🇹🇷
Ülkemiz hakkında her gün yüzlerce yorum okuyoruz.
Kimileri her şeyin kötüye gittiğini söylüyor, kimileri ise hiçbir sorun olmadığını…
Oysa gerçekler çoğu zaman bu iki uç noktanın arasında yer alır.
Evet, Türk Lirası son yıllarda değer kaybetti.
Evet, enflasyon birçok aileyi zorladı.
Evet, çözülmesi gereken ekonomik ve sosyal sorunlarımız var.
Ancak yalnızca sorunlara bakmak da bizi gerçeğin tamamından uzaklaştırır.
Çünkü aynı dönemde Türkiye birçok alanda sayısız önemli mesafeler kat etti.
2002 yılında yaklaşık 36 milyar dolar olan ihracatımız bugün 270 milyar dolar seviyelerinin üzerine çıktı.
Savunma sanayii ihracatı yüz milyonlarca dolarlardan milyarlarca dolarlara yükseldi.
Türk savunma şirketleri artık dünyanın en büyük savunma sanayii listelerinde yer alıyor.
Ulaştırma altyapısı, havalimanları, otoyollar, enerji yatırımları, üretim kapasitesi ve teknolojik yetkinlikler geçmişe göre çok daha ileri bir noktaya ulaştı.
Peki buna rağmen neden sürekli bir karamsarlık hissediyoruz?
Çünkü artık cebimizde dünyanın tüm olumsuz haberlerini taşıyoruz.
Eskiden de krizler vardı.
Eskiden de ekonomik sıkıntılar vardı.
Eskiden de siyasi tartışmalar vardı.
Fakat bunlar günün her saati telefon ekranlarımızda değildi.
İnsan zihni olumsuzluklara daha fazla odaklanır.
Sosyal medya algoritmaları da korku, öfke ve endişeyi ödüllendirir.
Bu nedenle bazen yaşadığımız gerçekliği değil, sürekli maruz kaldığımız olumsuz içerikleri hayatın tamamı sanmaya başlarız.
Daha da önemlisi, şikâyet etmek zamanla bir alışkanlığa dönüşebilir.
Alışkanlıklar ise bulaşıcıdır.
Sürekli şikâyet edilen ortamlarda insanlar farkında olmadan üretme isteğini, mücadele gücünü ve umut duygusunu kaybetmeye başlar.
Oysa tarih bize başka bir şey anlatıyor.
Türkiye hiçbir zaman kolay şartlara sahip bir ülke olmadı.
Savaşlar gördü.
Krizler yaşadı.
Depremler yaşadı.
Küresel ekonomik dalgalanmalarla mücadele etti.
Ama her seferinde ayağa kalkmayı hatta dimdik ayakta kalmayı başardı.
Türkiye her zaman ileriye doğru adım atmayı başarmış güçlü bir ülke oldu.
Bazen yavaşlamış, bazen zorlanmış, bazen bedel ödemiştir.
Ama hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmemiştir.
Bugün bize düşen görev de aynı anlayışı sürdürmektir.
Yaşımız kaç olursa olsun kendimizi geliştirmek, okumak, araştırmak ve üretmek zorundayız.
Çünkü güçlü ülkeler yalnızca güçlü ekonomilerle değil; güçlü ailelerle, güçlü bireylerle ve güçlü bir toplumsal bilinçle inşa edilir.
Aile nasıl bir çocuğun ilk okuluysa, toplum da milletlerin ortak okuludur.
Birlik ve beraberlik yalnızca bir slogan değil, kalkınmanın temel şartlarından biridir.
Türkiye’nin elbette önünde büyümeye devam ederken kat edeceği uzun bir yol var.
Unutmayalım tarih göstermiştir ki bu ülke, karşısına çıkan engellerden daha büyük hayaller kurmayı bilen insanların omuzlarında yükselmiştir.
Bugün karamsarlığı değil bilgiyi,
şikâyeti değil çözümü,
umutsuzluğu değil üretimi büyütme zamanıdır.
Çünkü Türkiye’nin hikâyesi hiçbir zaman vazgeçenlerin değil, mücadele edenlerin hikâyesi olmuştur.
Sonuç olarak;
Vatandaşı olduğumuz güzel ülkemizin ekonomik, eğitim, bilim, teknoloji, sanayi, spor ve kültür alanlarında elde ettiği her başarıyı takdir etmeyi ve taçlandırmayı bilelim.
Çünkü gelişimin ilk şartı, yapılanı inkâr etmek değil; yapılanın üzerine daha iyisini inşa etmektir.
Bireyler olarak daha çok okuyalım, daha çok araştıralım, daha çok üretelim.
Ve bu ülkenin geleceği, yarından umut kesenlerin değil; yarın için çalışanların ellerinde şekillenecektir.
Sadece bayramlarda, milli maçlarda ya da özel günlerde değil…
Her gün ülkemize sahip çıkalım.
Başarılarıyla gurur duyalım, eksiklerini ise birlikte tamamlamaya çalışalım.
Daha çok okuyarak, daha çok üreterek, daha çok çalışarak Türkiye’nin geleceğine katkı sağlayalım.
Vatan sevgisi yalnızca sözlerle değil, her gün ortaya koyduğumuz emekle gösterilir.
#türkiye #hissechat #ekonomi #kültür #eğitim #finans #sanat #teknoloji