末尾英文に、思うことを述べる。適宜、根拠を引用。
ペンギンX氏:
・イランと米国の合意で、世界各国は『米国はもう、昔ほど強くないんだ』と認識する。
つまり、米国の威信低下という訳だ。
・では中国が台湾に押し寄せたら?と懸念
●突然の侵攻?ただの物語だ。
x.com/taiga501/status/206597…
↑
私に言わせればそもそも、中国の一方的で突然の侵略とは
反中国プロパガンダによる"物語"だ。
上記で、反分裂国家法の事実を述べておいた。
侵略の物語を信じるのは、個人の勝手だが。
そもそも「人間は不安で判断を誤らせることが十分ありうる」と自覚した方がいい。
私自身も、そうだ。
---
(関連:判断の誤りの具体例。
ロシアとウクライナの戦争を、いまだにロシアの侵略としか認識しない人は、台湾有事の話題でも同様に、制御された情報だけを見て隠された"事実"を見落とすだろう。
4年前からのあの認知戦。先々、間違いなく「台湾有事の問題」でも、情報統制により似たようなことが繰り返されるだろう。
当時私は、そう考えて投稿した。
今、実際に、進行形でそうなっている。)
---
●そもそも台湾の未来は、そこに住む人々自身のもの。
・その台湾の人達の世論は?
半数以上が「中国を敵と思わない」。
x.com/taiga501/status/175018…
-添付画像1
・台湾総選挙の結果は?
→2024年1月、台湾の総選挙の結果
民意は統一派:議席数は過半数が台中統一派。
国のトップが独立派:総統は複数候補のために統一派が票割れし、親米独立派の頼清徳が新総統になった
要するに、いわゆる「ねじれ状態」。
x.com/taiga501/status/174671…
これが公開情報の裏付けを伴う事実だ。
●誰が台中戦争を望む?
それ自体は、明確には不明。
私は、預言者ではない。
ただし台中の衝突は、日中戦争に発展しうる。
そして、台中が戦うと、米国の儲けが増える可能性は、ある。
ジョセフ・ナイの「対日超党派報告書」では、
その"台湾有事→日中戦争"の結果として米国が【日本近海の海底資源】を「紛争介入 調停のご褒美」として手に入れるというシナリオを記載した。
そのような話が、すでに拡散されている。
x.com/taiga501/status/165419…
要するに、戦争屋系のシナリオだ。
-添付画像2
私は「だから米国を嫌え」とは言わない。
私は「だから戦争屋に警戒しろ」と言う。
---
●米国トランプ大統領が戦争屋か?そうは思っていない
ちなみに私は"ドナルド・J・トランプは軍産複合体の勢力の一員だ"との見解には同意していない。
最終判断を保留中。
彼は軍産系とはかなり違うよ。
バイデンやオバマなら「軍産複合体の側の人間」と言っただろう。
しかし、そもそも、トランプのような、大統領報酬を1ドルしかもらわなかったり、既存のマスメディアやSNSを完全に信用せずに自前のSNS(Truth Social)まで作ってしまうような人物を、安直に前任者達と同一視して良いとは、私には思えない。
---
●関連-外国人による無血占領の懸念や有事の在日中国人の呼応内乱の懸念は、杞憂か?
否。現実の問題と思うべき。
そろそろ文字数上限だから簡潔に一言で。
---
●国は一つの人格ではない
国家という主語を単純化して語るのは、長い話を読み疲れる人には受けがいいかもしれない。理解が楽になるから。
だが、日本国内には意見も複数ある。他国もそうだ。
かつてのGHQも一枚岩ではなかった。
日本に平和憲法を作らせたGHQが、その後、日本に警察予備隊を作らせたのだ。それが、のちに自衛隊になる。
そのことは、義務教育で日本人全員が教わる「歴史」だ。(授業をサボった奴は、知らんのかもしれんが。)
↑
我々が歴史を学ぶ意義とは、こういうことではないのか?
つまり一つの集団の中に複数の思惑がある。
だから私は
「米国人は全員敵」「中国人は全員敵」
そのいずれの声にも同意しない。
---
言いたいことをこうして再びまとめた。
読んだ人のその後の解釈は、ご自由に。
疲れるので、最近は滅多にここまで長くは書かないのですが、ね。
あと、どうせ、誰かが、「こいつの話は長いから要約して」とかAIに頼むんだろ?笑
だから"長いから読まん"系の人は、放置。
以上。
Herkes İran-ABD ateşkesini konuşuyor. Ama bu ateşkes imzalanırsa, dünya Amerika'ya bir daha eskisi gibi bakmayabilir.
