Bugün "Borsa İstanbul'da trader" olduğunu söyleyen bir kişiyle sohbet ettik. İlk anda bunun suç olduğunu söylediğimde önce inkar sonra kabul etti ama "devlet" diye bahsettiği hükümeti suçlayarak kendi suçunu meşrulaştırma çabasına girdi.
Sonra da "piyasa yapıcılığı" dediğimiz şeyi "tahta yapıcılığı" olarak ifade ederek "eğer bu yaptığımız olmasa piyasa asla sizin söylediğiniz teorilerle çalışmaz" iddiasında bulundu.
Piyasa yapıcı, aynı anda hem alış (bid) hem de satış (ask) fiyatı koyar. Aradaki farka spread denir ve bu, piyasa yapıcının gelir kaynağıdır. Örneğin bir hisseyi 99,80'den alıp 100,20'den satıyorsa, 0,40'lık spread kazancı elde eder. Bu işlemleri yapmaya yetkili olanlar borsa üyesi aracı kurumlar, bankalar ve özel trading şirketleridir. Bunlar dışında bu işlemin yapılması suçtur.
Ben kendisine finansı hem bir bilim hem de ilişkili olduğu psikoloji, hukuk, strateji, felsefe vb. boyutlarıyla açıklamaya çalışarak aslında ne kadar büyük riskler aldığını vurguladım. Ancak, bilişsel çelişki sorunları, bilgi eksikliği ve aşırı özgün ile bildiğini okumaya devam etti.
Bu arada "teori" dediği şey bilimsel karşılığı ile değil, gerçek hayatta karşılığı olmayan boş düşünceler anlamında kullanılıyordu. Oysa iddia ettiği şeylerin yanlış olduğu ve piyasanın hangi teorilerle çalıştığını açıklamaya çalıştığımda; özellikle de finansal sürdürülebilirlik teorimi ifade ettiğimde dinlemedi bile...
Türkiye'nin en iyi devlet üniversitelerinden birinden işletme finans öğrenimi görmüş olmasına rağmen bilim, hukuk ya da iletişim konularında çok ciddi yetersiz ama 200 milyon dolar hacimli işlem yaptığını açıkladı. Üstelik halka arz da yapıyormuş. Çünkü bir ayda 0 kazanç sunduğu için kendisine "hayır" diyen olmadığı gibi kazandırdığı sürece ortada suç olmadığını çünkü kimsenin şikayet etmeyeceğini ifade etti.
Sonra da şu mantığı ileri sürdü: eğer bir suçu herkes işliyorsa ortada suç diye bir şey olamaz çünkü piyasa böyle çalışıyordur. Ben de bu mantığın yanlış olduğunu vurgulamak için "eğer öyle ise kadına yönelik şiddet o kadar yaygın ki bunu suç olarak görmeyelim" dediğimde "finans ve şiddet nasıl aynı olur?" diye itiraz etti. Oysa burada hukuk felsefesi, hukuk sosyoloji, mantık ve daha çok fazla şey hatalı olsa da kadına yönelik şiddetin kök nedenleri arasında en önemli payı kadınların iş hayatında yönetici olması, adil ücret alması ve finansal özgürlük kazanması önündeki engeller alıyor.
Osmanlı Devleti'nin ilk dış borçlanmayı yaptığı 1854 yılına kadar, devlete tek kredi veren kesim konumunda olan Galata Bankerleri Dönemi, İMKB'nin İstinye'ye taşınmasına kadar incelendiğinde bile mali suçların bireysel veya organize halde belli bir ahlakının olduğu bilinmelidir. Bu suçlar hiçbir zaman günümüzdeki kadar aleni işlenen ve aşırı özgüvenle savunan halde olmamıştır.
Osmanlı'nın Wall Street'i diyebileceğimiz Bankalar Caddesi'nde kaldırıma naylon sererek menkul kıymet satan bir kişi hakim karşısına çıkarıldığında tırnakçılıkla suçlanır ama adam kendini tek cümleyle şöyle savunur: Ne münasebet? Beni nasıl tırnakçılıkla suçlarsınız? Benim sanatım var. Ben simsarım!
Beraat eder. Bugün cehaletin aşırı özgüvenle yarıştığı bir toplumda ne kadar yetkinliğiniz varsa o kadar cehennemi yaşıyorsunuz. Bazı kaynaklarda "son din" olarak tanıtılan para pek çok insanın gerçekten taptığı tek güç haline gelmiştir. Bunun için çiğnemeyecekleri hiçbir değer kalmamıştır. Bunun tüm piyasaya ve tüm topluma zarar verdiğini anlamak için daha nasıl bir felaket gerekli ben bilemiyorum. Herkes "bunu biz düzeltemeyiz" diyerek cebini doldurmaya bakıyor.
Ve ben bu paylaşımları her yaptığımda 50-100 kişi takibi bırakıyor. Takipçi sayısının azalması zerre umurumda değil ama akıl, ahlak ve liyakate verilen değerin azalarak yok olma aşamasına gelmesi gerçekten çok endişe vericidir.