Mesele şahıslar veya isimler değil; fıkra adı altında açığa çıkan, gücünü kibirden alan o köhne 'Beyaz Türk' zihniyetidir. Ülkemizin kalıcı barışı inşa etme yolunda 'Terörsüz Türkiye' idealiyle en kritik aşamadan geçtiği bu dönemde, toplumsal hassasiyetleri yaralayan bu tür yaklaşımlar basit birer şaka olarak geçiştirilemez.
Genel Başkanımız Sayın
@MetinerBasin açıkça ortaya koyduğu üzere; incitilen kitlelerden, Kürtlerden ve Kürt kadınlarından hakkıyla istenmeyen, sadece 'zevahiri kurtarmak' adına yapılan samimiyetsiz özür açıklamaları kibirli bir refleksin devamıdır. Türk | Kürt kardeşliğini pusuda bekleyen odakların istismarına açık hale getiren, üstenci bir dille toplumsal onuru hedef alan bu tehlikeli zihniyete karşı durmak devletimizin bekası ve milletimizin birliği için elzemdir. Dernek olarak, bu haklı duruşu sonuna kadar destekliyoruz.
Demokrasi ve Birlik Derneği
Mesele, Rahmi Koç meselesi veya Koç ailesi meselesi değildir.
Mesele, Rahmi Koç’la açığa çıkan o “Beyaz Türk” zihnidir.
Öfke ve hesaplaşma o zihnedir.
Bunu getirip 95 yaşına bağlamak veya yalnızca Koç’la ilişkilendirmek kasıtlı bir saptırma değilse şayet, tam bir gaflet veya cehalet halidir.
Soruyorum:
Koç’un fıkrasındaki veya mizahındaki kadın “Türk kadını” olabilir miydi?
Olsaydı sizce ne olurdu?
Mesele, devletimizin bekası ve milletimizin birliği için tehdit oluşturan o eski Türkiye artığı “Beyaz Türk” zihnin, Koç’un dilinde yeniden ete kemiğe bürünmüş olmasıdır.
Hem de kalıcı bir barışı sağlamak üzere olduğumuz “Terörsüz Türkiye” sürecinin bu en kritik aşamasında.
Şayet Koç Kürtlerden ve Kürt kadınlarından doğru dürüst özür dilemiş olsaydı bu sorun kapanmış olurdu.
Ama o özür diye takdim edilen iki cümlelik açıklamasında bile kendisinden özür dilenenler Kürtler ve Kürt kadınları değildi.
O kısa açıklamanın kendisi bile “Beyaz Türk” kibrinin zevahiri kurtarmak için mecbur kaldığı bir yeni libasa bürünme haliydi.
Oysa Koç’un bahsettiği kadının bir kimliği vardı. Samimiyet ve üzüntü içeren bir özür o kimlik üzerinden yapılmalıydı.
Bu içerikte bir özür, tartışmaların yanlış mecralara taşmasını önleyecektir.
Değilse bu tartışmalar kaş yapayım derken göz çıkartacak yanlış mecralara çekilebilir.
Bundan ülkemiz zarar görebilir.
Türk-Kürt kardeşliğini darbelemek için pusuda bekleyenler süreci enfekte edecek zararlı duygu iklimi oluşturmak için düğmeye basabilir.
Bunu önlemek için yapılacak sahiplenici tutumlar da başkaca bir güven bunalımına ve duygu kopukluğuna yol açabilir.
Buradan açıkça belirtmek isteriz ki,
Bu tarz bir özrü kibrine yediremeyen “Beyaz Türk” zihni, milletimizin kadim kardeşliği ve birliği için ciddi bir tehdittir.
Bu tehditi görmezlikten gelenler ülke barışına farkında olmadan zarar verirler ve kendi güvenilirliklerine de gölge düşürürler.
Asıl meselemiz budur bizim.
Bunu takılmamamız gereken basit bir şakalaşma olarak görmemeliyiz.
Bizim böyle şakalarımız olamaz.
Olmamalıdır.
Ve bu tür şakalara asla hoşgörümüz de olmamalıdır.
Cumhuriyet Savcılarımız asıl bu zihinle hesaplaşırlarsa anlamlı ve doğru bir iş yapmış olurlar.
Bu üzücü dersin yeni bir arınma sürecine evrilmesini hep birlikte sağlayabilirsek, ülkemizin kalıcı barışına ve birliğine anlamlı bir katkı sağlamış oluruz.