Ön yargı bükücü.Savaşçı.Hakk'ın yolunda yürüyen.

Joined March 2020
8,679 Photos and videos
Pinned Tweet
17 Nov 2023
Askeri vesayet üstüne geliyor,dümdüz ediyor Ekonomik operasyon çekiyorlar,dik duruyor ABD darbe yapıyor,havaalanında halka karışıyor İsrail zulmüne 'one minute' çekiyor Eurofighter'la tehdit ediyorlar,Avrupa'nın göbeğinde Scholz'un yanında Filistin'e sahip çıkıyor Ukrayna'dan yana olmazsan diye tehdit ediyorlar,arabulucu oluyor Yılların en büyük statükosunu bozup Karabağ'ı Azerbaycan yapıyor 'Ne işimiz var?' dedirttikleri Irak'a,Suriye'ye,Libya'ya giriyor Tüm provokasyonlara rağmen milyonlarca mülteciye sahip çıkıyor Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 'Dünya beşten büyüktür' diye haykırıyor Bütün bunları yapabilmesinin tek sebebi tüm işlerini Allah'a ısmarlayan bir tevekkül,Müslümana yaraşır şerefli bir cesaretin ölümden bile üstün olduğuna inanan sarsılmaz bir takva. Erdoğan'ın hem Türkiye hem dünyadaki seküler,güce tapan,maddeci güruhun akıl erdiremediği sırrı bu.
608
2,366
9,093
713,273
Bedir savaşında Müslüman ordusu: 313 asker, 2 at, 70 deve Müşrik ordusu: 900 asker, 100 at, 170 deve Malazgirt savaşında Türk ordusu: 50 bin Bizans ordusu: 200 bin İman varsa imkan da var vesselam.
Replying to @debuffer2
Allah düşmanının küfrü 64B begeni almış Senin tepkin 1B,biz böyle dava insanıyız
1
8
19
546
Bu savunma dörtlüsünden kafa topu alacak tek kişi Victor Wembanyama. O da basketbolcu zaten. Sorun Kerem Aktürkoğlu ya da başka oyuncu değil taktikti. 10 numara Arda Güler'in kanat oynadığı her maç orası koridor oluyor. Böyle takımların savunma dengesini bozmak için son çizgiye inmen şart. Onu da ters ayaklı kanat adamlarıyla yapamazsın. Topu çizginin tersine çekip içeri yapılan ortaların hepsini rakip stoperler kolayca karşıladı. Topu çekip ceza sahası dışındaki oyuncuya verdiğimiz her topu rakip orta saha süpürdü. Sürekli aynı şeyi yapıp farklı sonuç elde etmek için çabalayıp durduk. En tehlikeli atağı savunma arkasında sağ çizgiye inen sağ bek Zeki Çelik'le bulduk. Bu tesadüf değil. Bu mağlubiyet taktiksel kısırlığından ötürü Montella'ya yazar.
1
1
15
957
debuffer retweeted
Geert Wilders denen orospu çocuğunun Allah'a küfreden tvitini X'e bildirin. Tvite tepkinizi gösterin. Hollanda Büyükelçiliğini telefon ve mail yağmuruna tutun. Açabilen dava açsın. Yürüyüşse yürüyüş. Siyonist domuzlar Müslümanların gücünü test ediyor. Gücünüzün yettiğini ardınıza koymayın.
