以这个人的逻辑其实我们可以得出一个结论:“日本岛有事就是中国有事。”
日本岛就在中国的眼皮下,如果日本军国主义复苏,它就会掌握中国的运输线,掐住中国的咽喉。
所以事关中国存亡,中国必须使用武力保护日本岛,免受日本军国主义再次侵犯。
【中国需要武力保护日本岛,日本岛有事就是中国有事】
Japonya 80 yıllık düzeninden vazgeçiyor. İsteyerek değil, mecbur kaldığı için.
Japonya'nın başbakanı Takaichi, geçtiğimiz aylarda tarihî bir cümle kurdu.
"Çin Tayvan'a saldırırsa, bu Japonya'nın bekası için bir tehdittir ve Japonya askeri olarak karşılık verebilir."
Sıradan bir cümle gibi duruyor. Ama Japonya'nın ağzından çıkınca değil.
Çünkü Japonya 80 yıldır "savaşa girmem, ordumu başka bir ülke için kullanmam" diyen ülkeydi.
Takaichi ilk kez bu çizgiyi sildi. Başka bir toprak için savaşı göze aldığını açıkça söyledi.
Peki Japonya'yı 80 yıllık bu düzeni bozmaya iten ne?
Anlatıyorum.
Önce neyin değiştiğini görelim.
Çin son yıllarda görülmemiş bir hızla büyüdü. Ordusu, donanması, füzeleri dünyanın en büyükleri arasına girdi. Gözünü de tek bir yere dikti. Tayvan.
Çin, Tayvan'ı ayrı bir ülke saymıyor. Kendi toprağının bir parçası olarak görüyor ve er ya da geç onu geri alacağını söylüyor. Söylemleri de her geçen gün sertleşiyor.
İş sözde de kalmıyor.
Amerikan istihbaratına göre Xi Jinping ordusuna net bir hedef verdi. 2027'ye kadar Tayvan'ı alabilecek askeri güce ulaşmak.
Yani ortada belirsiz bir ihtimal değil, takvimi bile konuşulan somut bir hedef var. 2027.
Peki bu, Japonya'yı neden bu kadar ilgilendiriyor? Tayvan sonuçta Çin'le arasındaki bir mesele değil mi?
Değil.
Haritaya bakınca görürsünüz.
Tayvan, Japonya'nın hemen dibinde. Japonya'nın en uç adası, Tayvan'a sadece yüz kilometre kadar uzakta.
Dahası, Japonya'nın enerjisini ve ticaretini taşıyan deniz yollarının çoğu tam o sulardan geçiyor.
Çin Tayvan'ı alırsa, sadece bir adayı almış olmaz. Japonya'nın can damarı olan denizlerin kontrolünü de eline geçirir.
Yani Çin'in Tayvan'a uzanması, Japonya için uzak bir komşu kavgası değil. Doğrudan kendi nefes borusuna yapılmış bir hamle.
İşte bu yüzden Takaichi o tarihî çıkışı yaptı.
Bir Çin saldırısının, Japonya'nın varlığına yönelik bir tehdit sayılacağını, o durumda Japonya'nın da devreye gireceğini söyledi.
Bu, 80 yıllık Japonya'nın ağzından çıkması imkânsız bir cümleydi. Japonya ilk kez, başka bir toprak için silahına sarılabileceğini açıkça ilan etti.
Çin'in tepkisi çok sert oldu.
Açıklamanın geri alınmasını istedi. Geri alınmayınca da misillemeye girişti. Japonya'dan deniz ürünü alımını kesti, kültürel ilişkileri dondurdu, hatta Japonya'ya nadir element ve kritik malzeme ihracatını kısıtladı.
Yani iki ülke, daha savaş çıkmadan birbirine ekonomik kılıçlar çekmeye başladı.
Burada çoğu kişinin atladığı bir taraf daha var. Amerika.
Hatırlayın.
Japonya'yı 80 yıl önce silahsızlandıran, ona o pasifist anayasayı yazdıran Amerika'ydı. "Sen silahlanma, seni ben korurum" diyen oydu.
Peki o Amerika, şimdi neden Japonya'nın silahlanmasına ses çıkarmıyor, hatta el altından destekliyor?
Çünkü Amerika kendi sınırını gördü. Hem de daha yeni, İran savaşında.
O savaşta şunu anladı.
Kendi topraklarından binlerce kilometre uzaktaki bir yerde, tek başına savaşmak neredeyse imkansız.
Askerin yakıtını, yiyeceğini, cephanesini o kadar uzağa taşıyıp aylarca orada beslemek devasa bir yük. Uzaklık arttıkça neredeyse imkansız hale gelir.
Üstelik müttefikler de her zaman yanında olmuyor.
Şimdi aynı tabloyu Tayvan'a koyun.
Tayvan, Amerika'dan koca bir okyanus ötede. Ama Japonya'nın hemen dibinde.
İşte bu yüzden Amerika, bir zamanlar kırdığı kılıcı şimdi Japonya'ya geri uzatıyor.
Çünkü o uzak denizde Çin'le baş edebilmek için, olay yerinde güçlü bir ortağa ihtiyacı var. Tek başına yetişemeyeceğini artık biliyor.
Şimdi bütün parçaları bir araya getirin.
Bir yanda Japonya var. Dibindeki 2027 tehdidi yüzünden silahlanmak zorunda.
Diğer yanda Amerika var. O uzak denizde Çin'le tek başına baş edemeyeceği için, Japonya'nın güçlenmesini istiyor.
İşte 80 yıllık o düzeni asıl bitiren bu.
Hem Japonya'nın korkusu, hem Amerika'nın çaresizliği, aynı anda Japonya'yı silaha itiyor.
Çünkü bazen bir ülkenin kaderini kendi seçimleri değil, komşusunun büyüklüğü ve müttefikinin ihtiyacı belirler.
Japonya seksen yıl savaştan uzak durmayı seçti. Ama dibinde 2027'yi işaret eden bir saat çalarken, o seçimi sürdürmesine artık imkân kalmadı.
Geriye tek bir soru kalıyor.
2027 geldiğinde Çin Tayvan'a uzanırsa, Japonya gerçekten tetiği çeker mi, yoksa bu sadece bir caydırma blöfü mü?
Sen ne düşünüyorsun?
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.