nefes al. Asıl resim sandığından büyük.
19
16
160
39,617
Bitcoin düşerken herkes tek bir günah keçisi arıyor. Yok Saylor sattı. Yok ETF'ten para çıktı, İran gerginliği... Hepsi doğru aslında. Ama hiçbiri tek başına sebep değil. Asıl mesele, hepsinin aynı anda üst üste gelmesi. En büyük ve en sessiz sebep ETF'ler. Amerika'daki spot Bitcoin fonlarından neredeyse iki haftadır üst üste para çıkıyor. Toplam çıkış 3,5 milyar doları aştı bile. Bu önemli, çünkü son iki yılın yükselişini sırtlayan kurumsal paraydı. Şimdi o para sessizce kapıya yöneldi. Bir varlık yükselirken herkes "ben de varım" der. Düşmeye başlayınca aynı kalabalık çıkışta birbirini ezer. Sonra kaldıraç devreye girdi. Fiyat aşağı kırılınca 1,6 milyar dolarlık long pozisyon zorla kapatıldı. Yani düşüş kendi kendini besledi, çığ gibi büyüdü. Bir de Saylor meselesi var, malum. 4 yılda ilk kez bitcoin sattı. Miktar küçüktü ama mesaj büyüktü. "Asla satmam" diyen adam sattıysa, demek bir şeyler değişti. Güven çatladı, fiyat 73 binin altını gördü. Dışarısı da yardım etmedi. İran gerginliği petrolü yukarı itiyor, petrol enflasyonu yukarı itiyor, enflasyon da faiz indirimi umudunu öldürüyor. Amerika'da istihdam beklenenden güçlü çıkınca Fed'in eli iyice ağırlaştı. Bütün bunların ortak dili tek kelime: risk. Risk kapanınca ilk satılan ne olur, biliyor musunuz? En riskli görünen şey. Yani bitcoin. İşte asıl canımı sıkan kısım da burası. Bize yıllarca "dijital altın", "güvenli liman", "krizde sığınak" diye anlatıldı. Ama her gerçek kriz anında bitcoin bir altın gibi değil, bir teknoloji hissesi gibi davranıyor. Borsa düşerken o da düşüyor, çoğu zaman daha sert. Sonuç ortada. Bu hafta 72 binlerden 61 binlere indi.  buharlaştı. 4 ayın en düşüğü. Peki bu düşüşte en çok kim yandı? Yine aynı kişi. Tepeden alan. Dipte, herkes korkarken satan. Yani küçük yatırımcı. Kurumlar soğukkanlı çıktı, kaldıraçlılar tasfiye oldu. Sıradan insan ise elindekini zararına bıraktı. Bitcoin'in hikayesi hep aynı yere geliyor. Yükselişini gazetelerde okuyorsun. Düşüşünü cüzdanında hissediyorsun. Sizce nereden döner peki?