35
168
1,228
46,158
Finalde muhtemel rakibimiz Brezilya'yı izliyorum yazma
2
13
1,517
GAZZE, MEDYA VE HAKİKATİN DİJİTAL KUŞATMASI TRT Genel Müdürümüz Sayın Mehmet Zahid Sobacı’nın “Gazze ve Medya” oturumunda yaptığı açıklamalar, yalnızca güncel bir medya değerlendirmesi değildir. Bu açıklamalar, Gazze üzerinden çağımızın en büyük hakikat krizini, küresel medya düzenini, dijital platformların yeni iktidar biçimini ve savaşların artık yalnız cephede değil, dilde, görüntüde, algoritmada ve hafızada da yürütüldüğünü gösteren güçlü bir çerçevedir. Sayın Genel Müdürümüzün en önemli tespiti şudur: Gazze, yalnızca bir savaş ya da insani kriz alanı değildir. Gazze, küresel medya düzeninin, haber dilinin, sosyal medya algoritmalarının, dijital platformların ve insanlık vicdanının sınandığı büyük bir hakikat alanıdır. Bugün Gazze’de yalnızca bombalarla yürütülen bir saldırı yoktur. Aynı zamanda kelimelerle, görüntülerle, haber başlıklarıyla, sosyal medya akışlarıyla, algoritmalarla ve platform politikalarıyla yürütülen başka bir savaş daha vardır. Bu nedenle Sayın Genel Müdürümüzün “semantik şiddet” vurgusu son derece kritiktir. Semantik şiddet, fiziksel şiddetin medya diliyle örtülmesidir. Faili gizleyen, suçu yumuşatan, mağduru isimsizleştiren ve saldırıyı sıradanlaştıran her haber dili, şiddetin bir parçasına dönüşür. “Gazze’de insanlar hayatını kaybetti” demekle “Gazzeliler İsrail saldırılarında katledildi” demek arasında yalnızca üslup farkı yoktur. Birincisi faili gizler. İkincisi suçu görünür kılar. Birincisi ölümü doğallaştırır. İkincisi sorumluluğu işaret eder. Bu yüzden Gazze haberlerinde kullanılan kelimeler yalnızca gazetecilik tercihi değildir. Kelimeler, hakikatin sınırlarını belirler. Hangi kavramın kullanılacağı, kimin fail, kimin mağdur, kimin meşru, kimin gayrimeşru gösterileceği doğrudan bir güç meselesidir. Sayın Genel Müdürümüzün “Batı medyası dil üzerinden iktidar inşa ediyor” tespiti tam da buraya oturmaktadır. Batı medyasında İsrail’in sivillere yönelik saldırıları çoğu zaman “çatışma”, “operasyon”, “güvenlik tedbiri” ya da “meşru müdafaa” gibi kavramlarla anlatılırken; “işgal”, “katliam” ve “soykırım” gibi kavramlardan kaçınılması tesadüf değildir. Bu tercih, suçu teknikleştirir. Saldırıyı yumuşatır. Faili görünmez kılar. Mağdurun acısını ise bağlamından koparır. Bu noktada mesele artık sadece medya yanlılığı değildir. Mesele, hakikatin adlandırılmasıdır. Çünkü bir olayı nasıl adlandırırsanız, kamuoyu onu öyle görür. Katliama “çatışma” derseniz, ahlaki sorumluluğu dağıtırsınız. İşgale “güvenlik krizi” derseniz, tarihsel bağlamı silersiniz. Soykırıma “savaşın bedeli” derseniz, insanlık suçunu sıradanlaştırırsınız. Sayın Genel Müdürümüzün “bilinçli körlük” vurgusu da burada ayrı bir anlam kazanır. Batı medyası Gazze’de yaşananları görmemektedir değil. Görmesine rağmen çoğu zaman doğru adlandırmamaktadır. Mesele bilgisizlik değil, tercihtir. Mesele haber eksikliği değil, ahlaki konumlanmadır. Bu nedenle Gazze’de medya dili, yalnızca habercilik meselesi değil; vicdan meselesidir. Bugün çocuklar, kadınlar, siviller, gazeteciler, sağlık çalışanları ve bütün bir toplum hedef alınırken, bu gerçeğin “taraflar arasında çatışma” diliyle anlatılması hakikati eksiltir. Çünkü Gazze’de simetrik bir savaş değil; güç, teknoloji, medya ve diplomasi bakımından son derece eşitsiz bir yıkım düzeni vardır. Bilimsel çalışmalar ve uluslararası raporlar da bu tabloyu desteklemektedir. Centre for Media Monitoring yani Medya İzleme Merkezi’nin Gazze haberlerine ilişkin raporu, Batı medyasında İsrailli mağduriyetinin daha görünür ve daha duygusal bir dille işlendiğini; Filistinli mağduriyetinin ise çoğu zaman daha mesafeli, daha şüpheli ve daha kolektif bir dille aktarıldığını ortaya koymaktadır. Human Rights Watch yani İnsan Hakları İzleme Örgütü ve 7amleh raporları ise Filistin’e destek veren