Herkes ABD'nin bombalarını ve yaptırımlarını konuşuyor. Çin ise sessizce yüzyılın kurallarını yazıyor.
Son aylarda ABD durmadan hamle yaptı.
Venezuela'da yönetimi devirdi. İran'ı vurdu. Çin'in petrol yolunu kesti. Çin'in şirketlerini kara listeye aldı.
Böyle dört bir yandan kuşatılan bir ülke ne yapar?
Bağırır, restleşir, misilleme yapar.
Çin hiçbirini yapmadı. Sadece sustu.
Çünkü Çin'in stratejisi o kadar basit ki, çoğu kişi gözden kaçırıyor.
ABD yıkmaya çalışıyor. Çin ise inşa ediyor.
Bu iki strateji, bu yüzyılın gerçek sahibini belirleyecek.
Peki bu kavganın ödülü ne?
Yüz yıldır dünyanın bir numarası ABD.
Ama Çin çok hızlı yaklaştı. Üretimde, enerjide, ihracatta öne geçti.
Birçok analiste göre bu hızla giderse, 2030'larda dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Kazanan da sadece zengin olmayacak.
Dünya kimin parasını kullanacak, kimin teknolojisine muhtaç olacak, kimin kurallarına göre yaşayacak?
Ödül bu kadar büyük.
İki güç de bunu istiyor.
Ama yöntemleri taban tabana zıt.
Önce ABD'nin yöntemine bakalım. Tek kelime. Yavaşlatmak.
Çünkü ABD, Çin'in tek zayıf noktasını biliyor. Enerji. Çin kullandığı petrolün dörtte üçünü dışarıdan alıyor.
ABD de tam bu damara basıyor.
Çin'e ucuz petrol satan ülkelere bakın.
İran savaşla felç edildi. Rusya yıllardır yaptırım altında. Venezuela'nın lideri devrildi, hattı kesildi.
Hepsinin ortak noktası, Çin'i besliyor olmaları.
Bununla da kalmadı.
ABD, Çin'in yükselişini taşıyan şirketleri vurmaya başladı.
Alibaba, BYD, Baidu gibi dev şirketleri kara listeye aldı.
Amaç: Çin'i zirveye çıkaran lokomotifleri yavaşlatmak.
Ama bu yöntemin görünmeyen bir bedeli var.
ABD her cephede saldırdıkça, kendi dostlarını da yıpratıyor.
Körfez ülkelerine bakın. İran ucuz dronelarla bu ülkelerin limanlarını, havalimanlarını vurdu.
ABD'nin onlara sattığı milyar dolarlık savunma sistemleri çoğu saldırıyı durduramadı.
Otuz beş bin dolarlık bir drone'u düşürmek için milyon dolarlık füzeler harcandı.
Bu ülkeler korunmadıklarını gördü.
Üstüne ABD onlara "bize yatırım yapmaya devam edin" dedi.
Sonuç ortada.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar, ABD'ye verdikleri dev yatırım sözlerini yeniden masaya yatırdı.
Yani ABD düşmanını yıkmaya çalışırken, dostlarını da kaybediyor.
Peki bu fırtına eserken Çin ne yapıyor?
İşte asıl ustalık burada.
Birincisi, eğilmiyor.
ABD Çinli şirketlere yaptırım uygulayınca, Çin 2021'de çıkarıp hiç kullanmadığı bir yasayı ilk kez devreye soktu. O yaptırımları kendi topraklarında geçersiz ilan etti.
Mesajı net. Ben baskıyla geri adım atmam.
İkincisi, dünyanın kilit noktalarını elinde tutuyor.
Bir savaş uçağının mıknatısından telefonun çipine, gübreden arabanın bataryasına kadar neredeyse her şeyin üretiminde bir Çin hammaddesi var.
Nadir elementler, sülfürik asit gibi adını bile duymadığınız maddeler.
Çin bunların ihracatını kıstığında, dünyanın yarısının üretim zinciri sarsılıyor.
Yani ABD Çin'in şirketlerini vurabiliyor.
Ama Çin de dünyanın fabrikasının nefesini kesebiliyor.
Üçüncüsü, en önemlisi. Çin geleceği kimsenin bakmadığı yerde kuruyor.
ABD son yirmi yılda Irak ve Afganistan'da trilyonlarca doları savaşa gömdü. Çin ise aynı yıllarda Afrika'ya altyapı kurdu.
Kırk dokuz ülkeye liman, demiryolu, baraj, telekom ağı.
Çünkü Afrika dünyanın en genç kıtası.
2050'de nüfusu iki buçuk milyarı aşacak. Bir kıtanın altyapısını kuran, geleceğini de belirler.
Aynı anda Çin sessizce dolardan kopuyor. Elindeki ABD tahvillerini satıyor, yerine altın alıyor.
Kendi ödeme sistemini kurdu, yuanı yayıyor, BRICS'i büyütüyor.
Yani ABD'nin en güçlü silahı olan dolardan, adım adım kurtuluyor.
Şimdi iki yöntemi yan yana koyun. Fark her şeyi anlatıyor.
ABD yıkarak oynuyor. Bombalıyor, yaptırım koyuyor, hat kesiyor. Her hamlesi güçlü görünüyor, ama her hamlesi bir maliyet.
Cephanesi azalıyor, müttefiki küsüyor.
Çin inşa ederek oynuyor. Liman kuruyor, anlaşma yapıyor, sistem yazıyor.
Her hamlesi sessiz, ama her hamlesi geriye kalıcı bir şey bırakıyor.
İşte tarihin sessiz kuralı.
Yıkmak hızlıdır ama tüketir. İnşa etmek yavaştır ama biriktirir.
Uzun bir yarışta yıkanın eli boşalır, inşa edenin eli dolar.
Dahası, ABD'nin her sert hamlesi dünyayı bir adım daha Çin'in kurduğu sisteme itiyor.
Çin'i durdurmak için atılan her adım, ona yeni bir kapı açıyor.
Sun Tzu yüzyıllar önce söylemişti.
''En büyük zafer, savaşmadan kazanılandır.''
Xi Jinping de bütün stratejisini sanki bu cümlenin üstüne kurdu.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.