19
9
84
19,821
Saylor'un BTC satışı çok iyi oldu. Nedenini biliyorsunuz değil mi? Bunu söyleyince kripto tarafında çoğu kişi kaşını çatıyor, farkındayım. Dört yıldır tek satoshi satmamış adam. "Asla satmam" lafını kaç kere duyduk, sayısını unuttum. Bir kimlik olmuştu resmen. Sonra geçen hafta 32 tane bitcoin satıyor, 26 ile 31 Mayıs arasında, ortalama 77 bin dolardan. Toplamı 2.5 milyon dolar. 2.5 milyon. Adamın elinde 843 bin $btc var. 61 milyar dolar. Sattığı şey bunun %0.0038'i. Yani koca bir havuza bir damla. Ama piyasa damlaya damla muamelesi yapmadı. MSTR açılışta %5 düştü, bitcoin 72k altını gördü. 32 bitcoin için bu. Bence burada satılan bitcoin değildi zaten. Hikâyeydi. Niye sattığına gelince, o kadar da gizemli değil. STRC diye bir imtiyazlı hisseleri var, ona temettü ödüyorlar, temettü için de nakit lazımdı. Saylor geçen çeyrek toplantısında zaten ima etmişti, biraz satıp ödeyeceğiz piyasa alışsın diye gibisinden. Planlı bir şeydi yani. Hatta sattığı her bitcoine karşılık 10 ila 20 tane geri alacağını söylüyor. Matematik tarafı hâlâ ona çalışıyor, orası ayrı mesele. Şimdi dürüst olayım, bu noktada kendi dediğime tam oturmayan bir şey var. Madem bu kadar önemsiz, herkes niye bu kadar köpürdü? Belki de göründüğü kadar önemsiz değildir. Belki insanların hissettiği şey o sayı değil, o "asla" kelimesinin çöpe gitmesiydi. Çünkü dört sene boyunca bu adam bitcoin'i bir varlık gibi değil, bir inanç gibi anlattı. Hodl, satmayacağım, diamond hands, sonsuza kadar tutacağım... MSTR'ın hisse primi bile bunun üstüne kuruluydu. İnsanlar şirkete, içindeki bitcoinden daha fazla para veriyordu. Sebebi buydu, Saylor satmaz diye. Geçen hafta o adam sattı. Miktar açıkçası umurumda değil. Asıl olan şu: bitcoin artık yönetilen bir hazine kalemi oldu. Gerektiğinde satarsın, temettünü ödersin, sonra geri alırsın. Sıradan bir şirketin nakit yönetiminden farkı kalmadı. Tuhaf olan, bence bu iyi bir şey. Bir şeyin etrafındaki tapınma bittiğinde o şey büyümüş demektir genelde. Altına bakın.Bir zamanlar mistik bir şeydi, şimdi merkez bankası bilançosunda tek satır, o kadar. Bitcoin de oraya doğru gidiyor sanırım. Kripto tarafı ikiye bölündü tabii. Yarısı panik tepe geldi diyor. Yarısı 2.5 milyon diye dalgasını geçiyor. İkisini de pek doğru bulmuyorum. Mesele ne kadar sattığı değildi. İnancıydı. İnanç kayınca da, ona fazladan anlam yükleyenler farkı eninde sonunda cüzdanında görür. Yani Saylor bitcoin satmadı. Bir efsaneyi sessizce rafa kaldırdı.
7
7
89
21,750
Yüzlerce saatlik kurs değerinde enfes bir tablo. Dikkatle bakın
1
10
55
2,704
Meme coinlerde büyük fırsatları yakalamak istiyorsanız, elinizin altında bulunması gereken 30 araç var. 2021’den bu yana onlarca meme coin döngüsünü takip ettim. Bazı projeler birkaç gün içinde katlandı, bazıları ise aylarca sabır istedi. Bu süreçte en çok işime yarayan şey doğru araçları kullanmak oldu. 📌 Yeni token keşfi için: • DEXScreener • Axiom • Birdeye • GeckoTerminal • GMGN • Token Terminal 📌 Rug ve dolandırıcılık kontrolü için: • RugCheck • TokenSniffer • GoPlus Security • Bubblemaps • DeFi Scanner 📌 Balina hareketlerini takip etmek için: • Arkham Intelligence • Nansen • Lookonchain • Spot On Chain • Cielo Finance • DeBank 📌 Sniper ve işlem botları için: • Banana Gun • Maestro Bot • Trojan Bot • BONKbot • Photon • Bullx 📌 Sosyal medya ve hype takibi için: • LunarCrush • Kaito AI • TweetScout 📌 On-chain veri ve piyasa analizi için: • Dune Analytics • TradingView • Ave ai Kripto piyasasında avantaj elde etmek isteyenlerin bu araçları en azından tanımasında fayda var. Bazıları fırsat bulmanıza yardımcı olurken, bazıları da tek bir yanlış işlemle sermayenizi kaybetmenizi engelleyebilir. İşinize yaradıysa kaydetmeyi ve çevrenizle paylaşmayı unutmayın.