içeriklerin dijital platformlarda kaldırma, erişim sınırlama, görünürlük düşürme ve hesap kısıtlama gibi uygulamalarla karşılaştığını göstermektedir. Bu veriler, Sayın Genel Müdürümüzün açıklamalarını daha da anlamlı kılmaktadır. Çünkü Gazze’de mesele yalnızca haberin nasıl yazıldığı değildir. Mesele, hakikatin kim tarafından, hangi dilde, hangi platformda, hangi görünürlük sınırları içinde dolaşıma sokulduğudur. Sayın Genel Müdürümüzün sosyal medya ve algoritma vurgusu ise meseleyi daha ileri bir düzeye taşımaktadır. Artık medya yalnızca televizyon ekranlarından, gazete sayfalarından ya da haber sitelerinden ibaret değildir. Hakikatin dolaşımı büyük ölçüde dijital platformlar, sosyal medya akışları, öneri sistemleri ve algoritmik görünürlük mekanizmaları üzerinden şekillenmektedir. Algoritma yalnızca içerik seçmez. Algoritma temsil seçer. Algoritma görünürlük seçer. Algoritma, dünyanın hangi acıyı göreceğini, hangi ölümü önemseyeceğini, hangi görüntüden rahatsız olacağını ve hangi hakikati görmezden geleceğini de etkiler. Bugün Gazze görüntülerinin “hassas içerik” gerekçesiyle sınırlandırılması, Filistin’e destek veren içeriklerin görünürlüğünün düşürülmesi, bazı hesapların kısıtlanması veya içeriklerin dolaşıma girmeden bastırılması bu yüzden sadece teknik bir moderasyon meselesi değildir. Bu, dijital çağda hakikatin kim tarafından yönetildiği meselesidir. Sayın Genel Müdürümüzün “sterilize edilmiş savaş görüntüsü” tespiti tam da bunu anlatır. Sosyal medya platformları Gazze’deki yıkımı, kanı, çığlığı, enkazı ve çıplak hakikati “rahatsız edici içerik” olarak perdelediğinde; dünya kamuoyu savaşın gerçek yüzünü değil, temizlenmiş ve yumuşatılmış bir savaş görüntüsünü görür. Böylece insanlık acının kendisiyle değil, algoritmanın izin verdiği kadar acıyla karşılaşır. Bu durum, modern insanın acıdan kaçan ekran psikolojisiyle de birleşmektedir. Sayın Genel Müdürümüzün “algofobi” kavramı burada anlam kazanır. İnsan artık hakikatin ağırlığından değil, hakikatin görüntüsünden bile kaçmaya alıştırılmaktadır. Kusursuz hayatlar, eğlence, tüketim, hız ve haz sürekli öne çıkarılırken; Gazze gibi insanlığın vicdanını sarsacak görüntüler ya geri plana itilir ya da “hassas içerik” adı altında sınırlanır. Böylece Gazze yalnızca askeri olarak kuşatılmaz. Gazze aynı zamanda görüntüyle, kelimeyle, algoritmayla ve platform politikalarıyla da kuşatılır. Bu noktada taslağını yazdığımız ve baskı aşamasında olan 7 EKİM – İsrail’in Soykırımı: Medya, İletişim ve Kültürel Hegemonya – Bir Soykırımın Analizi başlıklı kitabımızda kurduğumuz temel tez, Sayın Genel Müdürümüzün açıklamalarını daha geniş bir tarihsel ve teorik zemine oturtmaktadır. Kitabımızda 7 Ekim’in bir başlangıç değil; Balfour Deklarasyonu’ndan Nekbe’ye, 1967 işgalinden Gazze ablukasına uzanan yüzyıllık yerleşimci-sömürgeci düzenin yeni ve daha yıkıcı bir eşiği olduğu vurgulanmaktadır. Gazze’de yaşanan süreç yalnızca askerî imha değildir; medya dili, kültürel hegemonya, dijital platformlar, algoritmik görünmezleştirme, yapay zekâ destekli savaş teknolojileri ve tanıklığın bastırılmasıyla birlikte işleyen çok katmanlı bir soykırım mimarisidir. Bu çerçeveden bakıldığında Sayın Genel Müdürümüzün “semantik şiddet”, “bilinçli körlük”, “söylemsel tahakküm” ve “sterilize edilmiş savaş görüntüsü” kavramları, Gazze’deki soykırımın yalnız sahada değil; dilde, görüntüde, platformda, algoritmada ve küresel hafızada da sürdüğünü göstermektedir. Bu saldırının bir tarafında bombalar, ablukalar ve yıkım vardır. Diğer tarafında ise haber dili, kavram seçimi, sosyal medya sansürü, algoritmik görünmezleştirme ve tanıklığın bastırılması vardır. Bu yüzden Gazze’de mücadele yalnızca haber üretme mücadelesi değildir. Gazze’de mücadele, hakikatin görünürlüğünü savunma mücadelesidir. Sayın Genel Müdürümüzün “medya üzerinden de şiddet gerçekleşiyor” sözü bu çağın en