Bu Yangınlar Tesadüf mü, Yoksa Yeni Bir Yasaklar Çağının Fitili mi?
Eskişehir’deki orman yangınında 10 orman işçisi alevlerin ortasında kalarak can verdi.
Adana Kozan’da çıkan yangın 25 saat boyunca kontrol altına alınamadı.
Ankara Gölbaşı’nda gökyüzünü kaplayan dumanlar sadece bir doğa olayı mıydı, yoksa başka bir dönemin habercisi mi?
İskenderun’da iki askerimiz sıvı kaybından hayatını kaybetti.
İklimle mi savaşıyoruz artık?
Yoksa bu ölümler, kamuoyunu yeni bir baskı dönemine hazırlamak için fırsat görülüp kimilerince duygusal olarak mı kullanılacak?
Yunanistan Bizden Daha mı Hazırlıklı? Yoksa Biz Bilerek mi Zayıf Bırakıldık?
Yunanistan, yüzölçüm olarak Türkiye’nin altıda biri bile değil.
Ama ellerindeki yangın söndürme uçakları ve helikopter sayısı, yüz ölçüme oranla bizimkinden fazla.
Neden?
Yunanistan’da bir hava aracı yaklaşık 700 kilometrekarelik ormanı korurken,
bizde bir hava aracı 5.500 kilometrekareyi denetliyor. Veriler böyle.
Bu oran farkı, basit bir planlama hatası mı?
Her yıl yangın mevsimi gelirken neden aynı hazırlıksızlık yaşanıyor?
Bu tekrar eden zafiyetler, basit bir ihmalkârlık mı?
65 Yaş Üstü Vatandaşlar İçin İklim Bahaneli Sokağa Çıkma Yasağı mı Geliyor?
Pandemiyi hatırlayalım.
İlk kısıtlama, 65 yaş üstü vatandaşlara geldi.
Şimdi aynı grup için tekrar "sıcak hava riski var", "evde kalmalılar" deniliyor. Ama bu kez gerekçe "virüs" değil, iklim.
Sormamız gerekmez mi?
Yakın gelecekte, 65 yaş üstü yurttaşlarımız için sokağa çıkma yasağı iklim gerekçesiyle yeniden mi getirilecek?
Parka, ormana, sahile giden yaşlı bir vatandaş “iklim riski yaratıyor” diye hedef mi gösterilecek?
Ve daha önemlisi:
Bu kısıtlamalar yalnızca yaşlılara mı uygulanacak,
yoksa tüm topluma yayılarak yeni bir gözetim rejiminin ilk adımı mı olacak?
Parka Girmek İçin Kod mu Gerekecek? Ormana Çıkmak İçin İzin mi Alacağız?
Yangınlar bahane edilerek “önleyici güvenlik uygulamaları” adı altında yeni düzenlemeler mi hazırlanıyor?
Şunu sormalıyız:
– Yakında parklara giriş için QR kod zorunluluğu getirilecek mi?
– Daha da ileride artık ormanlık alanlara çıkmak isteyenler, “karbon puanı” düşükse yasaklı birey mi ilan edilecek?
– Kalabalık doğa alanlarında yüz tanıma sistemleriyle anlık kontrol uygulaması mı başlayacak?
Bir vatandaş çocuğunu alıp ormana gitmek istediğinde, “önce başvur, sonra sıranı bekle” diyecek yeni bir doğa rejimi mi kuruluyor?
Ve asıl soru şu:
Doğaya erişim, kamusal bir hak olmaktan çıkıp dijital bir lüks hâline mi gelecek?
İklim Şehitliği mi? Yeni Bir Kontrol Dili mi?
Eskişehir’de cayır cayır yanan işçiler…
İskenderun’da sıvı kaybından hayatını kaybeden askerler…
İçimiz yanıyor.
Ama sormadan edemiyoruz:
Acaba bunlara “iklim şehitleri” mi denilecek?
Yeni bir söylem mi hazırlanıyor yavaş yavaş?
Ve eğer öyleyse:
Büyük bir iklim krizi var denilerek getirilecek yeni yasaklar, bu ölümler üzerinden meşrulaştırılmak mı istenecek?
Tıpkı pandemide “sağlık şehidi” kavramı gibi, şimdi de “iklim şehidi” kavramı bir duygu yönetimi aracı mı olacak?
Bu söylem, halkın direncini kırmak için kullanılan bir psikolojik harp dili olabilir mi?
Her yıl aynı şeyler yaşanıyor.
Uçaklar yetersiz.
Helikopterler geç kalkıyor.
Koordinasyon eksik.
Ve acı haberler geliyor.
Peki bu tekrar eden senaryolar neden?
Paris İklim Anlaşması çerçevesinde hazırlanan yeni “İklim Kanunu” gerçekten doğayı mı koruyacak?
Yoksa vatandaşın:
Sokağa çıkma hakkını,
Parka gitme özgürlüğünü,
Ormanda vakit geçirme iradesini
sınırlayan bir gözetim yasası mı olacak?
“İklimi koruyoruz” söylemi altında
halkın yaşam alanları daraltılırken,
büyük şirketlerin beton lobilerine, maden devlerine yeni alanlar mı açılacak?
Eğer bu gerçekten bir iklim krizi ise,
neden çözüm hep halkın özgürlüğünü kısmakta bulunuyor?
Neden önlemler büyük şirketleri, kartelleri, enerji devlerini kapsamıyor da,
her defasında sıradan vatandaş hedef alınıyor?
Neden doğayı korumak adına doğaya erişimimiz kısıtlanıyor?
@HakBirPartisi Genel Bşk. Erkan Trükten