Ruşen Çakır'ın KHK'lı akademisyen
#MahmutAkpinar'ın kızını, @Jahreyn 'in KHK'lı
@turkuazkitchen ı hedef göstermesinden hareketle 'kitabın ortasından' bir analiz yapayım.
Biraz uzun olacak ama lütfen sonuna kadar okuyun.
#ZelihaAkpınar ve
#BetülTunç'un başarısı 'azgın bir azınlığın' hasetten çatlamasına neden oldu.
Aslında bu yeni bir durum değil. Türkiye bir 'cemaat'ler ve 'mahalleler' bütünüdür.
Herkes kendi mahallesini kutsar. Başka mahallelerin 'yaşam hakkı' yoktur.
En çok da medya ve akademide var bu kabilecilik.
Bazı köşeleri önceden tutanlar başkalarının, hele hele de taşradan gelen bir takım insanların bu sahalarda boy göstermesini kabullenmez.
Hele 'rakip' bir de farklı bir etnik ve inanç grubundan gelmişse 'yok edilmeli'dir.
Yani KHK ile ölüme mahkum ettikleri insanları KHK öncesinde de sevmiyor, kabullenmiyorlardı.
Bireysel tecrübemle (çok örnek var ama bu çok belirgindi) açayım.
Uluslararası Basın Enstitüsü (
@globalfreemedia ) 2004 yılında Türk medyasına yönelik bir eğitim programı organize etti.
Türkiye program ortakları Doğan Medya Grubu'ydu.
Nitekim 50'den fazla katılımcıdan 20 civarı Doğan Grubu kanallarından-gazetelerinden gelmişti.
Program bir nevi mastır programı gibiydi ve yaklaşık 5 ay Boğaziçi Üniversitesi'nde devam etti.
Hem Türk medyasından hem de BBC'den uzmanlar dersler verdiler. Programın sonunda genç gazetecilerin çalışmaları değerlendirilecek, birinciye ABD'de staj yaptırılacaktı.
Eğitimin sonunda herkes projelerini sundu. Jüri üyeleri Türk medyasının önde gelen isimlerinden oluşuyordu.
Ancak projeler Türkiye'de pek alışık olmayan şekilde 'adil' oylandı.
Her çalışmaya sadece kod verildi, oylama yapılırken haberin-dosyanın kim tarafından çalışıldığı bilinmiyordu.
Jüri oylama sonuçlarını açtığında pek memnun olmadı. Oylamaya katılan jüri üyelerinden birisinden detayları öğrenmiştim;
"Oylama yapıldı ve zarflar açıldı. Birinci Adem Yavuz Arslan-Zaman, ikinci Rahime Sezgin Zaman ve üçüncü Japon Yomiuri Shimbun Türkiye muhabiri..Jüri durumdan memnun olmadı. İlk ikinin Zaman'dan olmasına itiraz edildi. Ancak bazı üyeler 'işler çok başarılı, alın teriyle birinci oldular, müdahale etmeyin dedi"
Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılan kapanış ve ödül töreninde sonuçlar açıklandı ve birinci olarak ödülü programın sponsoru olan Aydın Doğan'ın kızının elinden aldım.
Gelin görün ki 'ödül' buhar oldu.
Vaad edilen ABD stajı verilmedi. Onun yerine IPI yöneticileri "İHA ile sponsorluk anlaşması yaptık, İHA ile konuşun" dedi.
Tuhaf bir durumdu.
'Ayıp olmasın' diye İHA yöneticisi ile konuştum.
'Enaniyeti kapının dışından bile hissedilen' 'müdür' "Amerikaya gönderemeyiz. Bizim Bağdat büromuz var, oraya gidip staj yapabilirsin" dedi.
Hürriyet yazarı Ferai Tınç program koordinatörüydü.
Durumu anlattım. O da 'yapacak bir şey yok, ABD olmadı Bağdat'a gidebilirsin" demişti.
Ben de teşekkür edip defteri kapattım.
Kaldı ki ben Bağdat'a gitmiş,savaşı izlemiş dönmüş biriydim.
Bana 'lütfeder gibi' bir üslupla 'Bağdat büromuza git orada takıl' dediler.
Bu arada kaderin cilvesi; Ertuğrul Özkök o günlerde Hürriyet Genel Yayın Yönetmeniydi.
O günkü köşesinde 'Cemaat Gazeteciliği' diye bir yazı yazmış ve 'Cemaatçi' diye etiketlediği kişilerin iyi gazeteci olmadığını, kitlelerinin ne verseniz kabul edeceğini anlatmıştı.
Gelin görün ki; Hürriyet'te bu yazının çıktığı gün Doğan Holding'in sponsorluğundaki gazetecilik yarışmasında birinci ve ikinci Özkök'ün 'Cemaat gazeteciliği' dediği gruptan çıkıyordu.
Uzun oldu ama önemli gördüğüm için anlattım.
Demem o ki Türkiye'deki bir grup azgın azınlık kendilerinden olmayanları hiçbir zaman sevmediler.
Sevmek zorunda değillerdi ama saygı göstermek zorundaydılar.
Yapmadılar, yapmayacaklar.
Son olarak; "En güzel intikam başarıdır. Seni sevmeyen herkesi fena halde üzer"