güçlü medya tespitlerinden biri olarak görülmelidir. Çünkü medya bazen yalnızca suçu anlatmaz. Bazen suçu örter. Bazen faili gizler. Bazen mağduru isimsizleştirir. Bazen acıyı sıradanlaştırır. Bazen de hakikati eksilterek zulmün devamına hizmet eder. Gazze’de gazetecilerin hedef alınması da bu nedenle yalnızca mesleki bir kayıp değildir. Gazeteci öldürüldüğünde yalnız bir insan ölmez; tanıklık zayıflar, kanıt akışı kesilir, dünyanın görme kapasitesi daralır. Bu, savaşın bilgi cephesidir. Committee to Protect Journalists yani Gazetecileri Koruma Komitesi’nin verileri, Gazze savaşının gazeteciler açısından modern dönemin en ölümcül süreçlerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tablo, Sayın Genel Müdürümüzün medya üzerinden işleyen şiddet tespitini daha da ağırlaştırmaktadır. Çünkü gazetecinin hedef alınması, yalnızca haber üreticisinin susturulması değildir; aynı zamanda tanıklığın, delilin ve hafızanın hedef alınmasıdır. Bu nedenle TRT ve Anadolu Ajansı’nın Gazze’de üstlendiği rol stratejiktir. TRT ve Anadolu Ajansı yalnızca haber aktarmamaktadır. Faili görünür kılan, mağduru insanileştiren, suçu adıyla çağıran, Batı medyasının semantik konfor alanını bozan ve Gazze’deki tanıklığı kayıt altına alan bir hakikat hattı kurmaktadır. Bu, kamu yayıncılığının en temel sorumluluklarından biridir. Kamu yayıncılığı, yalnızca toplumun bilgi ihtiyacını karşılamakla sınırlı değildir. Hakikatin üstü örtüldüğünde, mağdurun sesi bastırıldığında, fail görünmez kılındığında ve küresel medya düzeni çifte standart ürettiğinde kamu yayıncılığı vicdani bir sorumluluk da üstlenir. Gazze’de TRT’nin yaptığı da budur. Sayın Genel Müdürümüzün açıklamaları, Türkiye’nin Filistin meselesindeki genel duruşuyla da doğrudan bağlantılıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin meselesini ve Gazze’de yaşanan soykırımı uluslararası platformlarda en yüksek ve gür sesle dile getirmesi, yalnızca diplomatik bir tavır değildir. Bu, küresel sessizlik düzenine karşı kurulmuş güçlü bir hakikat iradesidir. Türkiye bu süreçte yalnızca diplomatik bir aktör olarak değil; insani yardım, toplumsal duyarlılık, medya tanıklığı ve küresel vicdan çağrısı bakımından da farklı bir yerde durmaktadır. Bu yüzden TRT ve Anadolu Ajansı’nın rolü, Türkiye’nin bu hakikat iradesinin medya alanındaki karşılığıdır. Bugün Gazze’de asıl sorular şunlardır: Hakikati kim anlatacak? Suçu kim adlandıracak? Faili kim gösterecek? Mağdurun sesini kim taşıyacak? Gazetecilerin tanıklığını kim koruyacak? Algoritmaların perdelediği acıyı kim görünür kılacak? Sayın Genel Müdürümüzün açıklamaları bu sorulara güçlü bir cevap vermektedir. Gazze’yi doğru anlatmak yalnızca gazetecilik görevi değildir. Bu, insanlık görevidir. Vicdan görevidir. Hafıza görevidir. Hakikati koruma görevidir. Çünkü hakikatin dili kurulmadan adaletin zemini kurulamaz. Fail görünür kılınmadan suç anlaşılamaz. Acı görünür olmadan vicdan harekete geçemez. Tanıklık korunmadan hesap sorulamaz. Gazze bugün bize şunu göstermektedir: Savaş artık yalnızca cephede yürütülmüyor. Savaş medya dilinde, haber başlıklarında, sosyal medya algoritmalarında, platform politikalarında, görüntü sınırlamalarında, yapay zekâ sistemlerinde ve küresel temsil düzeninde de yürütülüyor. Bu nedenle Gazze meselesi aynı zamanda bir medya meselesidir. Bir dijital egemenlik meselesidir. Bir kültürel hegemonya meselesidir. Bir bilişsel güvenlik meselesidir. Bir insanlık hafızası meselesidir. Ve bugün TRT’nin Gazze yayıncılığı, yalnızca bir habercilik faaliyeti değil; faili görünür kılan, mağduru insanileştiren, tanıklığı koruyan ve küresel semantik şiddete karşı hakikatin dilini kuran stratejik bir vicdan mücadelesidir. 📌 aa.com.tr/tr/gundem/trt-gene…
1
7
15
1,070
debuffer retweeted
Her şehirde kentsel dönüşüm, Her şehirde güvenli yuvalar! Kocaeli’de 1097 yeni yuvamız ailelerimize hayırlı olsun.