5
20
100
7,361
Bir savaş nasıl "sıkıcı" olur? Dünyanın en güçlü adamı bu hafta tam olarak bunu söyledi. İran'la süren görüşmeler sorulunca, "sıkıcı olmaya başladı" dedi. Sonra ekledi: açıkçası umurumda bile değil, daha azını umursayamazdım. Bir savaş. Sıkıcı. Aynı gün petrol bir anda %7 fırladı. Brent 95 dolara dayandı. Nisan ayında 119 doları görmüştü zaten. Aynı gün Lübnan'da ölü sayısı 3.433'e çıktı. On binden fazla yaralı. Ve biri bütün bu tabloya bakıp "sıkıldım" diyor. Şimdi şunu bir düşünün. Bir adamın canının sıkılması petrolü neden oynatsın ki? Çünkü o "sıkıldım" derken İran masadan kalkmıştı. Ve kalkarken bir şey söyledi: Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatabiliriz. Hürmüz neresi? Dünya petrolünün yaklaşık 'sinin geçtiği dar bir su yolu. Her beş varilden biri oradan akıyor. Kapanırsa, akmıyor. Sen o boğazı hayatında belki bir kez bile haritada aramadın. Ama o ince su yolu senin benzin deponun fiyatını yazıyor. Marketteki ekmekte var. Kargoyla gelen kutuda var. Isınma faturanda var. Çünkü petrol pahalanınca her şey pahalanıyor, üretmesi de taşıması da. İşte bu yüzden bir adamın "sıkıldım"ı ile senin cüzdanın aynı cümlede buluşuyor. Şimdi dürüst olalım, madalyonun bir de öbür yüzü var. Belki de blöf yapıyor. Belki "umurumda değil" demek, masadaki karşı tarafa "benim acelem yok, asıl sıkışan sensin" mesajını vermenin bir yolu. Nitekim aynı kişi birkaç saat sonra "görüşmeler hızla devam ediyor" diye yazdı. Olabilir. Taktik olabilir, kabul. Ama taktik olsa bile değişmeyen bir şey var. O pazarlık sürerken petrol oynuyor, insanlar ölüyor, ve dünyanın öbür ucundaki biri faturasının neden kabardığını bile anlamıyor. Beni asıl rahatsız eden savaşın kendisi değil aslında. O kelimenin bu kadar rahat ağızdan çıkabilmesi. Bir kriz yeterince uzayınca insan ona alışıyor. Önce korkutuyor. Sonra yoruyor. En sonunda da sıkıyor. Tehlikeli olan tam da bu. Çünkü bir şeye "sıkıcı" demeye başladığın an, ona bakmayı bırakıyorsun. Ve çoğu zaman, tam da bakmayı bıraktığın an, fatura sessizce kapına dayanıyor.
