Fotoğraftaki kişi Avrupa'da Padre Ottomano olarak bilinen bir karakter. Hakkında sayfalar dolusu hikâyeler, tiyatro eserleri yazılmış, kendisine ithaf edilen eserler notaya alınmıştır. Onu bu kadar önemli kılan, Sultan İbrahim'in bir şehzadesi olduğu iddiasıdır...
Peki bizim tarihimizde çok da bilinmeyen bu hadisenin aslı astarı nedir?
Olaylar zinciri, 1644 yılının sonbaharında, Osmanlı Sarayı’nın en nüfuzlu isimlerinden Kızlarağası Sünbül Ağa’nın, hac vazifesini yerine getirmek (veya bazı iddialara göre sürgüne gitmek) üzere kalabalık bir maiyet ve yüklü bir hazineyle Mısır’a doğru yola çıkmasıyla başlar. Sünbül Ağa’nın gemisinde, sarayda dadılık yapan Zafire Hatun ve onun küçük oğlu Osman da bulunmaktadır. Bu gemi, Rodos yakınlarında Malta Şövalyeleri’nin (Hospitalier Şövalyeleri) filosu tarafından pusuya düşürülür ve tarihe "Sünbül Ağa Vakası" olarak geçen kanlı bir çatışma yaşanır. Çatışmada Sünbül Ağa şehit edilirken gemideki büyük hazine yağmalanır, Zafire Hatun ve oğlu Osman ise esir alınarak Malta’ya götürülür.
İşin siyasi ve askerî boyutu, korsanların bu baskından sonra ganimet ve esirlerle birlikte Venedik hâkimiyetindeki Girit Adası'nın bir limanına yanaşarak burada ikmal yapmalarıyla patlak verir. Zaten Venedik ile gergin olan ilişkiler, korsanlara yataklık yapıldığı gerekçesiyle kopma noktasına gelir. Sultan İbrahim, bu durumu Venedik’in korsanlarla işbirliği yaptığına dair açık bir delil sayar ve Osmanlı tarihinin en uzun sürecek denizaşırı harekatı olan Girit Seferi’ni (1645-1669) başlatır. Dolayısıyla, küçük bir çocuğun kaçırılması ve bir geminin yağmalanması olayı, Venedik Cumhuriyeti’nin Doğu Akdeniz’deki hâkimiyetinin sonunu getirecek olan 24 yıllık kanlı bir savaşa gerekçe oluşturur.
Hikayenin en tartışmalı kısmı ise esir alınan küçük Osman’ın kimliğidir. Malta Şövalyeleri, ele geçirdikleri bu çocuğun Sultan İbrahim’in öz oğlu, annesi Zafire Hatun’un ise Sultan’ın baş kadını olduğunu iddia ederler. Avrupalı tarihçiler ve dönemin diplomatları bu iddiaya sıkı sıkıya sarılırken, Osmanlı kaynakları bunu kesin bir dille reddeder. Osmanlı’ya göre çocuk, Sünbül Ağa’nın sarayda çok sevdiği ve Sultan İbrahim’in de zaman zaman şakalaşıp oynadığı, ancak hanedan kanı taşımayan bir köle veya dadı oğludur. Ancak Malta Şövalyeleri için bu çocuk, Osmanlı’ya karşı kullanılabilecek paha biçilemez bir politik koz ve canlı bir rehinedir. Bu nedenle Osman, Malta’da bir şehzadeye yaraşır özenle büyütülür, özel eğitimler alır ve nihayetinde Hristiyanlığı kabul ederek Domenico di San Tommaso adını alır.
Zamanla Dominiken tarikatına katılarak bir rahip olan Osman, artık Avrupa saraylarında "Padre Ottomano" lakabıyla tanınan canlı bir propaganda aracı hâline gelir. Papalık ve Venedik, bu "Hristiyan Şehzade"yi Avrupa başkentlerinde, Paris’te ve Londra’da dolaştırarak Türklere karşı düzenlenecek yeni haçlı seferleri için destek ve para toplamada kullanır. Hatta bir dönem, Osmanlı tahtında hak iddia etmesi için planlar bile yapılır ancak bu planlar hiçbir zaman gerçeğe dönüşmez. Osmanlı Devleti’nin asla ciddiye almadığı ve "düzmece bir şehzade" olarak gördüğü Padre Ottomano, ömrünü vatanından uzakta, kendisine biçilen bu suni kimliğin gölgesinde geçirir ve 1676 yılında Malta’da yaşanan bir veba salgını sırasında hayatını kaybeder; geriye ise onun üzerinden başlayan savaşların ve diplomatik krizlerin tozlu kayıtları kalır.