208
546
3,523
218,293
debuffer retweeted
📡 Kocaeli'de Cedit Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi 1.097 Konut Kura Çekim Töreni'ndeyiz. x.com/i/broadcasts/1OGwbbeOo…
210
514
3,396
321,392
debuffer retweeted
🚨FETÖ’nün “KİRA” şifresi patladı!⬇️ ‼️İzmir’de FETÖ’nün güncel eğitim yapılanmasına operasyon, adeta film gibi bir takiple çözüldü. ‼️Örgüt, para transferi için banka değil, AVM’deki şifreli emanet dolaplarını kullanmış. 🔺Şifreleri de “kira almak”… ‼️İzmir Emniyeti, kadın mescidi girişindeki dolapları adım adım izledi. ‼️15 Şubat’tan 10 Nisan’a kadar 9 ayrı transfer takip edildi. ‼️Paketler açıldı, içindeki para ve market kartları tespit edildi ama alınmadı. 🔺Aynı yere bırakıldı. 🔺Çünkü hedef sadece parayı bulmak değil, ağı çözmekti. ‼️Paketleri bırakanlar da alanlar da tek tek deşifre edildi. ‼️Bir market kartının seri numarası takip edilerek kartın hangi şubeden, kim tarafından alındığı ve nerelerde kullanıldığına kadar ulaşıldı. ‼️Sonuç: 62’si kadın, 16’sı erkek 78 FETÖ’cü tespit edildi. ‼️İzmir’de 17’si kadın, 5’i erkek yapılanmasına ait 22 örgüt evi ortaya çıkarıldı. ‼️15 Temmuz’un 10. yılında tablo çok net: ‼️FETÖ bitmedi. 🔺Kılık değiştirdi, hücreleşti, gizlendi, şifre kullandı. ✅Ama devletin aklı, sabrı ve takibi yine o karanlık ağı çöktürdü.
İzmir'de FETÖ'nün güncel eğitim yapılanmasına yönelik soruşturmada, örgüt üyelerinin para transferi için AVM'deki şifreli dolapları kullandığı tespit edildi. 🔑 ‘Kira almak’ şifresiyle gerçekleştirilen transferler, FETÖ ağını ortaya çıkardı. 🖊 @Gozturan ysafak.com/4831786/p/x
451
882
2,309
486,637
debuffer retweeted
Selimiye Camii tüm ihtişamıyla Edirne’nin kalbinde yeniden yükseldi.✨ Çevresini düzenleyerek bu büyük mirası şehrimizle daha güçlü buluşturduk. Cumhurbaşkanımızla birlikte ziyaret ederek bu gurura ortak olduk.