Pakistan'ın başbakanı bugün duyurdu.
İran ile ABD arasındaki ateşkesin metni hazır, 24 saat içinde imzalanıyor.
Herkes savaş bitiyor diye sevindi.
Ama İran aynı gün çok net bir şey söyledi.
Anlaşma ne olursa olsun, Hürmüz Boğazı ateşkesten sonra da İran'ın şartlarıyla yönetilecek.
İran o boğazı bırakmayacak.
Kendi ağzıyla söyledi. "Boğazın yönetimi anlaşmanın parçası değil, o kıyı ülkelerinin işidir."
Yani Amerika imzayı atsa bile, dünyanın en kritik su yolu İran'ın elinde kalıyor.
Düşünün.
Dünya petrolünün beşte biri o boğazdan geçiyor. Anlaşma imzalanırsa artık oradan kimin, hangi şartla geçeceğine İran karar verecek.
Tanker başına 2 milyon dolara varan ücret alıyor, gemileri tek tek tarıyor, istemediğini geçirmiyor.
Amerika ise bu şartları kabul eden bir anlaşmaya oturuyor.
Yani bu ateşkes Amerika için bir zafer değil.
Dünyanın en kritik kapısını İran'ın insafına bıraktığı bir belge.
İşte mesele tam burada.
Çünkü bir süper gücü ayakta tutan şey ordusu ya da parası değildir.
Herkesin ona "dokunulmaz" demesidir. O algı kırıldığı an her şey çözülmeye başlar.
Tarih 1956 yılında bunu bir kez gösterdi.
O yıllarda dünyanın bir numarası İngiltere'ydi. Gücünün merkezi Süveyş Kanalı'ydı.
Mısır kanala el koydu, İngiltere geri almaya kalktı, başaramadı, geri çekildi.
O gün tek bir kanal el değiştirmedi. Tek bir şey değişti. İnsanların kafasındaki inanç.
"Demek İngiltere artık eskisi kadar güçlü değil."
Bir kez bu algı oluştu mu, gerisi kendiliğinden gelir.
Sonra ne oldu?
Sterline güven çöktü, müttefikler uzaklaştı, sermaye kaçtı.
İki yüz yıllık süper güç, yirmi yılda liderliğini kaybetti.
Bir kanal yüzünden değil, bir algı yüzünden.
Tarihin en büyük yatırımcılarından Ray Dalio, beş yüz yıllık imparatorluk tarihini inceledikten sonra şunu yazdı.
"Süper güçler aşırı borçluyken, askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde, müttefiklerinin ve alacaklılarının güvenini kaybetmeye başlar."
Bu cümleyi bir de bugünkü Amerika'ya bakarak okuyun.
Borcu 38 trilyon dolar, her dört vergi dolarından biri faize gidiyor.
Vietnam'da, Afganistan'da, Irak'ta yıprandı. Üstüne şimdi, dünyanın en kritik boğazını bir gücün insafına bırakıyor.
Borç var. Askeri kontrol kaybı var. Geriye Dalio'nun saydığı son halka kalıyor. Güvenin kaybı.
O güveni şu an bütün dünya tartıyor. Dostu da, düşmanı da.
Çünkü herkes aynı sahneyi izledi.
Amerika dünyanın en kritik su yolunu açık tutamadı, İran'ın dayattığı şartları kabul etti.
Şimdi her ülke kendi kendine soruyor.
"Amerika orada eğildiyse, benim başım derde girince ne yapar?"
Bu soruyu en yüksek sesle soran da Tayvan.
Çünkü Tayvan'ın bütün güvencesi tek bir cümle.
"Çin üstüme gelirse Amerika beni korur."
Ama Hürmüz'de gördüğü Amerika, masada taviz veren bir Amerika.
Tayvan da o soruyu soruyor.
"Çin gerçekten kapıma dayandığında bu ülke benim için savaşır mı, yoksa yine bir anlaşma yapıp beni de mi bırakır?"
İşte bu yüzden o ateşkes göründüğü kadar masum değil.
İmza atıldığı an savaş bitebilir.
Ama aynı imza, dünyaya tek bir şey daha söyler.
Amerika artık her kapıyı açık tutamıyor.
Bir süper gücün sonu da, kaybettiği bir savaşla değil, işte tam bu cümlenin herkesin aklına düştüğü an başlar.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.