Oğlum şu an LGS sınavında. Ben okulun dışında bekliyorum. Ama aslında bugün sadece çocuğumu beklemiyorum; aylarca süren bir yorgunluğun, kaygının ve adaletsizliğin bitmesini bekliyorum.
Bu yıl boyunca milyonlarca çocuk, hayatlarının en güzel yaşlarında test çözdü. Oyun oynaması gereken yaşta süre tuttu. Hata yaparak öğrenmesi gereken yaşta hata yapmaktan korktu.
Çünkü bu ülkede eğitim, çocukların hakkı olmaktan çıkıp ailelerin satın almaya çalıştığı bir şeye dönüştürüldü.
Dershaneler, özel dersler, kaynak kitaplar, deneme sınavları... Parası olan biraz daha nefes aldı. Parası olmayan biraz daha geride bırakıldı.
Sonra da adına "eşit yarış" dendi.
Oysa eşitlik, herkesin aynı sınava girmesi değildir. Eşitlik; herkesin aynı imkânlara sahip olmasıdır. Bir çocuğun hangi mahallede doğduğunun, ailesinin ne kadar kazandığının, hangi dili konuştuğunun geleceğini belirlememesidir.
Eğitim; anadilinde, bilimsel, laik, kamusal ve parasız olmak zorundadır.
Çünkü eğitim bir ayrıcalık değil, en temel insan hakkıdır.
Bugün burada beklerken şunu düşünüyorum:
Bir çocuğun değeri iki kitapçığa, birkaç saate ve bir puana sığmaz.
Hiçbir sınav bir çocuğun vicdanını ölçemez. Hayal gücünü ölçemez. İyiliğini ölçemez. Cesaretini ölçemez.
Robin'in de, bugün sınava giren bütün çocukların da bundan çok daha büyük olduğunu biliyorum.
Bu yüzden sonuç ne olursa olsun, oğlumla gurur duyuyorum. Asıl başarı; böylesine ağır bir sistemin içinde ezilmeden kalabilmek, merakını ve umudunu kaybetmemektir.
Bugün okul kapılarında bekleyen bütün anne babalar için de bir dileğim var: Çocuklarımızın geleceğinin sınavlarla değil, fırsat eşitliğiyle belirlendiği; eğitimin parasız, nitelikli, anadilinde ve herkes için erişilebilir olduğu günleri görmek.
Umarım bir gün hiçbir çocuğun geleceği ailesinin gelirine, yaşadığı mahalleye ya da konuştuğu dile göre şekillenmez. Umarım bir gün çocuklarımızı sınav salonlarının kapısında kaygıyla beklemek yerine, özgürce gelişebilecekleri, eşit ve adil bir eğitim sisteminin içinde büyüdüklerini izleriz.