385
961
6,756
461,655
debuffer retweeted
Eskiden olsaydı ''geç kalınmış bir iş'' derdim. Bunu hoca sadedinde söylemiyorum. Toplamda külli olarak ilim ehlini kastediyorum. Zira yıllarca şu düzeyde akide bilgisi ile çokça müslümana gadretti. Bunları da genelde nefsi çatışmaları ekseninde yaptı. Eğer nefsi için lazım olsa ''ehli sünnet kişinin kendisine yakışanı giymesidir'' tanımı ile dahi birilerini ehli sünnetten atacak bir jargon geliştirmişti. Şu an bakınca ''geç kalınmış'' demekten ziyade ''Allah böyle takdir etmiş'' demek daha doğru geliyor. Yıllardır avantajı ona yönelen eleştirilerin hadis inkarcıları ve tekfircilerden gelmesiydi. Dolayısı ile hiç alakası olmamasına rağmen onunla tasavvufun ve kelamcıların arasını ayırmak mümkün değildi. Düşünülünce tasavvuf ve ehli sünnetin zahir görüntüsünün böyle olması çok kişinin tasavvuf ve ehli sünneti tü kaka algılamasına sebep oldu. Demek ki Allah cc o zaman hak etmememiz sebebi ile tasavvuf ve ehli sünnetin üstüne bir tül atmış. Gayret etmeyenin ulaşmasına bir perde koymuş. Aynısı kelamda da vardı. O zamanlar Maturidilik sanki şarap içerken akşam felsefe konuşan ve dindarlardan rahatsız olan insanlar gibi algılanırdı. Öyle sanıyorum ki yavaş yavaş Tekfircilik, hadis inkarcılığı ve bu şekil bir garabet ehli sünnet-tasavvuf üçlüsü ve bu üçlünün kısır tartışmaları arasına sıkışmış olmanın sonuna geliyoruz. Türkiye müslümanlığına Allah hayır vermeyi murad ediyor diye umuyorum. Batılın tayini mutasavvıfın değil kelamcının işidir. Zira tenzih ve kamusal akaid onun işidir. Böylesi de güzeldir. Tasavvuf sureti ile tekfire benzer bir akide kurup, herkesi batıl ehli ilan etmek abestir. Bununla kamusal akaid belirlemek hevesi olan bunu istismara açar. Vakıada da müşahede ediliyor. Tasavvufun istismarını yine kamusal ilimlerle ilgilenen ama ehli tasavvuf kimseler eliyle defetmesinde de pek çok hayır olmalı. Zira tasavvuf düşmanı kimseler saldırdığında normal insanlar saldırının mutasavvıf olmaktan kaynaklandığını vehmederler. Oysa ömrü vehhabilerle tartışmak ile geçmiş bir mutasavvıf bu işi yaptığında konu belirginleşir. Tenzihi olmayan bir taasavvufun putperestliğe dönüşmesi an meselesidir. Şeriatsız tarikat denilen şey zaten böyle vaki olur. Tasavvufun güzelliği saldırgan bir dille tekfir etmekte, bid'atçı ya da sapık ilan etmekte değildir. Zira onun makamı tenzihten ziyade hakikatin intişarıdır. Yunus ve Hoca Ahmed senin kusurlarını arayarak seni tekfir etmez. Onlar kendi nefsini itham eder, nefsinin eksikliklerinden kaynaklanan işlerden Allah'ı tenzih eder(tesbih zaten budur) ve bunları düzeltmeye çalışır. Allah tenzihleri vesilesi ile onlara hakikat zerkeder.(hamd da bu anlamdadır) Onlar da bu hakikati sana bulaştırır. Böylece hak intişar etmiş olur. Tenzih düzgünce oturunca sen hakikati almaya uygun bir mahal olmaya başlarsın. Umuyorum ki külli anlamda Allah memleketimizi bir mahal olarak hamda hazırlıyor ve tenzih ettiriyor. Tekrar Osmanlı'da olduğu gibi tasavvuf yaygınlaşacak ama önce tasavvufun tenzihi gerekiyordu. Allahualem.
Cübbeli Ahmet’e cevabımdır.. youtu.be/9ZGp9tsih34
141
220
1,959
196,544
Yargıtay'ın hukuk hatalarını bu kadar açık göstermesine rağmen İstinaf Mahkemesi'nin Yusuf Ziya Gümüşel hocaya bu şekilde zulmetmesi kanımıza dokunuyor!