4
7
46
3,186
Bu araçları ve siteleri kullanmayan bilmeyen kalmasın 1. TradingView 2. CoinDesk 3. Arkham 4. CryptoQuant 5. Solscan 6. Whale Alert 7. Dune Analytics 8. Token Unlocks 9. CoinGecko 10. The Block 11. DexCheck 12. Revokecash 13. Etherscan 14. Alphanomics 15. DeFiScan 16. Glassnode 17. SnowTrace 18. TrendSpider 19. Blockchair 20. ApeSpace 21. Messari 22. Tenderly 23. LookIntoBitcoin 24. Kaiko 25. Nansen 26. CoinMetrics 27. DexScreener 28. TheTIE 29. DefiSafety 30. Bitquery 31. Onchain Wizard 32. CryptoPanic 33. HyperDash 34. DEXTools 35. Token Metrics 36. Birdeye 37. CryptoSlate 38. CoinMarketCap 39. DefiLlama 40. OKLink 41. Chainbase 42. BscScan 43. Token Terminal 44. Chainalysis 45. GeckoTerminal 46. Santiment 47. Parsec Finance 48. Snapshot 49. Scam Sniffer 50. L2Beat 51. CryptoFees 52. Bubblemaps 53. CoinGlass 54. EigenPhi 55. Blockworks Research 56. Phalcon Explorer 57. Breadcrumbs 58. Woobull 59. GoPlus Security 60. CryptoRank
2
23
106
6,336
Bazı şeylere anlam veremiyorum artık. Tayvan'ın borsası Hindistan'ı geçip dünyanın 5. büyüğü oldu, neredeyse 5 trilyon dolar. Üstüne yapay zekanın eğitim çiplerinin yüzde 99'u o adadan çıkıyor. Yani trilyonlarca dolarlık bir geleceği Çin'in 180 km uzağındaki bir adaya yaslamışız. Cümle kurulunca insanın aklı durmuyor mu? Bir an dur ve düşün. Hayatında bir kez bile yapay zekayla konuştuysan, o cevabı sana getiren çip o adada üretildi. Hangi modeli açarsan aç, sonunda iş aynı fabrikalara çıkıyor. Dünyadaki en gelişmiş çiplerin yüzde 92'sini tek bir şirket üretiyor. Üstüne o şirketin bütün fabrikaları o küçük adada. Düşünün, dünyanın geleceğini kuran teknolojinin temeli, tek bir adanın elektriğine, suyuna ve dinginliğine bağlı. Tayvan'la Çin arası sadece 180 kilometre, yani İstanbul'dan Bursa'ya gitmek kadar bir mesafe. Geçen hafta Çin'in sahil güvenliği Tayvan'a ait küçük bir adacıkta zaten kapışmaya başladı. Trump'ın Pekin'e gidip dönmesinin ardından Xi baskıyı bir tık daha artırdı. Üstelik tam bir savaş bile gerekmiyor. Çin'in adayı çevirip gemileri durdurması, geçidi bir-iki aylığına kilitlemesi yeterli. Bloomberg oturup hesabını yapmış. Olası bir Tayvan çatışması ilk yıl içinde dünya ekonomisinden yaklaşık 10 trilyon dolar siler. Bu küresel GSYH'nin neredeyse onda biri demek. Tek bir yıl içinde, bir adada çıkacak bir krizden. Bunu okuyup geçtin değil mi? Çünkü rakam o kadar büyük ki insan algılayamıyor. Şimdi sevilmeyecek kısma geldik. Wall Street rekor üstüne rekor kırıyor; Goldman bu hafta S&P 500 hedefini 8.000'e çıkardı, hepsi yapay zeka coşkusuyla. Ama o coşkunun fiziksel temeli, küçük bir adanın hâlâ sakin kalmasına bağlı. Yani trilyonlarca dolarlık bir yükseliş, dünyanın en kırılgan jeopolitik noktasında duruyor. Sahanın diğer ucunda da Pekin var. Tabii kimse savaş istemiyor. Hatta en istemeyen Çin; çünkü bir çatışmada onun GSYH'sinden yüzde 11 silinir. Yani soğukkanlı bir hesap yapan kimsenin işine yaramaz bu. Ama kuralların bittiği bir çağda, güçlü olan her zaman soğukkanlı hesap yapmıyor. Üstüne dahası var: o ada her geçen yıl daha değerli hâle geliyor. Yani risk azalmıyor, büyüyor. Peki bu seni neden ilgilendirsin? Çünkü cüzdanın artık o adaya bağlı. Portföyündeki hisselerden kullandığın teknolojiye, hatta çocuğunun gelecekte alacağı eğitime kadar her şeyin bir köşesinde o fabrikanın damgası var. Bir abluka olur, o şirket bir hafta üretimi durdurursa, dünyadaki her büyük teknoloji şirketinin değeri erir. Senin yatırımın da. Aklımdan çıkmayan tek soru şu: Madem bu kadar değerli bir şey bu kadar kırılgan yerde duruyorsa... ...neden hâlâ kimse "B planımız var" diyemiyor?
3
5
66
5,907