“Böyle hassas bir ruh öldürme programı ve beklentiyi ehlilileştirme siyaseti ile karşı karşıya kalmanın yoruculuğu beterdir bilirsiniz.”
Akın Olgun
Hayat hep ileri akar
Bugün, tutuklamalara alıştırma aşamasına geçildi sanırım. Evlere bayrak asıp, sandıkları girme, sandıkları sayma, akşam İmamoğlu'nu ilan etme, duyguyu "kazandık" moduna çekme...
Bu arada tutuklamaların haberleri gelmeye devam eder. O da, bu da, şu da derken geçer zaman.
Zaman hep ilaç olmaz, duyguları sünger gibi çeker çoğu kez.
Beklemeye alır coşkuyu.
İktidar bu yüzden hiç bir şey vermek istemez. Huyudur biliyorsunuz gram bir şey vermemek.
Hal böyle olunca "ne kazandık" duygusu kımıl kımıl olur.
Her kaybedişe "siyasal zafer" demek bir nebze kurtarıcı olur ama ilaç olmaz biliyorsunuz. Çünkü içinizi gıdıklayan gerçek başkadır vb.
Gece RTÜK darbesi geldi. Bilen bilir, ekranlara çökmek, karartmak 12 Eylül işidir. Abilerimiz iyi bilir anlamını.
Dün bunun duygusu verildi "abilere"
Bugünün yarını, yarının yarını var elbette.
Kuşkusuz bir yol örülecek ve 4 gündür gece gündüz uyumayan şehirler ve onları yalnız bırakmayan insanlar, "iriş" diyecek hisle, öfkeyle. Hesabını yazacak yüreğine, aklına...
Bir gün o hesabı görmek için, temizlenip, süslenip, giyinip çıkacak sokağına ve adımlayacak hesabını görmeye.
Bazen sandık olur bu, bazen "bayram" ama mutlaka olur.
Çünkü bu kibir, bu nobranlık, bu halk iradesine darbe, küçümsemeler, tehditler, sopa göstermeler, kurşun, gaz, cop, cezaevi, tabut göstermeler kesmez hayatın akışını...
Bir şeyin olma ihtimali, olacağının nedenidir aynı zamanda çünkü.
Kaçış yok yani bundan.
4 gündür, gece gündüz ayakta bekleyen, öfkesini, umudunu, coşkusunu meydana koyan, kuru gürültü siyasetçileri hizaya çeken, havanın soğunu haykırışında ısıtan o yüzbinler, milyonlar, ne olup bittiğini anlamaz mı, anlar elbette.
Öfkesinin sadece yönetenleri tedirgin etmediğini bilmez mi, bilir.
Lakin içindeki zaferi tutar sır gibi...
"Kimse konuşmuyor", "kimse sesini çıkarmıyor", "koyun gibi insanlar", "bir cacık olmaz" duygusunu bir kez daha ters köşeye yatırdı bu yüzden işte halk.
Asıl sorunun, kendisini mecburiyetlere, çaresizliğe, sessizliğe sıkıştıran siyasette, siyasetçilerde olduğunu gösterdi bir kez daha.
Ez cümle, müesses nizam büyük ve geniştir!
İçinde güç, mevki tutmuşların, paçasına hiç ama hiç çamur bulaşmaz.
Bu yüzden onları hep tiril tiril görürsünüz.
İşte o tayfanın cebine, bir şeyler ters gittiğinde, istenmeyen şekilde geliştiğinde, rahatsız edici olduğunda veya bir şeyler uykuları kaçırıcı hale geldiğinde bir not düşer.
"Bu iş büyürse devlet gelir, herkes zarar görür..."
Çark bozulmayacak, daha fazla ileri gidilmeyecek ve hızla ortalık toplanılacak demektir bu.
İşte uzmanlık burada devreye girer, akıl tıkır tıkır işler, plan, program hızla, toplumsal ruh okuyucuları tarafından organize edilir.
Bir bakmışsınız, dün iktidar aparatı olmuş ve seçim kaybettirmiş bir isim, hiç bir şey yokmuş gibi size konuşuyor, ajitasyon çekiyor, "mücadele" falan diyor, bir bakmışsınız eski bir şarkı, coşkunuzun üstünde ferahlatıcı bir nostalji sunuyor, bir bakmışsınız birisi yan yana, omuz omuza adalet için bir araya gelmiş insanları, doğuda öyle, batıda böyle diyerek arasına şüphe ekiyor...
Böyle hassas bir ruh öldürme programı ve beklentiyi ehlilileştirme siyaseti ile karşı karşıya kalmanın yoruculuğu beterdir bilirsiniz.
Her ne olursa olsun, hayat ileriye doğru akar.
Ne demiş şair,
"Derya dediğin uyur uyur uyanır"