Dışarıda bulman gereken hazır bir yol yok. Yol yürüdükçe oluşur. Karar aldıkça, seçtikçe, sorumluluk aldıkça, bedel ödedikçe taş taş döşenir. Ve son olarak niyetine göre şekillenir.
İç dünyasında kirli hisseden dışarıya kendini parlatır, değersiz hisseden erdem satar, eksik hisseden sürekli tavsiye verir. Olgunlaşmış ve bütünleşmiş olansa fazla konuşmaz, sormadan akıl vermez, kendini allayıp pullamaz. Yeni tanıştığınız insanlara bir de bu açıdan bakın.
Evlilik sorunlarınızı aile, akraba, arkadaşlarla paylaşmayın. Hem kendi iç sesinizi kaybeder hem de sorunları daha da kronikleştirirsiniz. Bunun yerine gerekiyorsa profesyonel destek almanız daha işlevseldir.
Gerçek güç sakin ve dingindir. Net bir duruştur. Kendini ve sınırlarını çok iyi tanımaktır. Olgunlaşmış bir kendine inanç ve güçtür. Açıklamaya, ikna etmeye çalışmaz. Sadece kendini olduğu gibi ortaya koyar.
Olduğun yerden başla. Olmak istediğin, olman gerektiğine inandığın yerden değil. Tam şu an olduğun yerden. Kırgın başla, üzgün başla, yorgun başla. Sadece başla.
İnsanla bağ, hayatla bağın sadece küçük bir kısmıdır. Ama tüm yalnızlık, insanla bağ eksikliğine yüklenir. Kişinin kendiyle ve hayatla olan bağı görmezden gelinir. Bunu görebilenler; yalnızlıklarını bir yara olarak değil, güzel bir bahçe olarak görecektir.
Anlamıyor musun? Aşırı empati ve tepkisizlik seni hasta eder. Yaşadıklarını taş yaşasa çoktan çatlamıştı. Sense hâlâ “onu mu kırarım, bunu mu üzerim?” diye düşünüp duruyorsun. Neyse, beni dinlemezsen bedenin birgün sana anlatır.
Kimsenin zihnindeki mutluluk şemasını tamamlamak ve bu uğurda kendinizden, öz saygınızdan vazgeçmek zorunda değilsiniz. Özellikle söz konusu aileyse. Unutmayın, kan bağı değil gönül bağı önemlidir. Ve gönül bağı, haksızlığa uğradığınız yerde parçalanır.
Sonra bir gün gelecek; ne kadar çok bilmediğini, ne kadar çok sandığını, ne kadar gereksiz korktuğunu, hiç değmeyecek insanlara ne kadar gereksiz anlamlar yüklediğini anlayacaksın. Ve 'olmaya' bir adım daha yaklaşacaksın.
İnsanın, hayatında ters giden şeyleri değiştirebileceğine dair gücünü fark etmesi ve bu inancı geri kazanması. İşte değişimin başladığı nokta tam olarak burası.
Dönüştüğünüzde pek çok kişiyi kaybedeceksiniz. Kimi suçlayarak, kimi sitem ederek gidecek, kimiyse sessizce uzaklaşacak. Kimsenin suçu değildir bu. Değişim kendiliğinden gelmiştir. Ama karşınızdaki kayıp duygusunu her zaman size bir suçluluk olarak yansıtacak.
İnsan, bağı onarmak istediğinde tartışır. Bazen kavga eder, bazen uzun uzun anlatmaya çalışır. Sonra bir gün tükenir ve susar. Susmak derin bir vedadır aslında. Anlayana.
Günümüz insanı boşluğa dayanamaz. Boşluğu hemen bir etkinlikle doldurmak ister. Çünkü değerli hissetmesi, bir şeyler yapmasına koşullandırılmıştır. Oysa boşlukta durabilme becerisi dönüşüm için çok önemlidir. Boşluk, yeni kimliğin sancılı doğum odasıdır.
Bayramda..
- Evlilik ne zaman?
- Yok mu çoluk çocuk?
- Okul bitmedi mi daha?
- Ne oldu senin o iş?
vb. sorularla terör estiren akrabalara karşı bir GİBİ dizisi repliğiyle cevap veriyoruz :) "Ben senin yılgın bir hoşgörüyle beni benimsemene mi kaldım."
Çiftler tartışırken, çoğunlukla iki yetişkin tartışmaz. İçlerindeki yaralı çocuklar ya da öfkeli ergenler tartışır. Bunu anladığınızda, çatışmalarınızı incitme boyutuna gelmeden sağlıklı çözümlemeniz mümkün.
Bir duygu oluşuyor, bir hal. Ve uygun koşullar oluştuğunda onu anlamlı kılmak için bir insana bağlıyorsun. Sonra sanıyorsun ki o duygu, o insanla ilgili. Hayır, her şey seninle ilgili. Acın, sevincin, hüznün; hepsi seninle ilgili.
Ya hayatta kalabilmek için alçak düzene ayak uyduracak ya da benlik saygını korumak uğruna aç kalacaksın. Bu, günümüzde onurlu bir insanın yaşadığı en büyük çelişkidir.
Bağ kurmak sorumluluk almaktır. Sorumluluk almak; ilgilenmek, zaman ayırmak, önemsemek, değer vermek demektir. İncitmemek için özen göstermektir. Bir insanla, bir çiçekle ya da bir hayvanla; fark etmez. Sorumluluk yoksa gerçek bir bağ yoktur.