bu binada çalışıyordum. o yüzden bir çift laf etcem. bugüne kadarki benzer videolarla birlikte giydircem.
bu tarz videolarda bir şey dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama videoyu çekenlerin hepsi ya kadın ya da efemine erkek ik personeli falan. bu artık feminizm, kadın hakları vs değil, doğrudan ülke ekonomisine zarar veren bir terör faliyeti.
şirket bana dava açarsa 10 yıl boyunca saklamak zorunda olduğu tüm yazışmalarla birlikte (evet yazışma) karşı dava açacağımı biliyordur. sözlerimde en ufak bir abartma veya yalan yok. olamaz da zaten ama yine de uyarımızı koyalım. bu yazı bir iftira ve karalama yazısı değil, içerden ve dışarıdan bir gözle eleştiri yazısıdır.
1 sene boyunca bir departmanda tek başıma çalıştım. tek başına derken 9-5 mesaiyi kastetmiyorum. bizim sektörde nöbet sistemi de olduğu için 365x24 bir çalışmayı kastediyorum. bu ne demek? bu hanfendinin açık büfe yemekhaneye inip mücver gömdüğü saatlerde ben mesai yapıyordum. diğerlerinin osura osura uyuduğu gece 3 gibi saatlerde bana telefonla bir iş gelebiliyordu. saatlerce süren işin ardından tekrar sabah 7'de işe gidiyordum. akşam dışarı çıkacağım zaman bilgisayarla çıkmak zorundaydım. sırt çantam artık organım gibi bir şey olmuştu. böyle çalışan bir tane kadın bulamazsınız türkiye'de. varsa gelsin, özür dileyip istiklal caddesinde memelerimi açarak femen eylemi yaparım. aylarca yanıma bir yardımcı istedim ki bu 7x365lik çalışma (yıllık izin kısmını anlatcam birazdan) yarıya düşsün en azından. ayrıca bir gün şirketten ayrıldığımda da en azından işi birine öğretmiş olarak gideyim, ne çocuk bocalasın ne de şirket zor durumda kalsın (hala şirketi düşünüyorum).
(hatta haaala şirketi, ülkeyi düşünüyorum. bu yazıyı yazarken bile).
yıllık izinlerim vardı tabii ki, ancak bilgisayar ve telefonla gitmek zorundaydım. 15 dakikada bir denizden çıkıp telefonumu kontrol ediyordum ki bana dedike müşterilerle ilgili bir sorun yaşanmasın. tatilde kız arkadaşımla baş başa güzel bir vakit vakit geçirirken birden ayfonun o iğrenç zil sesi başlıyordu gecenin bi saatinde. ve bu çağrılar bekletilmeye gelmiyor, kapatılamıyor, problemi çözerken zamanla yarışıyorsunuz. kısaca şu an remote çalışma denilen mesai tarzı benim için yıllık izindi. bi gece çok sarhoş olup martıdan düşüp kıçımı kırdım, 3 gün boyunca ayakta çalıştım ama çalışmaya devam ettim (şirket kim olduğumu anlamıştır). çünkü işimi yapabilecek başka birisi yok. hatta yazışmalar duruyorsa -ki durmak zorunda- o gün bir kadın çalışanla şu tarz diyalog geçti aramızda:
- şunu bugün yapabilir misin?
böyle işler de hep tırnağımın kırıldığı günlere denk geliyor hehe.
- senin en azından tırnağın kırılmış.
ayakta çalıştığımı bilen müdürümle de şöyle bir diyalog:
nasıl gidiyo işler?
- iyi abi.
güzel. var mı başka bir şey?
- ben de iyiyim abi. başka bir şey yok.
pardon unuttum. nasıl oldun?
- siktir et abi. işler iyi.
aşağı spor salonuna inersem set aralarında nöbet ekranını kontrol etmek zorundayım. şirket servisinde, takside, barda, gece kulübünde, otobüs durağında pc açtığım oldu çokça kez.
hanfendiye bakıyoruz -ki şirketin en az yarısı böyle- günde belki 2-3 saat mesai yapıyor. buna karşı değilim. yapabilir. ama ben de o kadar yapacaksam yapabilir. eğer o 2-3 saat ben 16 saat mesai yapıyorsam kimse kusura bakmasın burada bir adaletsizlik vardır, eşşeklik vardır ve bu şirket 16 saat mesai yapanı kaybeder, yerini doldurmak için de 2-3 saat çalışandan birkaç tane almak zorunda kalır. nitekim öyle de oldu. benim yerime önce 2 sonra da 3. çalışanı aldılar. totalde bana verdikleri paradan çok daha fazlasına tabii. ha yalan yok, maaşım şirket ortalamasının baya bir üstündeydi ama 2 çalışan maaşı kadar da değildi.
türkiye'de bu şirkete benzer çok fazla şirket var. temel politikaları kadın erkek eşitliği. 1 erkek çalışana 1 kadın çalışan düşüyor. amacı bunu eşitlemek. ne verim, ne ekonomi.. sadece sayı eşit olsun. bunu tuvalet aynalarına falan yazıyorlar. "adamakıllı" kelimesini kullanmak yasak mesela. "tastamam" diyecekmişiz onun yerine. aynaya yazmışlar bunu erkekler tuvaletinde (
adamakilli.org ismi nerden geliyor anlaşılmıştır :d)
bunun 20.000-50.000 veya 100.000 çalışanı olan şirketlerde temel politika olduğunu düşünün. bunun verimlilik açısından rezalet bir yöntem olduğunu, değil şirkete, ülke ekonomisine bile ne denli zarar vereceğini görmek için yöneylem dersi almaya gerek yok ki koç holding'in ülke ekonomisine doğrudan etkisi , tahmini dolaylı etkisi %-30 arasında. bugün elinize geçen her 100 liradan 30'u koç'un elinden geçmiş yani dün. ve bu şirket neredeyse tekel konumunda olduğu için, tekel olmasa bile rakipleri de aynı şekilde çalıştığı için parasını her türlü kazanıyor. yaptığı iş yarım yamalak bile olsa kazanıyor.
ayrıca erkek müdür altında çalışan kadın çalışanın gördüğü müsamaha, kadın müdür altında çalışan kadın çalışanın gördüğü mobbing gibi durumlardan bahsetmiyorum bile. kısaca müdür ve çalışan cinsiyetleri arasında şöyle bir problem çizelgesi oluşuyor:
e -> k: aşırı müsamaha
k -> k: kıskançlık
k -> e: aşırı müsamaha
e -> e: ideal çalışma
bunu herkes kendi iş yerini -şirketten bağımsız- gözlemleyebilir. konumuz bu değil. eğer gerizekalı değilseniz yazının "kadınlar çalışmasın" temalı olduğunu da düşünememeniz gerekiyor. gerizekalı iseniz yazının sırf bunun için yazıldığını söylemeniz normal. alıştık bu sitede gerizekalılara. yine de açıklayayım; buradaki mevzu, bu tarz büyük holdinglerin şirket politikalarında verimliliğin değil kadın erkek -zorlama- eşitliğinin öncelenmesinin ülke ekonomisine verdiği zarar. bunu düzeltmediğimiz sürece bu ülkeden ne bir kalite bekleyin ne de ekonomik düzelme ve refah.