🔴 Yargıtay’ın "ağır hukuk hatalarına" işaret ederek bozduğu Yusuf Ziya Gümüşel davasında, İstinaf Mahkemesi uyarıları yok sayarak kararında direndi. İşte Yargıtay’ın tespit ettiği hukuksuzluklar ve İstinaf’ın yanıtları: - Yargıtay, bu davada çok ciddi hukuk hataları yapıldığını söyleyerek kararı bozdu. Ancak İstinaf Mahkemesi, Yargıtay’ın uyarılarını yok saydı. Yargıtay, ses kayıtlarının "yasal bir delil" olup olmadığının araştırılması gerektiğini söyledi. - İstinaf "Ben o kayıtları delil olarak kullanmadım" iddiasında bulundu. Oysa ki, dava dosyası ve iddianame baştan sona bu kayıtlar üzerine kuruluydu. - Yargıtay, mağdurun yaşıyla ilgili resmi kayıtların eksik olduğunu ve tanıkların mutlaka dinlenmesi gerektiğini belirterek bunu bozma gerekçesi saydı. - İstinaf resmi belgelerin incelenmesini reddetti ve "Resmi belgeleri incelersem devletin tüm belgelerini tartışmalı hale getiririm" gibi hukuk literatüründe görülmemiş bir gerekçe sundu. - Yargıtay, 2013 yılında verilen "Kovuşturmaya gerek yok" kararının usulsüzce yok sayıldığını belirterek, bu kararın davanın temelini sakatladığını vurguladı. - İstinaf, Yargıtay'ın bu tespitini görmezden geldi. "Ben, Hatice Kübra Gümüşel'in 14,5-15 yaşlarında olduğu dönemdeki suçları cezalandırdım" diyerek direndi. Mahkemenin daha önceki kararlarında "6 yaşından itibaren istismar" iddiası temel alınmıştı. İstinaf, şimdi "14-15 yaş" diyerek çelişkiye düştü. (Yeni Şafak)
16
49
1,374
Her olayda zenginlerin tarafında saf tutan yurdum solcularını görse Marx, Das Kapital'i bunların götüne sokardı.
5
15
115
1,953
Bir sabah uyandık, ülkenin en büyük 150 şirketi arasındaki 13 beyaz et üreticisine kayyum atanmış. Öncesinde hiçbir ima, dedikodu, fısıltı olmadı. Milyarlarca dolarlık sirketlere operasyon yapılmadan önce devlet içinden hiçbir sızıntı olmaması gurur verici.
59
372
2,922
89,449
İha, siha, togg da 86 milyonun en az milli takım kadar ortak sevinci ve değeridir. Onları görünce hevesi kaçanın kanına köpekler işesin.
İHA’lar, SİHA’lar, füzeler, TOGG’lar, savaş uçakları… Dünya Kupası’na mı gidiyoruz, savaşa mı? Milli Takımımız, siyasi propagandanın değil, 86 milyonun ortak sevinci ve değeridir. Futbola siyaset sokup da milletin hevesini kaçırmayın.
1
13
89
1,722
Türk muhalefeti: 101 Netenyahu ve Trump'la eş zamanlı olarak Hamas'a terör örgütü diyen birini, yolsuzluk ve hırsızlıklarını örtbas edebilmek için "Beni ABD ve İsrail istemiyor" dediğinde çılgınca alkışlayan sürüye Kemalist, onları güden çobana Fetöcü denir.
19
69
1,351
Kapitalizm insanın başına gelmiş en büyük felakettir. Şu zalim çalışma temposu kadına özgürlük diye yutturulmuştur.
Her gün işe gitmeye alışamayan ve eleştiren kadın: • İTÜ işletme mühendisliğinden 9 ay önce mezun oldum ve hemen çalışmaya başladım. • ⁠Okuldayken iş hayatının çok daha zor olacağından bahsederlerdi “İTÜ’de okuyorum ne kadar zor olabilir ki?” diye düşünürdüm ama başlayınca çok anormal durumlar olduğunu gördüm. • ⁠Haftada 5 günün 40 saati de dolu dolu ve yılda sadece 15 gün izin var. • ⁠Hiçbir plan yapamıyorum. Üniversitedeyken böyle bir şey asla yoktu. • ⁠Moralin bozuk olsa bile işine devam etmek zorundasın. • ⁠O anda ofisi bırakıp gidemezsin ve o şekilde odaklanmak inanılmaz zor. • ⁠Hiçbir şeyin net değil. Okuldan ne zaman mezun olacağımız belliydi ama iş hayatında böyle değil.
5
14
69
5,020